Kriz, hatanın anlaşılmasıyla önlenir. Krizi fırsata dönüştüren hatadan dönme hızıdır. Kafasını kuma gömmekten vazgeçenler için, duvardaki çatlakları sürekli kapatmak yerine temeldeki sarsıntıya dikkat çekenler için yeni bir arayış başladı. Çünkü aklı fikri sıcak para bulmak olan bir anlayış duvara toslamıştır. Fikirlerini net bir şekilde ortaya koyamadığı için kamplaştırarak yol alan, çözüm üretmesi gerekirken yaftalayarak günü kurtaran zihniyetin sonu gelmiştir.
Küresel sistemin reçetelerini uygulayan hükümetler, bu ülkeye sadece vakit kaybettirmiştir. Dünün fırsatlarını her gün “müjdeli” haber vererek ucuz harcayanlar, bugünün risklerini “önlem paketleri” ile geçiştiremezler. Sonuçları zamana yaymak; kaymaktır! Bugüne kadar ekonomideki kaymayı bankalar, dış politikadaki kaymayı zirveler örtüyordu. Zararlarımız öylesine arttı ki, artık şapkamızı önümüze koymak zorundayız.
Olayların gerçek değerlendirildiği yer; milletimizin gönlü ve hafızasıdır. Hep iyiye yordu bu millet ama galiba yoruldu. Hep bardağın dolu tarafını gördü ama galiba bardak boşaldı. Şimdi yaşadığımız kriz, anlamak için bir fırsat oldu, yeni sorgulamalara vesile oldu. Mesela, “16 yıldır yaşanan sözde istikrar döneminde meydan okuyamadığımız ülkelere şimdi mi meydan okuyacağız”? Ya da; “faiz lobilerine milyarlarca dolar ödeme yaptığı halde, faiz lobisinden şikâyet edenler mi bu savaşı kazanacağız”? Türkiye’yi geleceğe taşıyacak inancın, kararlılığın, plan ve projelerini ortaya koyamayanların B ve C planlarına nasıl güveneceğiz?
Bu krizi travmaya çevirmeden, krizin yaşattığı sorgulama fırsatını medyanın algılarına kurban etmeden “bilgelik”le hareket etmeye odaklanmalıyız. Çünkü bir ekonominin istikrardan daha çok ihtiyaç duyduğu şey, herkesin hakkını aldığı bir ortam sağlamasıdır. Bu ortamın sağlanmadığı ülkede, gerçek bir kurtuluş savaşı da verilemez! O halde; ekonomiye yön vermesi gerekenler, “bankaları kredi vermeye davet” etmeyi, “orta vadeli plan” açıklamayı bırakmalı, sanayicinin önünü daha net görebilmesi açısından, yatırıma, üretime, ihracata harcanacak payı artırmalıdır. Türkiye’nin gücünü artıracak faizsiz ve üretim ortaklığını destekleyen yeni uygulamalarla, genç nüfusun ekonomi için fırsata dönüşmesi sağlanmalıdır. Yeniden umut olmak ve çözüm önerileri geliştirmek için; “para”ya değil “yara”ya odaklanan yeni fikirlerle yeniden buluşalım!