Anayasa, bir ülkenin sosyal hayatının tüm normlarını belirleyen, özgürlüklerini ortaya koyan ve tarihsel bilinç düzeyinin demokrasi anlayışını yansıtan en önemli ortak metnidir. Bu metindeki özgürlüklerin bir bütün olarak ortaya konulması, bürokratik ve oligarşik zihniyetlerin de toplum üzerindeki kötü niyetlerini engellememesi bağlamında çok önemlidir. Yıllardır, bu ülkenin insanları, militarist, bürokratik ve oligarşik iradenin zulüm pençelerinde bırakılmışlar, Anayasa’nın muğlak kavramları üzerinden yürütülen kısıtlamalarla en temel insan haklarına bile gem vurulmuştur.
Mesela, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iç tüzüğünde, mecliste başörtülü vekil olamayacağına dair bir hüküm olmamasına rağmen, Fazilet Partisi döneminde Merve Kavakçı’ya yapılan zulüm, Türk demokrasi ve meclis tarihine kara harflerle yazılmıştır. Milletvekili yemini bile etmediği halde meclis kürsüsünü işgal eden DSP’nin Genel Başkanı Bülent Ecevit’in, suratına yansıyan öfke ve kin, “Bu kadına haddini bildirin” diye ayağına basılmışcasına canhıraş feryadı, hala gözümüzün önündedir ve kulaklarımızı tırmalamaktadır. İnsanın zihnine bir paslı çivi gibi saplanan o tahammülsüz görüntü, bu ülkede birilerinin “Efendi ve köle” ilişkisini çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, kendilerinden başka hiçbir şeye rıza göstermeyecekleri bir düzeni sistematize eden bir görüntüydü.
Şimdi, Meclis Başkanı, başörtülü vekil olsun şeklindeki bir düzenlemeyi hayata geçirmek için partiler arası tur yapıyor. Ba’de harab-ül Basra diye bir deyim vardır… İş işten geçtikten sona, zulüm tüm karanlığıyla insanların üzerine çöktükten sonra, Fazilet Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’ya yapılan linç girişimi bu ülkenin özgürlük atmosferini tarumar ettikten sonra, iş olsun diye, zevahiri kurtarmak adına adımlar atılıyor.
Türkiye’de demokratik ortamı mahveden, din ve vicdan hürriyetlerinin yaralanmasına, özgürlüklerin tırpanlanmasına yol açan 1980 Anayasası, kökten değiştirilmedikten sonra, parça parça atılan bu adımların ne anlamı var
Artık hiçbir umut kırıntımız kalmadı… Bu meclisin, zalim, kaos üreten 80 Anayasası’nı değiştirebileceğine, bu yönde atılan adımların “Özgürlükçü ve Demokratik ortamı sağlayan” bir Anayasa’ya dönüşeceğine ilişkin, küçük de olsa bir umudumuz vardı. Maalesef, bu umudumuz, partilerin kısır çekişmelerini gördükçe, tamamen bitti. Meclisteki siyasi partilerin kafalarının gerisinden gelen farklı talepler, kabul edilemez niyetler ve kendi tabanlarına mesaj verme gayreti içinde oldukları fikri zıtlaşmaları ortaya çıktıkça, yeni Anayasa hamlesinin önü tıkandı. Anayasa ile ilgili binlerce sivil toplum örgütü, aydın ile görüşen Meclis Anayasa Komisyonu, iş bunu kağıda dökmeye geldiğinde, sakız gibi her şeyi bir başka tarafa çeker oldu. Şimdi, AKP yeni bir hamle daha yapıyor ve şu ana kadar yazılmış olan 60 maddenin, meclisten geçirilmesi için, meclis turu atıyor. Yapamadık… Pişirdiğimiz kadarını yedirelim.
Bunun başka bir izahı yoktur.
Türkiye’nin beklemeye tahammülü yoktur. Herkesin ağzına bir parmak bal çalmaya matuf küçük demokratikleşme paketleriyle, sağa sola mavi boncuk dağıtılarak Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükler atmosferi ortaya konulamaz.
Yapacaksanız, Anayasa’yı tüm yönleriyle, dört başı mamur şekilde yapın, bitirin. Biz de militarist iradenin tamamen önünün kesildiği, bürokratik ve oligarşik efendilerin kendilerine “efendi” rolü biçmediği bir demokratik ortama geçiş yapalım.
Bizi avutmayın!