Biz Mekkeli Yetimden sadece aşkı öğrenmedik!

Abone Ol

MEKKELİ bir Yetim vardı bin dört yüz yıl önce! Mücadelesi ile bizlere örnek olması için gönderilen. Yaşantısı ile rehberlik ederek doğruyu bulmamızı sağlayan. Bizler O Mekkeli Yetim’den sadece aşkı öğrenmedik. Yeri geldiğinde bir baba olmayı, yeri geldiğinde bir komutan olmayı da öğrendik. Kardeşlik bağının nasıl bir şey olduğunu, yeri geldiğinde malını nasıl paylaşmak gerektiğini de öğrendik. Sıkıntılı zamanlarda sabretmeyi, zayıfken nasıl anlaşma yapılacağını da.

Aradan yıllar, yüzyıllar geçti. O Mekkeli Yetim’in öğrettikleriyle amel edenler üç kıtada milyonlarca km2’lik topraklarda hükümferma olurken, kenarı Dicle’de kurtla kuzu yan yana su içtiler. Sarayın bahçesindeki ağaçlarda bol miktarda karınca görünce padişah Dırahtı ger sarmış olsa karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca diye sual eyleyince Yarın Hakk’ın divanına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca diyen âlimleri vardı nezaket ve adalet erbabı. Sultan olmuşlardı ama karıncanın hakkından bile çekinmişlerdi. Siftah yapan esnafın yapmayan kardeşini kolladığı zamanlardı o zamanlar. Adaletin terazisinin doğru tarttığı, padişahların adaletinden şüphe etmediği kadıların olduğu yıllardı o yıllar. Latin serpuşunu Osmanlı sarığına tercih eden Hıristiyanların neden böyle bir tercih yaptığını yaşayarak öğretenlerin olduğu yıllar işte.

Zamanla bizlere ne olduysa sanki O Mekkeli Yetim bize bir şey bildirmemişçesine bir hale büründük. Zevk-u sefaya dalanlar önce adaletin terazisini şaşırttılar. Daha sonra ilmiye sınıfını paraya alıştırdılar. Derken asker de onlara uyunca o dünyaya nam salan, Paris’teki dansa fermanla müdahil olan topluluk gitti yerine kadük her şeyiyle ecnebiye imrenen bir toplum geldi. Artık Fransızca bilmeyenin adamdan sayılmadığı, adabı muaşeretin dansla ölçüldüğü bir devirdeydik. Adaletin mumla arandığı, yüzlerce yıldır kardeşçe yaşamış insanların ırklarına göre tasnif edildiği yıllara kavuşmuştuk. Bir ara âri ırk sevdasına bile kapıldık, boylu poslu memleketlerden nesil devşirmeye bile kalktık. Geçmişle bağlarımızı bir bir koparırken muasır medeniyet seviyesine füze gibi yükseleceğimizi sandık.

Gel zaman git zaman istibdat kokan yıllar da yaşadı insanlarımız. Ezanın Türkçe okunduğu, Kur’an okumanın suç sayıldığı, dini kitapların bir insanı suçlamak için en büyük delil sayıldığı yılları da gördük bu topraklarda. Cenaze namazı kıldıracak adam bulunamayınca içlerinden bir eyvah çektilerse de iş işten geçmişti artık.

Sonrasında doğulu gibi giyinen ama batılı gibi düşünen insanların devri başladı. Halkla iç içeydiler ama göbek bağlarıyla beyin hücreleri batıya bağlıydı. Bir yandan cumaları eda ederken bir yandan da şarap kadehlerini kaldırıyorlardı. Söylem olarak Müslüman yaşantı olarak batılıdan daha asriydiler. Muasır medeniyet seviyesinin de üzerine çıkmışlardı artık. Toplum bir kez daha afallamıştı. Bu devir sanılanın aksine toplumda çok tesirli oldu. Önce tavırlar daha sonra düşünceler birer birer değişime uğradı. Artık Mekkeli Yetim pek akla gelmiyordu tabi Onun öğrettikleri de. Varsa yoksa maddiyat ön plana çıkmıştı. Önce benim memurum işini bildi daha sonra memurunun işi nasıl öğrendiğini kavrayan bakanlar türedi. Küçük Amerika olmak sevdasından Amerika ile stratejik ortak olmak evresine atlayıverdik birdenbire.

Şimdilerde kardeşlik bağları üzerinden yükleniyorlar topluma. Oysaki bu toplum üzerindeki küllere hafifçe bir üfleyebilse o küllerin altından Mekkeli Yetim’in bize öğrettiği şeyler çıkıverecek hemen ama üfletmiyorlar ki. Hep engel koyuyorlar önümüze. Heyhat bir zamanlar yedi düvele meydan okurken omuz omuza mücadele ediyordu o küllerin altında kalan değerler için bu milletin evlatları. Yan yana yatıyorlardı onlarca cephede. Temel gayeleri Mekkeli Yetim’in öğrettikleriyle amel edebilmekti. Onlar çok iyi biliyorlardı Mekkeli Yetim’in sadece aşkı öğretmediğini…

Minik bir tebessüm

Ne olmak istiyor

ABD Başbakanlarından James Garfield (öl. 1881) başkan olmadan önce bir kolejin müdürüymüş. Günlerden bir gün bir anne çocuğunu koleje yazdırırken bir ricada bulunmuş:

- Müdür Bey, dersleri biraz daha basitleştiremez misiniz Benim çocuğum derslerin hepsini takip edemez de. Koleji de bir an önce bitirmek istiyor yavrum.

Garfield cevap vermiş:

- Elbette hanımefendi bu mümkündür. Önce çocuğunuzun ne olmak istediğini söyleyin. Malum ya Tanrı bir meşeyi yüz yılda yetiştirirken bir kabak için iki ayı yeterli görüyor.

İlgilisine Notlar:

• “Bizim yolumuz dikenli yoldur. Ayağını seven gelmesin.” Seyyid Kutub

• Timsahlar masumdur aslında onlara gözyaşı döktüren mideleridir.

• Hayaller insanın yaşadığının kanıtıdır. Gerçekleşmeyecek hayal insana elem verir.

• Elbisesi kirli olandan değil fikirleri kirli olandan korkmalı insan aslında!

• Kralın adamı olmanız önemli değil aslolan adamın kralı olmanızdır.