ÜZÜLENLERİN ah, vahlarına hak verdikten sonra Sabah Gazetesi Futbol yazarlarından Meriç Müldür, 17.05.2018 tarihli yazısında diyorki:
“Ancak öyle net bir olay var ki; şampiyonluğun çok önemli faktörlerinden ve aktörlerinden. O da hakem Bülent Yıldırım.”
Maç günü okuyucusunun elinde olan Milli Gazete’deki sayfamızda biz, Bülent Yıldırım’ı “O bir Yıldıran’dır” diye yazarken, Sayın Meriç Müldür’ün iddiasını o gün aleme ilan etmiştik.
Övünmek veya fark vurgulamak gibi bir basitlik bize yakışmaz. Biz biliriz bizim işlerimizi. Demek istediğimiz bu.
Hakem arkadaşlarından belli olur bir hakem, tesbitine canı gönülden katılmamıza rağmen, “Kocaman” bir sezonun yumurta küfesini hakem Bülent Yıldırım’a yüklemek gibi bir gayretimiz yoktur. Sadece yaşanan bir ligin bir yerlerine ayna tutmak istiyoruz.
Fenerbahçe’nin “Yıldırım Kardeşler”ine oluşan bir imrenmenin, birilerine bizim de bir “Yıldırım”ımız olsun dedirtti ve netice aldırttı gibi zandan uzak dururuz. Fakat yine de böyle düşünmek isteyenlere, “Fenerbahçe’nin küçük Yıldırım’ı zaten kocaman hatayla başlatmıştı Fenerbahçe’yi” diyerek karşı çıkarız. Yani şampiyonu biz de kutlarız icabında.
Bir alıntı da yazarımız Kemal Belgin ağabeyden yapmak istiyoruz. Şampiyon takımın TS ile yaptığı maç sonu yazısında “ofsayt rekoru kıran” bir futbolcudan özellikle bahsetmişti.
07 Nisan 2018 tarihli “Neler olmadı ki!” başlıklı yazısında ise, Çin’de dahi top oynamış o futbolcuya ofsaytın ne olduğunu anlatmaya çalışırken, şunları da tarihe maletmeden geçememiş.
“Burak Yılmaz’ın ofsayt hastalığı hala sürüyor. Hatta doruk noktaya çıktı. GS maçında saymışlar 7 defa ofsayta düşerek rekor kırmış: Hatta ilaveten arkadaşları onu o pozisyonda görünce top atmamışlar. Yani diyorlarki onlar da atılsaydı rakam 12’yi geçerdi.”
Bir takım bir maçta rakip kaleye kaç akın yapabilir sorusuyla girip kimseye “dana” aratmak gibi bir niyetimiz yok. Buzağılar büyüdüğü için dana dedik.
O maç öncesinde futbol sayfalarında “Kral iki kişiyle tutulacak-Kral’a karşı özel taktik uygulanacak” hayal haberlerine prim vermemiştik. Zira şampiyon olan takımın teknik sorumlusu, adı geçen ve kral diye lanse edilen o futbolcunun ciğerini biliyordu. Dolayısıyla demek istediğimiz şudur: Şampiyon takım öyle bir taktikle oynadı ki o maçı, rakibinin kral oyuncusunun dikkatlerini yok ederek hep ofsaytta ikametini sağladı. Hakkı’nın hakkını, Hakkı’ya veririz, efendim.
Beşiktaş’ın efsanesi Şükrü Gülesin, sezonun birinde Galatasaray’a transfer olur. Gülesin’in eski ve yeni takımının karşılaştığı bir maçı kendisi anlatmıştı, emekliliğinde yazdığı bir Babıali gazetesinde.
“Orta sahadan kaptım topu. Galatasaray kalesine doğru sürüyorum. Ceza yayının oralarda biri tuttu beni. Abi ne yapıyorsun dedi. Gönüllerimiz bir ama, senin şuanki forman Galatasaray’ın.”
Beşiktaşlı arkadaşının ikazıyla kendine gelen ünlü Gülesin, ertesi sezon yine Beşiktaş’a döndüğünü anlatırken, o ruh halinin herkesce hoş görüldüğünü de vurgulamıştı. Belki de asıl söylemek istediği o hoş görü idi.
Maalesef, ne yazıkki artık sahalarımızda böyle güzellikler olmuyor. Kimin hangi takımlı olduğunu, neredeyse mahkeme müracaatlarına bakarak anlayacağız.
Yazı biterken şunu de sormasam olmaz. Bahsi geçen o maçta, ofsayta sürekli düşen o oyuncunun frikik arkadaşı gelip onu oyarsa ne olurdu?