Bırakın savaşsınlar!

Abone Ol

Pazar ekonomisinin amentüsü şu şekilde bilinir: Laissez faire, laissez aller, laissez passer. Bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler, anlamındadır. Bugün Suriye savaşında da Obama, liberalizmin ilkelerini hatırlatan kurallar koymuştur: Bırakın, savaşsınlar! Savaşa hiçbir şekilde müdahale etmemek, sadece uzatmaya çalışmak. Beşşar Esad baştan beri çeşitli bahane ve vesilelerle zaman kazanmaya çalışmıştır. Beşşar zaman kazanırken Obama yönetiminin politikası da savaş ortamını uzatmak olmuştur. Bu yönde, ABD’nin birinci önceliği, muhaliflerle rejim arasında askeri dengeyi korumaktır. Görüldüğü kadarıyla, ABD’nin hedefi askeri bir çözümün önüne geçerek devrimi yatırmaktır. Süreci kadük ve yarım bırakmaktır. Bundan dolayı Kerry sürekli olarak çözümün askeri değil, siyasi olduğunu ifade etmektedir. Zira muhaliflerin askeri bir zaferi kesinlikle devrimin başarıya ulaşması olurdu. ABD ise ideolojik nedenlerle devrimin başarıya ulaşmasına kesinlikle karşı. Bu İsrail’in çıkarlarını da karşılamaktadır. Bundan dolayı baştan beri Suriye rejimine yönelik bir askeri harekât öngörmediği gibi aynı zamanda halkı koruyucu insani koridor gibi tekliflere de uzak durmuştur. Bununla da kalmamış muhaliflere askeri destek vermekten özenle kaçınırken Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin bu yöndeki desteklerini de engellemiştir.

*

21 Ağustos’ta Guta’da kullanılan kimyasal silahlara karşı Fransa’nın tek başına askeri harekâta geçmesini ve bombardıman hazırlığını da sekteye uğratan yine Obama idaresi olmuştur. Peki! Obama ne yapmak istemektedir Gerçekten de askeri çözüm yoksa siyasi bir çözüm ihtimali var mıdır Siyasi çözüm de yok. Zira Esad’ı siyasi olarak çekilmeye kim ve ne ikna edebilir Uluslararası pozisyonu iyi koklayan Beşşar Esad yabancı basına yaptığı değerlendirmelerde henüz kesin tarihi belirlenmeyen 2014 başkanlık seçimleri için aday olduğunu ilan etti. Halkın da onayı halinde bunu kuvveden fiile geçirebileceğini ifade etti. Geriye sadece Kerry’nin temennisi kalmıştır. Esad’ın kendiliğinden çekilmesi! Esad yerinde kalırsa savaşın uzayacağı uyarısında bulunuyor. Bunu görmek için Kerry olmaya lüzum yok! Belki Kerry içtenlikle bunu istemektedir. Peki! Uluslararası bir baskı ve bu baskı için masada askeri bir seçenek olmadan Esad gitmeye razı olur mu Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari muhaliflerin dağınıklığı yüzünden Suriye’de askeri bir seçeneğin zor olduğunu ve Esad’ı koltuğundan edecek tek seçeneğin güçlü bir müdahale olduğunu söylemektedir. Görüldüğü kadarıyla ABD bunu yapmaya değil durdurmaya amade.

*

Şarku’l Avsat gazetesinden Abdurrahman Raşid’in ifadesiyle, savaşla gitmeyen Esad seçimle gider mi   ABD, Esad’ın gitmesi yönünde ciddi olmadığı gibi muhaliflerin zafer kazanması konusunda da istekli değil. Hatta Brzezinski ve Kissinger ve Veli Nasr’ın açıklamaları toplanacak olursa, Amerikan derin devletinin Esad’ın kalmasından ya da en azından savaşın uzayıp gitmesinden yana olduğu görülecektir. Obama yönetimi de fiiliyatta bu tezi uyguluyor. Bu yönde en iyi analizlerden birisini New York Times gazetesi yayınladı. ‘Obama’s Uncertain Path Amid Syria Bloodshed’ başlıklı yazı ABD’nin 2,5 yıllık rotasız oyalama politikalarını gözler önüne sermektedir. Bu uzunca yazıyı okuduğunuzda  iki buçuk yıllık süreci de ayna gibi görmektesiniz. Suriye politikasında iki etkenin müessir olduğunu göreceksiniz. Bunlardan ilki, Obama’nın kişiliksiz, korkak ve ödlek ve mütereddit yapısı. İkincisi de, danışmanları arasında Yahudi lobisi veya İsrail etkisidir. Obama yönetimi İsrail vizyonunun esiridir. Yazı boyunca, Obama’nın bırakın Nusre Cephesi gibi cephelere sıcak bakması; ılımlıları bile ortada bıraktığını çok net olarak görebiliyorsunuz. Zira ABD’ye göre muhalifler ne kadar ılımlı olurlarsa olsunlar Amerikan çıkarlarını temin etmiyorlar. Amerikan Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey Mısır ordusunu dost olarak nitelendirirken Suriyeli muhaliflerin Amerikan çıkarlarıyla mutabık olmadıklarını söylemiştir. Haberde, Obama yönetiminin ancak Netanyahu’nun Esad’ın kimyasal silahlarının bir kısmını Hizbullah’a devrettiğini söylemesi üzerine harekete geçtiği ve meseleyle ilgilenmeye başladığını görüyorsunuz.  Yazıda, iki yıl boyunca Başkan Obama’nın kararsızlıkta eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon ile halen aktif danışmanlığını sürdüren Denis McDonough’un etkisinde kaldığı ifade edilmektedir. Bunlar ABD’nin Suriye bataklığına bulaşmaması fikrini telkin ediyorlar. Denis McDonough statükonun yani süren savaş halinin ABD’nin lehine olduğunu ve İran’ın yıllarca bu bataklıkta oyalanacağını söylüyor. Savaşanın kazananı olmamasını diliyorlar. Denklem buna göre kurulmuş. Yine aynı danışman ‘Suriye’de Hizbullah ile Kaide kozlarını paylaşsınlar ve birbirlerini kırmaya devam etsinler’ diyor. Sanki bütün kırılanlar Hizbullah ve Kaide elemanlarıymış gibi! Benzeri bir yazıyı Walker Bush’un sıkı dostlarından ve azılı Siyonistlerden Daniel Pipes Washington Times da ‘Support Asad’ başlığıyla yazmıştı. New York Times’in haberi, uygulamada Obama idaresi tarafından Daniel Pipes’in teorisinin hayata geçirildiğini gösteriyor (http://www .danielpipes.org/ 12724/support-assad).