Bırakın Çocuklar Çocuk Olarak Kalsın (3)

Abone Ol

Çocuk psikiyatristleri, çocukluk döneminde yaşanan travmaların bireyin gelecek yaşantısını büyük oranda etkilediğini ifade ediyor ve çocuğun, ruhunu örseleyecek ortamlardan uzak tutulması gerektiğini belirtiyorlar. Uzmanlar ufaklığın güvenlik ihtiyacının önemine vurgu yapıyor ve ebeveynlerin bu hususu dikkate almalarını kuvvetle tavsiye ediyorlar. Anne babalara yapılan bu tavsiyeler elbette önemli ancak ne yazık ki savaşın acı yüzüyle tanışan çocuklar bırakın güvenli bir ortama sahip olmayı ekmeğe suya dahi ulaşım sağlayamıyorlar. Çocuklar şiddete ve açlığa maruz kalıyor ve anne babalarıyla aynı kaderi yaşıyorlar.

Filistinli çocuklar hemen her gün ölümlere tanık oluyor ve askeri araçları taşladıkları gerekçe gösterilerek tutuklanıyor, hapse mahkûm oluyorlar. Mescid-i Aksanın çocukları dünyanın en gelişmiş savaş araçlarına karşı bedenlerini siper ediyor ve hayatta kalabilmek için çocukluğa veda ediyorlar.
İsrail’de binlerce çocuk ağır şartlarda yargılanıyor. Çocuklar okullardan, evlerinden, sokaktan alınıp aileleri ile bağları koparılıyor ve gözleri kapatılarak sorgulanıyorlar. İsrail mahkûm ettiği çocuklara yönelik kararını uluslararası hukuka aykırı olan 132 sayılı askeri emre dayandırıyor ve oyun çağındaki çocuklara her türlü işkenceyi meşru görüyor. Nitekim 132 sayılı askeri emir 16 yaşından küçük çocukları yetişkin kabul ediyor ve yargılıyor. Söz konusu uygulama Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu halde İsrail 1967 tarihinden bu yana bölgede iki ayrı hukuk sistemini uygulamaya devam ediyor. Nitekim işgal altında tutulan Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler sivil hukuk sistemine tabi iken Filistinliler askeri yasalara göre muamele görüyorlar.

Asılsız gerekçelerle tutuklanan çocuklar sorgu merkezinde metal zeminde zorla yüzüstü yatırılıyor, banyo ve yiyecek gibi gereksinimlerden mahrum bırakılıyor, tecride tabi tutuluyor ve tek kişilik hücrelere konuluyor. Çocuklar bu ağır koşullarda sağlıklarını kaybediyorlar fakat tedaviye izin verilmiyor ve çoğu hayata veda ediyor ya da kalıcı hasarlar ortaya çıkıyor. Çocuklar sözlü tacize, tehdide ve şiddete maruz kalıyor ve aileleri ile irtibat kuramıyorlar. Çocuklar ailelerinden, oyunlardan, hürriyetlerinden ve çocukluktan koparılıyor ve mahkûm ediliyorlar.

Çocuk deyince zihinlerimizde artık rüzgârla yarışan uçurtmalar canlanmıyor, çocuk deyince zihinlerimizde şiddete, ölüme, açlığa sürüklenen ve masumiyetleri koparılan nesiller canlanıyor. Çocuklara biçilen bu hayat iç dünyamızda büyüttüğümüz neşe kaynağımızı kurutuyor ve seslerini duyuramayan çocukların duygularına, acılarına, yalnızlıklarına kardeş olup onlar için yürüyoruz… Uçurtmalardan vazgeçmiş çocuklar, hücrenin duvarlarını aşıp şöyle bir nefes alabilsek diyorlar ve sevdiklerine sadece rüyalarında sarılabiliyorlar.

Ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız? Ne yapmalıydık? Bütün bu sorular kulaklarımıza çarparken garip duygulara kapılıyor ve yıllardır bilenen öfkemizi yutuyoruz. Neşemiz kaçıyor, zihnimiz bulanıyor ve çocukların başlarını hayallerimizde okşuyor ve onlara sadece dualarımızla uzanabiliyoruz. Ne acı bir durum! Ne vahim bir durum!