Biz buraya ait değiliz

Abone Ol

Yaşlı bir çınar ağacının altında verdiğimiz moladır hayat… Uzun uzun hayaller kuracak kadar vaktimiz yok burada… Birkaç gün, birkaç mevsim, birkaç saat sürecek bir moladayız. Ayaklarımız toprağa bassa da toprağın ötesine aidiz ve gonk çaldığında yaslandığımız ağacı terk edip yola revan olacağız.

Yaşlı bir çınar ağacının altında verdiğimiz moladır hayat… Toprakla temastayız ama toprağa ait değiliz. Vakit geldiğinde sahiplendiğimiz ne varsa terk edip toprağın ötesine, öz yurdumuza geçiş yapacağız. Toprağı, Rabbimizin şahsımıza hizmetkâr kıldığı kadınla özdeşleştirip “ana” demişiz. Ama saatler çaldığında anaya veda ettiğimiz gibi toprağa da veda edip gideceğiz.

Gurbetteyiz, buralı değiliz… Fakat bunu ancak yer sarsıldığında, gök gürlediğinde ve yakınımızdakiler toprağın ötesine doğru akmaya başladığında fark edebiliyoruz…

Yaşadığımız deprem felaketinden sonra hepimiz ölümün o kadar uzağımızda olmadığını fark ettik ve iyilik etmenin, doğru yaşamanın, duanın, teslimiyetin ve sevdiğimiz kişilere vakit ayırmanın her şeyden önemli olduğunu dillendirmeye başladık ama biliyoruz ki sular durulduğunda hayat eski seyrinde akmaya devam edecek. Zira bizim kendimizle ve dünya ile ilişkilerimizi hâkim ideoloji şekillendiriyor ve samimiyetimizi kaybettiğimiz için bu döngüyü bir türlü değiştiremiyoruz.

İslam geleneğinde zaman taksimi, ibadetler, aile fertleri, rızık, toplumun sorunları ve yardım çalışmaları hiyerarşisi ekseninde değerlendirilir ve bu dengenin korunması esas alınırdı. Fakat ne yazık ki Müslümanlar bu düzeni koruyamadılar ve kapitalist düzenin programına tabi oldular. Ve zaman sadece iş ile ev arasında tüketilen metaa dönüştürüldü.  Oysa ihtiraslarımıza kurban ettiğimiz zamanda sevdiklerimizin ne çok hakkı var değil mi? İşimize geç kalma kaygısı ile evimizden koşar adımlarla çıkıyoruz… Ne çocuğumuzun başını okşayabiliyor, ne komşumuza selam verebiliyor, ne sabahın o vaktinde göklerden süzülen hikmeti okuyabiliyoruz… Zamanı acımasızca tükeniyoruz…

Takvimden her gün bir yaprak düşüyor… Zaman daralıyor ve saatler ha çaldı ha çalacak... Dalmışız ve kalan vakti sadece ekmek peşinde koşmaya indirgemişiz. Bunu o kadar abartmışız ki yerin altına dev stoklar yapmaya başlamışız. Unutunuz mu? Unuttuk mu? Biz yeryüzünde adaleti tesis edip dünyayı yaşanabilir hale getireceğimize dair söz vermiştik… Peki, ne yaptık? Ne yapmadık? Gidiyoruz… Bu yaşlı çınarın altına geri dönmeyeceğiz… Ve stokladıklarımıza göre değil yaptıklarımıza ya da yapamadıklarımıza göre değerlendirileceğiz.

Vakit yaklaşıyor… Gonk çalacak ve toprakla bağımız kesilecek. Kalkalım… Ve veda vakti gelmeden üzerimizdeki hakları iade edelim. Çocuklarımıza, anne-babamıza, dostlarımıza olan sevgi borcumuzu ödeyelim, helalleşelim. Kime tebessüm borcumuz varsa, kime selam borcumuz varsa, kime vefa borcumuz varsa geç kalmadan ödeyelim. Ağaca vefa gösterelim ama ağacı sahiplenmeyelim zira biz buraya, bu toprağa ait değiliz ve vakti geldiğinde bütün ruhların aktığı yere doğru akıp gideceğiz.