Bugün farklı bir konudan bahsedeyim istiyorum. Şizofreni
ya da farklı bir ruhsal hastalığın temelinde sakın toplum yatıyor olmasın
Ayşe Şasa nın şizofren olmasının temelinde dışlanmışlık
vardı. Yeşilçam ile okulu arasında zikzak çizerken iki farklı yerden iki ayrı
şey duyuyordu. Yeşilçam da onu senarist olarak kabul etmiyorlar okuduğu bölümü
bitirip mesleğini icra etmesi yönünde iğnelemelerde bulunuyorlardı. Okulda ise
durum farksızdı. Onlar da Şasa yı bölüme yakıştıramıyor, Yeşilçam da
senaristliğini yapmasını ve anlamadığı şey üzerine okumamasını söylüyorlardı.
Her iki kesimden dışlanan Şasa kısa süre sonra yalnız kalmıştı. İki alanda da
başarılı olmuş ve kıskanılmıştı. Bunun üzerine yaşadığı hüznü Delilik
Ülkesinden Notlar kitabında ince ince anlatmış. Sonrasında yaptığı evlilikler ile de mutlu
olamayan Şasa, 1980 li yıllarda rahatsızlandı. Ve şizofreni teşhisi konuldu. Bu
dönemde Slyvia Plath in Sırça Fanus kitabını okumasının akabinde intihara
kalkıştı. Fakat ölmedi. Sonrasında ise İbni Arabi ile Hakkı buldu. En büyük
azap onu en büyük feraha hazırlıyordu: Allah aşkına.
İnsanlar çok yönlü olanları daima dışlamışlardır. Haset
dediğimiz hastalık buna zemin oluşturmuştur. Oysa farkında olmadan binlerce
kişiyi şizofreniye sürüklemişlerdir. Neticesinde intihar edenlerin katili
aslında toplumdur. Hiç unutmam lisede bir psikolog hanım seminer vermişti.
Başından geçen şu olayı bize bir uyarı niyetine anlatmıştı:
İzmir den yeni bir öğrenci sınıflarına gelecekti. Erkek
olduğunu öğrenen kızların hepsi bu İzmirli çocuğu merak etmeye başlamıştı.
Kendi aralarında onu nasıl tavlayacaklarını konuşuyorlar bunun üzerine bahis
oynuyorlardı. Nihayet o gün geldi. Hepsi heyecanla kapıya bakarken bir taraftan
da aynalarında son kontrolleri yapıyorlardı. Derken kapı açıldı içeriye cüce
rahatsızlığı bulunan bir oğlan girdi. Başı sınıfın tahtasının hizasına anca
geliyordu. Kızların hepsi hayal kırıklığına uğramıştı. Oğlana hoş geldin bile
demediler. O hafta okulun balosu vardı. Herkes kavalyesini belirlemişti.
İzmirli çocuk yalnız kalmıştı. Balo akşamı herkes eğlenirken o bir köşede
oturuyordu. Bu olayı anlatan psikolog hanım o dönemde ilk okul beşte okuyan bir
kızdı. İzmirli çocuğun yanına gitti gülümseyerek dans edelim mi diye sordu.
Çocuk önce şaşırdı ardından sevinerek kabul etti. O akşam çocuk yalnız
kalmadığına ileride psikolog olacak hanım da bir mutsuzu sevindirdiğine
sevinmişti. Fakat ertesi sabah herkesin şok olduğu bir olay yaşandı. İzmirli
çocuk bir not bırakarak kendisini sınıfın tavanına asmıştı. Notta şunlar
yazıyordu: Hayatımda ilk defa bir kişi beni cüce olduğum için horlamadı. İlk
defa benimle alay etmedi ve bana arkadaşça baktı. Dün akşam öyle güzel bir
akşamdı ki ben o kadar mutluydum ki bir daha hayatım boyunca o mutluluğu
yaşayamayacağım için intihar ediyorum.
Bu olayın anlatımını bitirdiğinde psikolog hanım,
konferanstaki tüm öğrenciler olarak ağlıyorduk. Hanımefendi bize dedi ki bu
gözyaşlarınızı unutmayın yıllar geçse de hatırlayın ve ne olursa olsun bir
kişiyi hor görmeyin dışlamayın alaya almayın. Nerede yalnız birisini görürseniz
onun yanına gidin onunla dertleşin onun intiharını önlemiş olursunuz.
Günümüzün insanı ise intihara itiyor insanı. Zaten zor
bir hayatı olanlarla nasıl da uğraşıyorsunuz. Kaybetmek kolay çünkü değil mi
Aşağılamak itelemek ötekileştirmek kolay. Hasedi ancak böyle mi kurutuyorsunuz
siz Siz başarılı insanların kellelerini mi almak istiyorsunuz koltuklarınıza
Ahkam kesmekten bahsediyorsunuz ahkam keserek. Had bildirmek istiyorsunuz kendi
haddinizden bihaber vaziyette. Ayıp örtmeyip ayıpları ortaya döküyorsunuz hem
de. İnsan kazanmayıp insan kaybediyorsunuz böylece. Uçurumdan iterken atlamaya
niyet edeni... Sormuyorsunuz bir gün bile niye diye. Bir gün bile kardeş
olamamanız ne acı. Siz bu çağın insanları bu çağın modern Firavunları. Siz yok
musunuz siz. Bizi siz şizofren ettiniz.