Türkiye bizim vatanımız, vatanımıza sahip çıkacağız. Bu
toprakların hiçbir örgüt tarafından, hiçbir hain tarafından kirletilmesine izin
vermeyeceğiz.
On üç yıldır şarkılarla, şiirlerle, hamasî nutuklarla
gemisini yürüten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ın Paralel Yapı olarak tabir
ettiği gruba yönelik söylediği sözler bunlar.
Gelinen noktada eski dostluklar düşmanlıklara evriliyor,
söylenen övgü ve sevgi sözleri şiddet diline çevriliyor. Doğrusu on iki yıllık
ortaklıkları, o ortakların ne istedilerse verildiği günleri hatırlayınca
bizlere de hayretler içinde kalmak düşüyor.
Hayır hayır, 28 Şubat günlerinde başlayan o ortaklığın
nasıl bozulduğunu yazacak değilim. Dinlenen kriptolu telefonlara, ortalığa
saçılan iddialara, havuzlarda toplanan bağışlara, sıfırlanması gereken paralara
ya da Allah ın ayetleriyle edilen alaylara değinecek de değilim.
Demek vatanımızı hainlere çiğnetmeyeceksiniz öyle mi
Vay canına sizi ciddiye almalı mıyız gerçekten
Sözlerinize itibar etmeli miyiz
Sev dediğinizde seven, nefret et dediğinizde nefret
eden yığınlar gibi mi olmalıyız
Hep destek tam destek sloganına sarılıp, size ölesiye
güvenmeli miyiz
Her ne olursa olsun ardınızda durmalı mıyız
Oysa Beyaz Saray ın gül bahçelerinden anlatılan stratejik
masalları gayet iyi hatırlıyoruz. Bağdatlı, Basralı ya da Kâbilli çocukların
cesetleri soğumadı daha. At pazarlıkları unutulmadı. İncirlik ten kalkan
uçakların yağdırdığı ölümler silinmedi hafızalardan. Dul kadınların, öksüz
evlatların gözyaşları kurumadı.
Demek vatanımızı hainlere çiğnetmeyeceksiniz öyle mi
Uğruna milyonlarca can verdiğimiz yurdumuzu sahipsiz
bırakmayacaksınız!
Oysa biz NATO toprağı ilan ettiğinizi sanıyorduk
buraları.
Cennet yurdumuzun hangi yüksek tepesine baksak,
Amerika nın kahrolası üslerini görüyorduk.
Mayınlı Suriye sınırını İsrail e vermeyin dediğimiz
için faşist ilan edildiğimiz zamanları hatırlıyorduk.
On binlerce Amerikan askerinin vatanımızı çiğnemesi için
elinizden geleni yaptığınızı, lanetli tezkereleri meclisten geçirmek için
tehditler savurduğunuzu hatırlıyorduk.
Sonra kafamıza geçirilen çuvallar geliyordu aklımıza.
Varlık sebebimiz olan milli duygularımızın ayaklar altına
alınışı geliyordu.
Ya hu şunlara hiç olmazsa bir nota verin denildiğinde
de, ne notası kardeşim, müzik notası mı bu şeklindeki ciddiyetsiz cevapları
hatırlıyorduk.
Demek geçmişi bir tarafa bırakalım öyle mi
Pekâlâ, parçalara bölünen Libya yı nereye koyacağız
Savaş gemilerimizin bekçilik ettiği NATO bombardımanlarıyla körüklenen kardeş
kavgasını ne yapacağız Yıllardır süren iç savaştan kaçarken Akdeniz in serin
sularında can veren Libyalıların hesabını kimden soracağız
Bir kez olsun yangını söndürmeyi düşünmediğiniz, Cenevre
toplantılarında Esat rejimiyle görüşülmesine bile karşı çıktığınız Suriye
ateşini ne yapacağız Aklı selim sahipleri ateşkes çağrıları yaparken,
eğit-donat- ölüme yolla anlaşmalarınız sayesinde cehenneme çevrilen Bilâd-ı Şam
yangınını nasıl söndüreceğiz
Sonra Mısır İhvan ına laiklik pazarlamanızı nasıl
karşılayacağız Bir yandan Esma ya ağlayıp, meydanlarda Rabia işareti yaparken,
öte yandan darbecilerin finansörünü bayrakları yarıya indirerek uğurlamanızı
nasıl açıklayacağız
Sahi Yahudi sermayesini öpüp başınızın üzerine koymanızı
nasıl kabulleneceğiz Faiz lobisini beş kat zengin ettiğinizi söylediğiniz
itiraflarınızı duymayacak mıyız Memleketi taşeron cennetine çevirmenizi,
asgari ücretliyi açlığa mahkûm etmenizi, elimizde ne var ne yoksa babalar gibi
satmanızı görmeyecek miyiz
Erbakan hocamızın mirası olan ağır sanayi kuruluşlarımızı
bile elden çıkarırken içimiz yanmayacak mı En hayati iletişim ağlarımızın bile
yabancı sermayeye devrini alkışlayacak mıyız Bütün bunları yaparken sizi
uyaranlarla alay etmenizi, size öğüt verenlere müstehzi gülüşler yollamanızı
unutacak mıyız
Hayır hayır, bütün bunları ve çok daha fazlasını
unutmadık, unutmayacağız. On üç yıldır sebep olduğunuz her olumsuzluğun
şahidiyiz. Bize Milli Görüşçü derler. Kulaklarımızda son anına kadar hepimizi
uyaran merhum Erbakan hocamızın sözleri çınlıyor. Böyle giderse 2023
Türkiye sinde dövecek dizimizin de kalmayacağının farkındayız. Sayenizde toprak
ayağımızın altından kayıyor ve bu çöküşü engellemek için var gücümüzle
çalışacağız. Biz lafa değil icraata bakarız efendi!
ALDANMAYIN VE ALDATMAYIN
1915 tehcirinin 100. yıl dönümündeyiz. Batının
yalanlarına aldanarak bizi terk eden, Anadolu da yüzyıllarca koyun koyuna
yaşadıkları Müslüman halkımızı türlü mezalimlerle katleden Ermeniler uzun
zamandır 100. yıla hazırlanıyorlar.
Uluslararası alanda oyunlar oynuyorlar, milyarlarca dolar
tazminat ve hatta toprak koparabilmek için bin bir numara çekiyorlar. Dünya
liderleri tek tek soykırım iddialarını yasalaştırıyor. Tayyip Erdoğan ın kutsal
sığınak ünvanıyla ağırladığı Papa ise tarihimize kin kusuyor.
İlk bir iki gün Dışişlerinden kınama mesajları geliyor,
fakat birkaç mavi boncuk ya da sırt sıvazlamayla ilişkilerin eskisinden daha
iyi olacağını herkes biliyor. İşte Mavi
Marmara gerçeği taptaze önümüzde duruyor. Denizin ortasında gemimize
saldırdılar, silahsız insanlarımızı öldürdüler ama resmi kayıtlara bile
geçmeyen bir özürle olayı kapatmanın derdindeyiz. Terör devleti İsrail le
ticaret hacmimiz sürekli büyüyor. Demem
o ki Papa birkaç ay sonra yeniden gelse yine kutsal sığınak diye ağırlanacaktır
emin olun. Öte yandan Papa heykeli
önünde Avrupa Birliği Anayasasını imzalayan, Avrupa mahkemelerini kendi iç
hukukumuzdan üstün tutan yöneticilerimiz var. 1 milyon euro nun üzerinde
tazminat ödediğimiz Loizidou davası hatırlanırsa ne demek istediğim
anlaşılacaktır.
Miting meydanlarında efelenmeyle bu belayı atlatacağınızı
sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Kapatın artık şu Avrupa Bakanlığını. Çürümüş Batı
medeniyetinin bekleme salonlarını terk edin. Merhum hocanızın öğütlerine kulak
verin. D-8 Bakanlığını kurun, İslam Birliğini harekete geçirin. Reelpolitiği
bırakın ve Allah rızası için siyaset yapın. Sonra da başımızdaki türlü belalar
nasıl bir bir çözülüyor seyredin. Yok biz bildiğimizi okuruz derseniz,
hayatınızın sonuna kadar aldanmaya ve aldatmaya mahkûmsunuz haberiniz olsun!
BİR YUMRUKTA BİZİM YERİMİZE VUR ÂHED
Âhed Tamîmî yi bilir misiniz
Hani şu İsrail askerlerinin Nebî Salih köyünü her
basışında annesi ve arkadaşlarıyla onlara göğüs geren küçük kız.
Sanırım geçtiğimiz yıldı, muhafazakâr iktidarın algı
operasyonlarında kullanılmak üzere Türkiye ye de getirildi Âhed. İktidara
ilişik birkaç ekrana çıktı. İktidara ilişik birkaç Sivil Toplum Kuruluşu nda
Filistin soslu panellere katıldı. Belediyelerin plaket törenlerinde ağırlandı.
Hatta bu ekranlardan birinde kendisini konuk eden sunucunun, İsrail
askerlerine benim yerime de vur şeklindeki talepleriyle bile karşılaştı Âhed.
Şaşkındı Âhed, 8 yaşında küçük bir kızdı. Dünyanın en
vahşi sürüleriyle karşı karşıyaydı ama hiçbir gücü ya da silahı da yoktu.
Üstelik karşısında gerine gerine oturan sunucu İsrail askerlerine bir yumrukta
kendisi için vurmasını söylüyordu.
Arabesk tadında hüzünlenmek isteyen muhafazakârların
isteklerini yerine getirdikten sonra köyüne döndü Âhed. O vahşi sürülerle
yüzleşmeye devam etti.
İşte bu düşük çözünürlüklü resim de o yüzleşmelerden
birinde çekildi. Âhed in annesinin yine gözleri bağlandı, Âhed in annesi yine
tutuklandı. Direnen Âhed ise müthiş bir acı içinde. Hem annesinin ardından
gözyaşı döküyor, hem de incecik bileklerini kıracak gibi büken vahşinin verdiği
acıya dayanmaya çalışıyor. Anne olamadan belki de şehit olacak Âhed.
Âhed in acısı üzerinden rant devşiren muhafazakârların
ise keyfine diyecek yok. Yine gerine gerine oturuyorlar. Yine bir seçim
öncesinde süslü sözler söyleyip saltanatlarını sürdürmenin hesaplarını
yapıyorlar. Narin bedeniyle bütün bir ümmetin yükünü sırtlanan Âhed akıllarına
gelince de sesleniyorlar:
Bir yumruk da bizim yerimize vur Âhed.