Bire sahip çıkalım - 1

Abone Ol

Matematikçiler bir ve sıfırın önemini çok iyi bilirler. Binlerce sıfır yan yana dizilse de bir olmayınca bir anlamı olmaz. Sıfır dört işlemde farklı öneme sahip olsa da birsiz sıfır olmaz. Sıfırı olduğundan kat be kat yüksek değere taşıyan o başına konulan birdir.

Bu satırların yazarı gayrı min haddin Saadet Partisi Eyüpsultan Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta. Tanıtma başkanlığı yanında acizane görev tevdi edildiğinde hatiplik vazifesini de ifa etmekte. Çeşitli vesilelerle gittiğimiz mahallelerde temel sıkıntılardan bir tanesi yönetim kurulu üyelerinin sayıca eksik olmaları.

Bilenler bilir Saadet Partisi’nin bir yönetim yapısı vardır. Genel merkez, il yönetim kurulu, ilçe yönetim kurulu, mahalle/köy yönetim kurulu, sandık kurulu şeklinde. Mahalle yönetim kurulları bir başkan yedi asil ve yedi yedek üyeden müteşekkildir. Ayrıca her sandık için de bir sandık başkanı (ki teşkilat dilinde ona baş müşahit denilir) ve dört üye (müşahit) görev alır. Milli Görüşlüler doğruya en yakın yanlışla sınanmaya başlayalı beri keyfiyet olarak eksiklik göstermeseler de kemiyet olarak bazı bölgelerde ne yazık ki yeterli sayıda görevli bulamamaktalar. Son seçimlerde alınan yüzde 0,7 oy oranı da kemiyetin az olduğunun göstergesidir.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki Hak davanın yüzdesi olmaz. Dolayısıyla binde yedi değil yüz binde yedi de olsa Milli Görüşlülerin Hak için mücadelesine halel gelmez. Seçim sandığı için değil sırat için mücadele edenlere keyfiyet önemlidir kemiyet değil.

İşte bu ahval doğal olarak mahalle teşkilatlarını da etkilemekte. Bazı mahalle yönetimleri bir kişiden müteşekkil vaziyette görevini ifa etmeye çalışmaktalar. Teşkilat görevlileri elbette o bölgelerde gerekli çalışmayı yapmaktalar fakat öyle bir zamandayız ki doğruya en yakın yanlışın hükümferma olmuş ve ne anlatılırsa anlatılsın insanlar sanki büyülenmişler gibi söylenilenin doğru olduğunu bilseler de kabul etmemekteler. Dolayısıyla birilerine bir şeyleri anlatmak hem zor hem de oldukça uzun zaman almakta. Üstelik sizin saatlerce dil döküp anlattığınız ve ikna etmeye çalıştığınız insan akşam televizyonun karşısına geçtiğinde sihirli ekran görevini yapmaya başlamakta ve sizin uzun uzun anlattığınız mevzular bir «Eyyy» diye başlayan cümleyle silinip gitmekte. Üstüne üstlük hem devlet imkânları hem de maddi güç insanları naçar olarak doğruya en yakın yanlışa sürüklemekte. Alelade bir taşeron firmasında temizlik/güvenlik elemanı olarak çalışmak için bile gücü elinde tutanlarla birlikte olmanız gerekmekte. Yönetimde bulunan siyasi partiye üye olmadan, güçlü referans göstermeden asgari ücretli bir işe dahi giremiyor insanlarımız. Hal böyle olunca da sizin anlattıklarınızın, gerçekleri dile getirmenizin pek manası kalmıyor. Tıpkı vaktiyle Hz. Musa’ya söylendiği gibi “Ya Musa sen haklısın ama karnımızı Firavun doyuruyor” cümlesine benzer cümlelerle karşılaşmak işten bile değil! İnsanımızın gözlerinde bir korku ve ümitsizlik hâkim. Kendilerinin haksızlıkları dile getirmeleri bir yana en ufak bir eleştiriye bile tahammül göstermeyenler biraz daha özel konuşmalarda «Anlattıklarınız doğru ama ne yapalım. Başka biri mi var ki onu destekleyelim. Haklısınız ama ben filan belediyenin taşeronunda çalışıyorum ya da filan kamu kuruluşunda temizlik/güvenlik elemanıyım aman başıma iş açmayın” demeye başlıyorlar. Taşeronlaşmayı kim icat ettiyse içinde çok hinlik barındıran bir şey olarak tasarlarmış anlaşılan. Hem insanın emeğini sömürüyorlar hem emek üzerinden birilerinin para kazanmasını sağlıyorlar hem de siyasi olarak gücü elinde bulunduranların ekmeğine yağ sürüyorlar. Bir taşla bir çok kuş vuruyorlar anlayacağınız. Tabi bir de işin bir başka yüzü var! O da Milli Görüşlü olup çalıştığı kurumda parya muamelesi görenler. Defalarca sürgün edilircesine yeri değiştirilenler, Milli Görüş ’ü bırakması için “Ya teşkilatın ya iş” dayatmasına maruz kalanlar. Seçim zamanlarında nereye oy verdiğini belgelemesi için seçmen pusulasının üzerindeki evet/tercih mührü ile birlikte fotoğraf çekilip gösterilmesini istemeler… Daha neler neler. İnanın dinlediğiniz zaman “Yok artık bunu da mı yaptılar?” diyeceğiniz türden şeyler. Bu satırların yazarı da 2001 – 2006 yılları arasında belediyede çalışmış, pek çok olayı bizzat yaşamış ve görmüş olduğundan anlatılanlara şaşırmasa da diğer insanlar dinledikleri karşısında hayretlerini gizleyemiyorlar.

Bire sahip çıkma mevzuuna haftaya devam edelim inşallah…

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Kişiliğiniz yoksa…

Bir gün derste profesör tahtaya kocaman bir 1 rakamı yazmış… Ve demiş ki:

- Bu kişiliktir… Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli ve önemli şey…

Sonra 1’in yanına kocaman bir sıfır… Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik 10 yapar…

Sonra bir tane sıfır daha… Bu da tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz...

Sonra bir tane sıfır daha… Bu da yetenek... 100 iken 1000 olursunuz…

Sonra bir tane sıfır daha… Sevgi…

Bir tane sıfır daha… Disiplin…

Eklenen her yeni “Sıfır” kişiliğinizi 10 kat zenginleştirir…

Sonra profesör eline silgiyi almış ve en baştaki 1’i silmiş… Geriye bir sürü sıfır kalmış…

Ve şöyle demiş: “Kişiliğiniz yoksa diğerleri hiçtir!”

İlgilisine notlar:

• “İslami tebligatta muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Öyle ise görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamız herkese anlatılmalı, davet her kesime yapılmalıdır. Tebliğ ve davet bizden, hidayet Allah’tandır (C.C).” Prof. Dr. Necmettin Erbakan