Diyarbakırda birkaç gündür cereyan eden olayları televizyonlardan izliyoruz. Gördüğümüz manzara öfkeli bir grubun etrafa saldırısı, buna karşılık emniyet güçlerinin bu öfkeli grubun saldırılarını mümkün olduğunca aza indirebilme çabasıdır. Olaylarda yine gözlemlediğimiz bir başka husus ise, geniş halk kitleleri bu olaylarda yer almıyor. Daha çok gençlerden oluşan bir grup belli bir merkezden yönlendirilmeleri ile olayları körüklüyor, emniyet güçlerine taşlarla ve molotof kokteyleriyle saldırıyor, adeta emniyet güçlerini daha sert karşılık vermeye zorluyorlar.
Bu olayların nedenleri üzerinde duracak değilim. Olayın bir terör örgütünün işi olduğunu, bu terör örgütünün zamana ve şartlara göre birtakım eylemler planlayıp uygulamaya koyduğunu biliyoruz.
Ancak, sanıyorum toplumun her kesiminin ortak kanaati bu olayların biran önce son bulması, bölgede ve ülkemizin tümünde barış ve huzurun hakim olmasıdır. Barış ve huzurun hakim olmasını istemeyenler de elbette vardır.. Bu toplumun sürekli olarak çatışma halinde olmasından menfaat bekleyenler olduğu gibi, özellikle olayın dış boyutunun hiçbir zaman akıldan çıkartılmaması gerekiyor.. Buna göre bölgede ve ülkemiz üzerinde birtakım hesapları olan ülkeler ve bu ülkelerin istihbarat örgütleri bölgenin merkezi ve belirleyicisi bir konuma sahip olan ülkemizi sürekli olarak birtakım problemlere yıllardan beri meşgul etmektedirler. Bu ülkede yıllar boyu gençler iki gruba ayrılarak birbirleri ile çatıştırılmış, on binlerce insan hayatını kaybetmiş, ülkenin kalkınması için kullanılması gereken enerji bu sokak çatışmaları içinde heba olup gitmiştir. Sağ-sol çatışmalarının sona ermesi ile bu defa ırka dayalı bir terör olayı ülkemizin gündemine sokulmuştur. Diyebiliriz ki Osmanlıyı ırkçılık yoluyla yıkan güçler şimdi de aynı yolla ülkemizi parçalama planlarını uygulamaya koymuşlardır. Geçmiş yıllarda solcular arasında yer alan bazı kimseler komünizmin dünya gündeminden düşmesi ile PKKörgütünü gündeme sokmuşlar ve ülkemizin 25 yıla yaklaşan bir süreden beri bununla meşgul edilmekte, bir yandan pek çok gencimiz hayatını kaybederken ülkenin maddi ve manevi imkanları terörle mücadele ederken yok olup gitmektedir.
Terörün son bulması bu ülkede yaşayan herkesin - en azından terörden fayda sağlayanlar dışında kalan- ortak isteği olmasına rağmen terörün bitirilemiyor oluşu üzerinde durup düşünmek gerekmez mi Bu ülke hainlerin kontrolüne geçmiş olmadığına göre gerçekçi bir çözümü bulup uygulamaya koymak çok zor değildir.
Bu ülkede komünist ideoloji tüm çabalara rağmen halkta taban bulamamış, militanlar büyük şehirlerden kırsala çıktıklarında iyot gibi açıkta kalmışlarsa halk desteğini alamamış olmalarındandır.
Bunun da sebebi halkımızın çok büyük bölümünün müslüman oluşudur. İslam inancı dinsizlik zemini üzerine oturtulmuş olan komünizmin ülkemizde yaygınlaşmasını, taban bulmasını engellemiştir.Komünizmin yıkılmasının hemen ardından ırkçılık esası üzerine oturtulmuş olan PKKterör orgütünün kökünün kazınması da yine dinle mümkün olacaktır. Doğuda halk büyük çoğunluk itibariyle inançlıdır. Birtakım entel ve danteller inançlı olmayı gerilik gibi takdim etseler de gerçek budur. Bu gerçeği geçtiğimiz günlerde Diyarbakırda düzenlenen Peygambere saygı mitingi vesilesiyle meydanları ve sokakları dolduran Diyarbakırlılar göstermiştir. Yani, ülkemiz için hala tek birleştirici unsur dindir. Dinin birleştiriciliğini bir kenara iterek ırkçılığa dayalı çözümlerle terör olayı daha da çözümsüz hale gelecektir.
Gelin meseleyi "benim babam senin babanı döver"e dönüştürmeden toplumun temel değerlerine samimi olarak saygı gösterelim ve toplumun üst kimliğini islam inancının oluşturmasından korkmayalım.. Bizim çözüm önerimiz bu. Daha doğrusunu ve uygulanabilir olanını bilenler varsa söylesinler biz de öğrenelim..