Mahallenin komşular toplantısında her zaman olduğu gibi saz zenginin elinde.
O çalıp söylemekte, bütün komşular o ailenin kayınvalidesi ve gelinlerini dinlemekte.
Yoksullar, kiracılar, orta düzey gelirliler fazla söze girmemekte.
“Parayı yöneten sözü yönetir” kuralı ne zaman yazıldıysa.
Bıkkınlık veren aile üyelerinin yemek zevkini bile dinlemek zorundasınızdır, ya da kendi doğrularını kabullenmek.
Kayınvalide parasına yaslanmanın güç ve şımarıklığı ile;
“Bizim çocukların fabrikasında akraba gençler de çalışmakta. İki tanesi cüppeli, sarıklı. Bir eve malzeme götürmüşler, ev sahibi onlardan korkmuş içeri almamış. Hah hah haaa. ”
Gelinler ve diğer komşular da bu komik hadiseye gülme efekti geçiyorlar.
Muhafazakar ailenin annesi sazı bırakacak gibi değil sarıklı gençlerin ne kadar yanlış yaptıklarını, bu zamanda bu kıyafetlerin olamayacağını, oğlunun kenara çekip o iki genci; “Siz bu kıyafetleri işe gelirken giymeyin bakın tepki çekiyorsunuz, evinizde ama giyebilirsiniz.”
Başta anne olmak üzere yine alaycı kahkahalar.
Buyrun burdan yakın.
İslamafobi, ne Batı ülkelerinde ne de bizim seküler kesimle sınırlı, muhafazakarlarımızın da ödü kopmakta İslam’dan.
Artık kim tutar beni,
“Eğer sokaklarda yatak odası kıyafetiyle dolaşanları normal karşılayıp herkesin hürriyeti diye bir asırdır hoşgörü gösteriyorsak sarıklı cüppeli çarşaflının da kıyafet özgürlüğü olacak, onlara hoşgörümüzü neden esirgemekteyiz acaba, yaptığınız yanlış dediğimde hepsi başı örtülü aile buz gibi oldu, gıkını çıkaramadı, komşulardan birkaç cılız ses, “doğru” dedi.
Toplum olarak ne yazık ki bazı doğruları ters yüz etmekte üstümüze yok. İmaj konusunda o kadar takıntılıyız ki, takım elbiseli, marka giysili, pahalı modern kıyafetli insanları derhal saygınlık tahtına oturtabilmekteyiz.
Hatta karganın tilkiye ağzındaki peyniri kaptırdığı gibi elimizde avucumuzdakini bile bu lüks kıyafetli insanlara kaptırıp onlar tarafından dolandırılabilmekteyiz.
Bu sebeple sarıklı cüppeliler korku objesi olurken, sapık tarikatler kadınları çırılçıplak soyup, lüks ihtişam içindeki hayatları ile insanları keklik gibi avlayıp ağlarına düşürebilmekte.
Toplumsal güzelliklerin başını biraz da biz vurmaktayız, yeşermelerine izin vermemekteyiz, üsttenci bakışlarımızla, ezici sözlerimizle toplumun ahlak izobarlarının düşmesine bile katkıda bulunabilmekteyiz.
Adeta toplumsal ikiyüzlülük olarak, kendi galaksimizden uzak tavırları bile hoş görürken, bize yakın nüansları ezme, yok etme biçimi ile iyiliğin, güzelliğin, temizliğin ebediyen bu topraklardan sürülüp gitmesine katkı sağlamaktayız.
Muhafazakar yapının kraldan çok kralcı olması, bugün yaşadığımız çarpıklıkların artma nedenlerinden biridir. İslamcılığı öcü görenler korosuna tuzu benden diye katılıp en önde F. Mendelssohn’un “bir yaz gecesi rüyası” nı söyleyenler, doğmamış bebeklerine “baby shower” partisi yapıp, cadılar bayramı kutlayanların, kendi yerel motiflerini koruyanlara acımasızlıkları çok düşündürücü. Artık tez konusu yapılabilir ki, ortalığın kokuştuğu bozulduğu sahnelerde de pay sahibidirler, “bikini tesettürdür” diyen sapıklar yıllarca gözümüzün önünde durduysa, zavallı hayvancıklara bile işkence eden, çocukları kaçırıp kötülük yapacak öldürecek kadar canileşenler arasında; kutlu değerleri başlarında bir çiçek gibi taşıyanlar taşa tutuluyorsa, bu acılı durumumuza gülmek değil ağlamak gerekli.