Nasıl İslam’ın bazı hükümlerini uygulamada vatan-ı asli/asıl vatan ile vatan-ı ikamet arasında biraz farklılık varsa…
Asıl vatanımız olan ahiret ile bu dünya arasında da farklar vardır.
Ama bunlar, birbirinden ayrılmaz şekilde bağlantılıdır.
Ana rahmi ile bu dünya arasındaki bağ gibi, bu dünya ile ahiret arasında da bağ devam etmektedir.
Biz bu dünyada haddimizi bilmekle, Hakk’ın bize verdiği hakları ve sorumlulukları yerine getirmekle görevliyiz.
Rabbimiz, tenimize uygun can, akıl, idrak… verdiği gibi, canımıza uygun da ten vermiştir.
Rabbimiz, Bakara süresinin son ayetine başlarken herkese ne vermişse ondan hesaba çekileceğini haber vermiştir.
Biz, bize verilenlerden sorumluyuz.
Bize verilenleri kullanmamaktan da sorumluyuz, israf etmekten de sorumluyuz.
Bu dünyada neyi, nasıl yapacağımızı bildirmek için Kur’an-ı Kerim’ini, elçisi Muhammed aleyhisselamla göndermiş ve ayetlerin anlaşılması ve uygulanması konusunda O’nu bize örnek kılmıştır.
Onun için 23 yıllık peygamberliği döneminde savaşların tamamı altı ayı doldurmazken, İslami eğitim 23 yıl devam etmiştir.
O altı aylık savaşlar döneminde de savaş hukukunu öğretmiştir bize.
Savaşa katılmayan çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar ve din adamlarının öldürülmemesi emrini vermiş.
Savaşan kâfirler, esir edildiklerinde işkence edilmesini yasaklamış.
Yani savaşları bile eğitim olmuş.
Allah Rasülü’nün Medine’de kurduğu on yıllık devleti bir buçuk milyon kilometrekare toprak fethetmiş ve harp meydanlarında ölenlerin sayısı iki taraftan iki yüz elliyi geçmemiş. (Bak, Prof. Dr. Muhammet Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, sayfa 11, Dr. Salih Tuğ çevirisi, Yağmur Yayınları, İst. 1962)
Hedef öldürmek, topraklarına, servetlerine, sahip olmak değil, bu canların cehenneme gitmesi için çalışanları, cennet yolcularının yolunu kesmelerini engellemek içindir.
On yılda savaş meydanında öldürülen kâfir sayısı 140’ı geçmiyor, bugün yalnız işgalci İsrail, Filistin’deki Müslümanların evlerine ve topraklarına sahip olmak için her gün 140 Müslüman öldürüyor.
Kendi çocuklarının bile cehenneme gitmesi için çalışan bu insanlardan, insanlığa fayda beklemek, şeytana cennetin yolunu sormak gibidir.
Filistinlilerin tek suçları, cehenneme insan paketleme sistemini kabul etmemeleri ve cennete giden yolu gösteren İslam’a gönül vermeleri.
Kur’an-ı Kerim’de imandan sonra hep “amel-i salih” gelir.
Yani İslam’ı gönülden kabul eden bir Müslüman, bundan sonra yaptığı işlerinin hepsinin İslam’a uygun olmasına dikkat edecek.
İslam’ın emir ve yasaklarını, Sevgili Peygamberimiz’in yaptığı gibi yapacak.
Amel/eylem adamı olacak.
Kâfirken, Allah Rasülü’nü öldürmeyi göze alan ve Medine sokaklarında onu arayan, bulunca da O’nu görüp dinleyince Müslüman olan Hazreti Ömer, Müslüman olduktan sonra da aynı cevvaliyetini İslami çizgilerle devam ettirmiş.
Günümüzde bazıları “bizden geçti” diyor ama Pazar günleri sabah namazını Eyüpsultan’da kılıyor.
Eyüp Sultan’ın 90 yaşında Medine’den Kostantıniyye’yi fethetmek için gelip orada şehit olduğunu hatırına getirmiyor, onu örnek almıyor.
12 Eylül 1980 darbesinde hızlı solcu, hatta komünist geçinip köşeyi dönmekten, bakana rüşvet vermekten hapse atılan biri, orada İslamcı biriyle karşılaşır ve İslam’a dönüş yapar.
Çıkınca her işi bırakmış, büyükşehrin kenarında bir çiftlik satın almış, telefon, televizyon, radyo gibi araçlardan uzaklaşmış, kendini kendine anlatılan ibadete vermiş.
O şehirde yaşayan ve onu tanıyan arkadaşa telefon ettim, “Git ona ve onun yanına varınca senin telefonunla beni ara ve beni görüştür” dedim, görüştüm ve burada yazdıklarımı, Hazreti Ömer’le Ebu Eyyup el Ensari’yi anlattım, eski halinden daha hareketli olmasını istedim.
Dediğimi tuttu. O şehrin en kullanışlı bir binasını kiralamış, o şehirde en iyi Kur’an okutanı, en iyi tefsir yapanı, en iyi Arapça öğretenleri buldurmuş ve yüksek ücretlerle güzel bir hizmete başlayıvermiş.
İlahiyat öğrencilerinden, imam hatip öğrencilerinden onların dışında olanlardan da ücret almadan derslere katılmalarını sağlamış.
Aylık derslerden imtihanda zayıf alanların kaydını silmişler ve beklemekte olanları almışlar.
“Bizden geçti” yok, “serden geçti” olmak var.