Bizde farklılıklar zenginlik olmuyor

Abone Ol

Ülkemizde farklılıklardan söz edilirken genellikle

toplumdaki farklılıklar bir zenginlik olarak nitelendirilir. Olması gereken de

budur. Yani, toplumun tek bir tanımla tarif edilmesi çoğu zaman mümkün

değildir. Irk bakımdan nitelendirseniz, inanç bakımından nitelendiremezsiniz.

Aynı inanca mensup olunsa bile mezhep ve yorum farklılıkları olacaktır.

Kısacası bir toplumu fabrikasyon üretim gibi düşünmek mümkün değildir. İnsanın

olduğu yerde farklılıkların olması kadar doğal bir şey yoktur. Yani

farklılıkların kültürel zenginlik sebebi olması gerekir. Ama ülkemizde

farklılıkların zenginlik sebebi değil, ayrışma sebebi olarak kullanıldığı,

kullanılmaya çalışıldığı da ayrı bir gerçek. Böyle olunca her fırsatta

farklılıkların zenginlik sebebi olduğunu söylemek samimi bir yaklaşım olmaktan

uzaklaşarak sadece politik bir değerlendirmeden ibaret kalıyor. Bu politik

değerlendirme derde derman olsa, farklıların başkalaştırmaya dönüşmesi

engellenebilse elbette tekrarlanmasında fayda bile olabilir.

ABD de her ırktan, her dinden, her renkten insan bir

araya gelmiş bir devlet oluşturmuşlardır. Hatta bir adım daha atarak her dinin

farklı mezheplerinden insanlar bir arada yaşayabilmektedirler. Yani, farklıklar

ABD için bir zenginlik kaynağı olurken bizim gibi ülkeler için niçin çatışma ve

ayrışma sebebi oluyor Bu soruya çeşitli cevaplar vermek mümkündür. Öncelikli

olarak uzlaşma kültüründen uzak oluşumuz, herkesin bizim gibi düşünmesi ve

inanmasını istememizden kaynaklanan bir hoşgörüsüzlük toplumumuzda hakim.

Söz gelimi inançsız ya da farklı bir inanca mensup olan

bir kesim toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan inanan insanlara her

fırsatta inançsızlığı dayatıyor. Hatta inanmayı çağ dışılık, gericilik,

yobazlık gibi nitelendirmelerle aşağılama yoluna gidiyorlar. Ondan sonrada

kendilerine toplumda saygı duyulmadığı, dışlandıklarını ileri sürüyorlar.

Halbuki bu ülkede uzun yıllardan beri özellikle devlet hayatından dışlananlar

inançlı insanlar. Böyle olduğu içinde devletin etkili makamlarında bu insanlar

fazla yer alamadı. Alma ihtimali ortaya çıktığında da kendilerini bir takım

nitelendirmelerle tarif edenler karşı harekete geçmişler, işi darbeye kadar

götürmüşlerdir.

Bu noktaya gelinmesinin çeşitli sebepleri vardır.

Türkiye de devlet sürekli olarak dine müdahale etmiş, insanların neye nasıl

inanacağını belirlemeye kalkışmıştır, Böyle olunca da insanlar kendilerini

oldukları gibi tarif etmemiş, edememişlerdir. Çünkü, kendilerini oldukları gibi

tarif etmeye kalkıştıklarında hem toplumun bir kesiminden hem de devletten

tepki görmüşleredir. Gelinen noktada madem ki demokratikleşme konusunda

toplumda bir genel kabul oluşmuştur, yapılacak ilk iş insanların kendilerini

oldukları ve istedikleri gibi tarif etmelerinin önün açılmalı ve bu husus yasal

düzenleme ile teminat altına alınmalıdır. Ne, inanan insanların nasıl

inanacağını ne de inanmayan insanların ille de bir inanç içinde tarif edilmeye

zorlanmaması gerekiyor.

Aynı durum ırki bakımdan da geçerlidir. Bir insan kendini

hangi inanç ve hangi ırktan kabul ediyorsa bunu ifade temekte bir sıkıntı

çekmemelidir. Yıllardan beri toplumun bir kesimi kendisini Kürt olarak

nitelendirmiş buna karşılık resmi ideoloji Türkiye de Kürt olmadığını,

Türklerin dağda yaşayanlarından ibaret olduğu ileri sürülmüştür. Halbuki bir

insanın ne olup olmadığını devlet değil ailesi ve kendisi bilir ve belirler.

Sonuç olarak diyorum ki, yeni anayasa yapılamasa bile

insanların kendilerinin ne olduğuna kendilerinin karar vermesinin önünün

açılması gerekiyor. Kimin neye, nasıl inanacağı alanından da devletin elini

çekmesi olmazsa olmaz şarttır. Kaldı ki, bir yandan devletin nitelikleri

sayılırken Laiklik en başta zikredilirken nedense devletin topluma din

dayatması bu ilke ile çatışmaktadır. Kısacası farklıkların zenginlik olabilmesi

için bu farklılıkların üzerindeki baskının kaldırılması gerekiyor.