Bitmeyen birtakım “Benim de ninem başörtülüydü” hikâyesi

Abone Ol

Dünya kurulduğundan beri aslında hiçbir şey değişmiyor. İnsanoğlunun başına gelenler hep aynı şey. Bakmayın modern zamanda müthiş değişim oldu diyenlere. Onlar da hâlâ insana dair özde olan şeylerin değişmediğini bilirler de ellerine verilen teknoloji oyuncağı ile müthiş ilerlediklerini, değiştiklerini düşünürler.

Ülkemizde unutulmaz sahnelerindendir. Başörtüsü yasaklanmak suretiyle mağdurlar oluşturulurken mağduriyeti oluşturan kadronun anlattığı hikâye. Başörtüsünün yasaklanması taraftarı olanlar başörtülü ablalarımızı ikna etmek için, “Benim de dedem hacı, benim de ninem başörtülü” dermiş. Büyük ablalarımızın bu anlattıkları çocukken kulağımızda ne fazla yer eden sözlerden olmuştur. Ninesinin ve dedesinin yapıp ettikleriyle kendi yaptığına nasıl bir alan açmaya çalışılıyordu, bunu söyleyenler de bilmiyordu. Çünkü bu ülkenin sağlam şehir efsaneleri vardır. Başörtüsünü istemeyenlerin atalarının da başörtülü olduğu efsanesi.

28 Şubat süreci başladığında zamanında başörtüsü için mücadele veren ablalarımızın yaşadığı şey bizim de başımıza geldi. Milli Güvenlik dersine giren kişi derse giren öğrencilere ilk söz olarak, “Benim de ninem başörtülü…” ve bir ders boyunca süren hikâye. Bir hakkı çiğnemek için anlatılan bu hikâyeleri bizim nesil çocukluğundan beri bilir. İnsanların doğuştan getirdiği hakları ihlal edenlerin, “Bak bende de senden parça var, ona rağmen böyle davranıyorum…” bağlamını kurarak kitleleri yanlış yollara sevk etme çalışmalarıyla statükoyu kuvvetlendirenler acaba şimdi ne yapıyorlardır?

Neyse…

Miladi takvimde yıllar 2010’luları göstermeye başladığında, “Benim ninem de başörtülüydü” diyenlerin yerini, “Bende/bizde zamanında Erbakan ile tanıştık, çalıştık, şöyle yaptık, böyle yaptık” diyenler yer aldı. Siz ülkenin geldiği noktanın Osmanlı gibi bir devletin mirasçısı olan, bin senedir İslam’ın bayraktarlığını yapan bir ülkeye yakışmadığını anlattığınızda; ülke olarak ekonomide git gide küresel sermayeye sömürge haline getirildiğinden bahsettiğinizde; İslam Birliği ile iki milyar insana liderlik yapabilecek bir ülke iken kurulan Avrupa Birliği Bakanlığı ile Avrupa kapısına zincirlenilmesinin haksızlık olduğunu vurguladığınızda; her insan cennete gidemez ama her insanın bu dünyada “adil bir düzen”de yaşama hakkına sahip olduğunu söylediğinizde mevcut iktidarı destekleyenlerden, yönetiminde çalışanlardan ve sonradan mevcut iktidara muhalif olup, o zamana kadar iktidar için canla başla çalışıp -gerek metin yazarlığı yapmak, gerek bayrak asmak, gerek muhalifleri itibarsızlaştırmak için her şeyi yapmak, kendinden başkasının stantlarını şehirlerin merkezinden kaldırtmak, gerek sadece oy vermek ya da sevmek- kendini bir yere şu an hasretmeyenlerden gelen tepki, “Ben zamanında Erbakan’ı şurada şöyle şöyle anlatmıştım, Milli Görüş için burada şurada kapıları gezmiştim, zamanında ben de Milli Görüş’e oy vermiştim” tepkisi geliyor. “Tamam o zaman ne güzel işler yapmışsınız neden hayrınızı kestiniz?” diye sorduğumuzda, “O, o zamanın heyecanıydı, hem sen daha dünyada protein bile değilken bunları bana nasıl soruyorsun? Ben Erbakan şuraya geldiğinde mitinge katılmıştım 90’larda, şöyle alkışladım onu” diyerek Erbakan’ın temsil ettiği “hak” davanın üstünü örtmeye çalışan çok kişi var. Kimisi sadece seçmen, çoğunluğu Erbakan’ın kurduğu kurumlar sayesinde, Milli Görüş’ün harekete geçirdiği faaliyetler sayesinde isim yapan gazeteci, araştırmacı, siyasetçi, akademisyen… Bu tepkiler tıpkı başörtüsü meselesinde, “Benim de ninem başörtülüydü…” diyenlerin tepkisi. İki tepki de aynı zihnin ürünü. Birinin üzerinde sol, diğerinin üzerinde sağ/muhafazakâr yazmış olması ortaya çıkan durumu gizlemiyor.

Erbakan hayatı boyunca milletimizi tarihindeki şerefli yere iade etmek için siyasi alanda “Hak” merkezli bir zihniyetle batıla karşı mücahede ve mücadele etti. Erbakan Hoca’mız iki görüşte olduğu gibi, “Tamam, siz haklısınız. Ama şartlar bunu gerektiriyor. Konjonktür bunu kaldırıyor. Şimdi sırası mı hak mak söylemlerinin” diyenlere Milli Görüş’ün şartlara uyan değil, şartları “Hak” kavramına göre teslim almanın gayretini koydu tüm siyasi hayatı boyunca. Erbakan millete, kitlelere seslenirken prestijine ve karizmasına güvenerek değil, inandığı hakikatleri inandığı dinin emirleri doğrultusunda eğip bükmeden, otoritelere boyun eğmeden imanına güvenerek seslendi. Erbakan hayatı boyunca ‘kınayanın kınamasına aldırmadan’, ‘sözün en güzelini’ en ‘latif’ şekilde iletti. Erbakan bir dava adamının ödemesi gereken tüm bedelleri ödedi. Şimdi en gerekli olduğu zamanlarda Erbakan’ı terk edenler, Milli Görüş bölünürken ‘konjonktür'den yana olanlar bir zahmet Erbakan’ın aziz hatırasını sulandırmasınlar. Erbakan’ın açtığı yolda olanlara, yılmadan ve korkmadan yolunda devam edenlere, “Benim de ninem başörtülüydü” hikâyesi anlatmasınlar. Eğer Erbakan’ın yaptıklarının doğru olduğuna inanıyor ve bunu güzel buluyorlarsa Erbakan’ın bayraktarlığını yapan teşkilatlar ortada. Buyurup gelsinler, tövbe edip. Milli Görüş’ün kapısı en azılı Siyonist’e bile açıktır. Çünkü Milli Görüş ve Erbakan, “Tüm insanlığın iki cihan saadetini” isteyen zihniyettir.

İnsan düşünmeden edemiyor, acaba bizim çocuklarımız hangi şehir efsanelerinin hangi içeriğine muhatap olacaklar? Ama inşallah Milli Görüş sayesinde “adil” temellere dayalı “Yeni Bir Dünya”da yaşayacaklar!