Birliğin gücü

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimiz’e, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Ey insanlar, ey Müslümanlar, ey müminler, biz bu dünya hayatını niçin yaşıyoruz? Bu hayatı niçin yaşıyoruz gerçekten. Bu sorunun tek doğru cevabını sadece Kur’an’dan ve âlemlere rahmet Peygamberimiz’in sünnetinden öğrenebiliriz. Biz bu dünya hayatını kendi egolarımızı tatmin etmek için yaşamıyoruz değil mi? Allah; Kur’an’da insanın yaratılışından söz ederken; “Ben insanları ve cinleri sadece bana kullukta bulunsunlar diye yarattım” diyor. Bizi, yoktan var eden Rabbimiz, kendisine kullukta bulunmamız için yarattığını söylüyorsa, biz bu kulluk görevini ne kadar ciddiye alıp yerine getirmeye çalışıyoruz? Genelde biz Müslümanlara; “Sen kimin kulusun?” diye bir soru sorulduğunda; “Biz Allah’ın kuluyuz” deriz de, “Allah’ın kulu” olmanın ne manaya geldiğini kaç kişimiz, ilim olarak bilir, bilir miyiz?  Kulluk; İslam’a teslimiyet ile yerine getirilecek bir süreç değil midir? İslam; teslimiyetle yaşanır ve bu, ciddi bir konudur. Günümüzde Müslümanlar; İslam’a teslimiyet ve İslam’ı hayatlarına ikame etme konusunu ne kadar ciddiye alıyorlar, bu bir araştırma konusudur. İslam’a teslimiyet; İslam’ın şekline, yani düzenine ve ruhuna, özüne ve esasına uyma işidir. Yoksa İslam’ı şekil ve ruh olarak, kendi kabullerimize, algı ve zanlarımıza uydurma işi değildir. Böyle olsaydı, Allah kulu ve elçisi olan Peygamberimiz’e, ihtaren ve tekiden; “emrolunduğun gibi müstakim ol” demezdi. İslam’a teslim olan bir kimse; kulluk yani ibadet, hilafet, emanet ve de imaret görevinin ne olduğunu öğrenmek için yoğun bir caba harcar. Emanet eminlikten gelir. Emin olmak, güvenilir olmaktır. Kardeşi ve toplumu için güvenilir olmayan bir kimse, İslam’dan nasibini almamış demektir.

VAHDET

İslam, tevhit dinidir. Tevhit, fert ve toplumların dünya ve ahiret saadetleri için çok kıymetli bir şeydir. Tevhit; Allah’tan başka hak ilah olmadığına iman ile başlar, kitaplarına, bildirdiği emir ve yasaklara teslimiyetle devam eder, hak hâkim olsun diye yapılacak bir cihatla kemale erer, Müslüman olarak ölmeyi başarmak ile de sonuçlanmış olur. Tevhidin dünya hayatındaki en büyük yansıması vahdettir. Vahdet anlayışından ve ahlakından yoksun olan fert ve toplumlar gerçekte tevhit inancını ciddiye almıyorlar demektir. Tevhit, birlemek ise vahdet bütünleşmektir. Vahdet zaruridir. Çünkü Kur’an bize vahdeti emreder. “Hep birlikte Allah’ın ipine; yani İslam’a, Kur’an’a sıkıca yapışın; aranızda tefrika yapmayın…” “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilâf ederek ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır.” “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.” “Allah'a ve Resulü’ne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da rüzgârınız, gücünüz ve devletiniz elinizden gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” “Müminler ancak kardeştirler.” Burada zikredilen Kur’an ayetleri, vahdeti emrederken, tefrikayı yasaklamıştır. Müslüman bir toplumda birliğin en önemli unsuru ise liderdir. Peygamberimiz ise bu ayetlerin gereği olarak vahdeti emretmiştir. Peygamberimiz buyuruyor: “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” “Cemaatte rahmet, tefrikada, ayrılık çıkarma azap vardır” “Bereket, cemaatle beraberdir.” “Cemaatten bir karış ayrılıp sonra ölen kimse cahiliye ölümü ile yani küfür, şirk ve nifak üzere ölmüş olur.” “Cemaatle kılınan namaz, bir insanın tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” Vahdetin gereklerinden birisi de, birlik ve beraberliği sağlayacak iç işleyiş düzenini korumak, bilgeliğe ve tecrübeye önem vermek, çekilen çilelere, verilen emeklere hürmet etmek, görevler dağıtılırken, ehliyet ve liyakat esasına azami derecede riayet etmektir. Müslüman bir toplumda bunlara dikkat edilmediğinde vahdet bozulur.

ÜÇ ŞEY

Peygamberimiz; “Müslümanların emriyle ilgilenmeyen her kimse, o Müslümanlardan değildir” buyurmaktadır. Vahdeti sağlayacak, inananları birbirine bağlayacak olan üç şey vardır. Bu üç şeyden her insan hoşlanır. Bunlar, itibar etmek, iltifat etmek, ikramda bulunmaktır. Sağlam bilgiye, sağlam bilgi sahibi âlime, yetişmiş mahir ustaya, sadık yol arkadaşına itibar edip, hürmet göstermek, vahdetin önemli edeplerindendir. Birlikte yol yürünen kimselere iltifat etmek, onları kıymetsiz eleman haline getirmemek, onlara karşı ilgisiz kalmamak da vahdetin başka bir edebidir. Biri size bir katkıda bulunuyorsa, bu katkıdan istifade ettiğinizi ona hissettirmezseniz, bir daha ondan bir katkı almanız mümkün olmayabilir. Bunun için Peygamberimiz; “İnsanlara teşekkür etmeyenler, Allah’a da şükürsüzlük etmiş olurlar” sözünü söylemiştir. Vahdeti sağlayacak bir başka esas ise ikramda bulunmaktır. İkram konusu çok boyutlu bir edeptir. İkram, yerine göre itibar ve iltifat etmektir, yerine göre dostun güvenini sarsacak davranışlardan kaçınmaktır, yerine göre ihtiyaçlarını karşılamak, talep ettiği meşru şeyleri yerine getirmektir. Mesela Peygamberimiz’in yakın yol arkadaşlarından on sahabenin cennetle müjdelenmesi, Allah’ın onlara ikramıdır. Bu üç edebi yok sayarak iş gören lider ve kadrolar, başkası için hayırlı, babası için hayırsız evlada benzerler. Bu evlada başkaları dua ederken, babası kahrediyorsa, bu evladın iki yakası bir araya gelir mi? Mesela bir iş adamı, başkalarına alan açmak için baba yadigârı mahir ustayı yerinden eder, etkisiz eleman haline getirirse, bu iş adamı bütün bereketlerden mahrum kalmaz mı? Vahdetin ince işçiliğinde sınıfta kalanlar, yaptıkları kaba işçilikten de sınıfta kalmış olurlar. Tasavvufta; “bütün yollar, edeplerden ibarettir” sözü belki de bu ince işçiliği ifade etmek için kullanılmıştır. Hocasının elini öperken kolunu kıran talebeden hayır gelmez. Millî Görüş, baştan sona, edeplerden ibarettir. Selam hidayete tabi olanlar…