BİZ BU KUŞUN CANLISINI İSTİYORUZ CANLISINI

Abone Ol

Yazımızın başlığını görür görmez kulaklarınızda merhum Erbakan hocamızın sesinin yankılandığını duyar gibiyim. Evet, merhum Erbakan hocamızın da defalarca söylediği gibi, biz bu kuşun canlısını istedik hep. İçi saman doldurulmuş sahte kuşlardan ya da gizli Amerikan mutabakatlarından bu topraklara hiçbir hayır gelmeyeceğini haykırdık. Bir kez daha haklı olduğumuz ortaya çıktı bugün. On üç yıldır ülkeyi tek başına yöneten kadrolar ise, “yine aldatıldık” söylemlerine sarılarak feverân ediyorlar. On üç yılın ardından bütün bu üste çıkma çabasının içinde, ülkemizi dört koldan saran büyük bir yıkımın eşiğine getirdiklerini de görmüyorlar. 

Evet biz bu kuşun canlısını istedik yıllarca. Onlar ise “daha ne istiyorsunuz” diye karşılık verdiler. “Suriye ile sınırları kaldırıp kardeş olacağız” dediler, dört yılın sonunda Suriye ile fiili olarak savaşa girdiler. On iki yıllık eski ortaklarına “ne istedilerse” verdiler, ama mızrağın ucu kendilerine batınca bir gecede ortaklığı bozup “paralel” ilan ettiler. Davos tiyatrosunun ardından, “bütün Arap sokaklarında Türk bayrakları sallanıyor” dediler, fakat Arap Birliği Türkiye’nin sınır ötesi harekâtlarını kınamaya başlayınca, “herkes bize düşman kesildi” demeye başladılar. “Otuz yıllık terör belasını bitiriyoruz, artık analar ağlamayacak” dediler, sürecin sonunda eli kanlı terör örgütünü tarihinin en güçlü yapısına büründürdüler. Yıllarca birlik beraberlik edebiyatları yaptılar, ama kendilerine oy vermeyenleri milletten bile saymadılar. Önce yetmiş yedi milyonu kamplara ayırdılar, hiçbir zaman kucaklayıcı bir üslup kullanmadılar, daima yeni yeni iç ve dış düşmanlar ürettiler, sonra da ürettikleri düşmanlıklar üzerinden siyaset mühendisliği yapıp rant devşirdiler.

Şimdi de kalkmış hiç utanmadan, “aldığımız bütün kararları Amerika ile birlikte alıyoruz, attığımız bütün adımları Amerika ile birlikte atıyoruz” diyorlar.

Amerika ile birlikte yine hangi adımı atıyorlar bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, vardıkları mutabakatı gizli kararname şeklinde Bakanlar Kuruluna imzalatmaları. Adı üstünde kararname gizli olduğu için Resmi Gazete’de bile yayınlamayacaklar. İmzalar tamamlanmış olmalı ki, Amerikan savaş uçakları İncirlik’ten havalanarak Suriye’deki hedefleri vurmaya başladı bile. 

Peki söyler misiniz, gizli mutabakatlara vardığınız Amerika’nın, tarihi boyunca bir kez olsun haklıdan yana olduğu görülmüş mü

Varlık sebebi yeryüzünü ifsat etmek olan Amerikan ordusunun, bir kez olsun mazlumları koruyup kolladığı duyulmuş mu

Fakat iktidara ilişik medyaya bakarsanız, her şey bittiğinde Halep, Hama, Humus, Musul ve hatta Kerkük bile, Türkiye’nin yeni vilayetleri olacakmış. Bu efendiler plaka bile vermişler yeni vilayetlerimize. Üstelik Batı medyası Amerika ile varılan bu gizli mutabakattan çok rahatsızmış. Türkiye’nin Yeni Osmanlı’ya doğru emin adımlarla yürüdüğünü yazıyorlarmış.

Bizse her şey bittiğinde Anadolu’muzun bile tek parça olarak elimizde kalmayacağından korkuyoruz.  Yıllar önce “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında üstlenilen ve gururla ilan edilen bu görevin, halen yürürlükte olduğunu ve iş nihayete erince başta Türkiye olmak üzere bütün bir İslam coğrafyasının, hallaç pamuğu gibi atılacağını düşünüyoruz.

Çünkü Rabbimizin;

“Onlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’, denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Fakat iyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendisidir!”…

… şeklindeki asırlar önce gönderdiği yüce kitabımızdaki uyarısını asla aklımızdan çıkarmıyoruz.

Öyleyse seçim meydanlarında, “Kur’an’la büyüyüp, Kur’an’la yaşadığını söyleyen Sayın Cumhurbaşkanımızdan, reelpolitiğe teslim olmasını değil, Rabbimizin uyarılarına kulak vermesini istiyoruz hepsi bu.

MAVİ MARMARA DAVASINDA NELER OLUYOR

Geçtiğimiz günlerde bir başka önemli olay da Mavi Marmara konusunda yaşandı. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, katıldığı bir televizyon programında Mavi Marmara hakkında garip açıklamalar yaptı. Sonra da Mavi Marmara şehit ve gazi aileleri, bir yıl önce verilen mahkeme kararına rağmen, İsrail’li yetkililer hakkındaki kırmızı bülten kararının, Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarındaki kimi bürokratlar tarafından İnterpol’e gönderilmesinin engellendiğini söyledi.

Bülent Arınç’ın açıklamaları garipti, çünkü bir yandan hiçbir resmi kayda girmeyen gizli kapaklı bir telefon görüşmesinden büyük anlamlar çıkararak İsrail’e karşı müthiş bir zafer kazanıldığını, İsrail’in tarihinde ilk kez özür diletildiğini ve dize getirildiğini söylüyordu, bir yandan da Mavi Marmara seferiyle ilgili kafasında bir yığın şüpheler olduğunu anlatıyordu. Bir yandan beş yıldır bütün iktidar mensuplarının yaptığı gibi Mavi Marmara üzerinden hamasi nutuklar atarak seçmene mesajlar veriyordu, bir yandan da tazminat görüşmelerini tıkamakla suçladığı Mavi Marmara ailelerine ve İHH’ya suçlamalar gönderiyordu.

Bülent Arınç’ın açıklamaları garip olmasına garipti, ama doğrusu ortaya çıkan manzara bizim açımızdan hiç de şaşırtıcı değildi. Çünkü AKP iktidarının on üç yıldır özellikle dış politikada sergilediği gariplikler, işte hep böyle birbirine benzemekteydi.

Gelelim Mavi Marmara şehit ailelerine ve gazilere. Aileler de yaptıkları açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu eleştirilerin dışında tutuyor ve devletin tepesindeki bu iki ismin çabalarına rağmen, kırmızı bülten dosyasının İnterpol’e gönderilmediğini söylüyorlardı. Sanki Erdoğan ve Davutoğlu’nun gücü bu dosyanın gönderilmesine yetmiyor diye anlatıyorlardı.

Hayır hayır, lafı çok fazla uzatacak değilim. O dosyanın devletin tepesindeki bu iki isme rağmen gönderilmemesinin mümkün olmadığını, şehit ailelerimizin ve gazilerimizin korumaya çalıştıkları bu iki isim tarafından da, maalesef sükûtu hayale uğratıldıklarını anlatmaya çalışıyorum o kadar. 

O EVİN ADI TÜRKİYE

“Neden şehitler hep böyle evlerden çıkıyor” diye soruyorlar. Oysa ben şaşılacak hiçbir şey görmüyorum. Tam tersine o evlere baktığımda bütün bir Türkiye’yi görüyorum. Çünkü o ev bizim evimiz, çünkü yetmiş yedi milyon hepimiz o ev de yaşıyoruz. Kulübeden bozma barakada. İşte Akif’in “tek dişi kalmış” diye tanımladığı, bugün modern dünya dediklerinin bize layık gördüğü evimiz bu.

Hatta tek dişli canavara sorsan, bu bile çok bize. Önce bölüne bölüne parçalanmalı, sonra da Orta Asya’nın bozkırlarında tükenmeliyiz biz. Bu barakadan bozma evi Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Gazze’de, Kut-ül Amâre’de, Trablusgarp’da, Galiçya’da ve daha nice cephelerde çarpışa çarpışa, kopara kopara alabildik ellerinden. Değerini bilmeliyiz evimizin, çünkü milyonlarca canımızı verdik evimiz için.

Haber bültenlerine düşen istatistiklerden bahsetmiyorum, sen gibi, ben gibi, o gibi milyonlarcasını verdik, vermeye de devam ediyoruz. Bu evlerden çıkıyor; Arslan’lar, Ahmet’ler, Mehmetçikler. Bu evlerden çıkacak,  Selahaddin’ler, Kılıçarslan’lar, Süleyman’lar.

Kanımızı eme eme diktikleri camdan kulelerini tuzla buz edeceğiz, Allahın izniyle iki dünyada aziz ümmet biz olacağız!