Bir zulüm hikâyesi

Abone Ol

Dün sizlere kısa "bir zulüm hikâyesi" anlatmak üzere yola çıktım, bilgisayarımın tuşlarına vurmaya başladım, söz uzadı, asıl yazacaklarım bugüne kaldı Elimde olmadan yazdıklarım beni bir zamanlar bizzat yaşadığım "zulüm hikâyelerine" alıp götürdü Kısa da olsa, bu vesileyle bazı hatırlatmalarda bulundum

Yazdıklarımın, anlattıklarımın, hatırlattıklarımın elbette sebebi ve hikmeti var.

Yaşananlardan ve o yaşanan hayat hikâyelerine dayanılarak yazılanlardan ibret almalıyız. Sonrasında sadece ibret almakla iktifa etmemeli; elimizden geldiğince bu "zalim dünya düzeni"ne alternatif olabilecek "adil bir dünya düzeni" için elimizden, dilimizden, kalemimizden ve kalbimizden geleni yapmalıyız... Bunlardan herhangi birini yapmıyor veya yapamıyorsak; o zaman bizim sadece dünyamız değil, âhiretimiz de bitmiş demektir!..

Arkadaş; ben bunun böyle olduğunu bilir, böyle inanır ve böyle yazarım.

Buna delil ve gerekçe istiyorsanız, işte size sadece bir delil ve sadece bir gerekçe:

"Ama sen yine de hatırlat. Çünkü hatırlatma mü minlere fayda verir." (Zâriyât, 51/55)

*

"Bu eziyet, bu zulüm kimin için "

Ne diyor, ne yazıyordum Anlatacaklarımı anlatmaya dünden başladım ve başka konulara daldım; asıl anlatacağım hikâye bugüne kaldı. Bana gelen hikâyenin başlığı aynen şöyle; "Bu eziyet, bu zulüm kimin için "

Devamını bizzat hikâye sahibinin yazdıklarından okuyalım:

Ben Kafkasya dan Orta Asya ya gitme Kırgız vatandaşıyım

Evlilik dolayısı ile hâlen Türkiye deyim...

Bizim taraflardaki değişik ülkelerden gelen pek çok insanlarla Rusça görüşmeler yapıyorum. Her birinin ayrı bir hayat hikâyesi var. Komünizm yıllarında yaşadığımız zulümler yetmiyormuşçasına, şimdi de başka zulümler yaşıyoruz. Onların durumları beni üzüyor. Bu yazımı yazarak biraz olsun içimi ferahlatmak istiyorum...

Yazdıklarımı gazetelere göndereceğim. Gazetelerin, gazete yöneticilerinin, yazarların ve okuyucuların üzüntümü paylaşacaklarını umuyorum

Dünyada oluşmuş bir "işçi mafyası" var. Bunlar -misal olarak- bir Kırgız vatandaşına giderler veya gazetelerde "Türkiye de iş var" diye ilân ederler. Onlar masraflar için birkaç bin dolar alırlar. Onlara Türkiye de bol paralı iş bulduklarını vaat ederler: Kalacak yerler hazırdır, yemeleri ve  içmeleri iş yerinden sağlanacak derler...

Böylece oluşturdukları "kaçak işçi kafilesi"ni Türkiye ye getirirler... Sonra umutlarını sömürdükleri o insanları Türkiye de "kaçak işçi" olarak çalıştırmaya başlarlar...

Bu kaçak işçilerin aylıkları 400 YTL den azdır. Bunları hapishane gibi koğuşlara doldururlar. Dışarıya çıkmak yasaktır... Pasaportları işverene teslim edilmiştir... İşveren istemedikçe bunlar işi bırakamazlar... İşverenin insafına göre ücretlerini alırlar...

Burada işverenleri suçlamıyorum. Türk işçisini çalıştırsalar, vergisi ve sigortası ile o işçiye ödeyecekleri 1000 YTL yi geçer. Bu takdirde iş yapamazlar, ürettikleri malları satılmazlar, iş yerleri kapanır. Bu hem Türkiye için hem yabancı işçiler için çok daha kötü olur.

Türkiye ye yabancı işçinin girişini serbest bıraksa, "işçi mafyası" ortadan kalkar.

İşverenler kaçakçılık yapmaz ve Türkiye bunlar sayesinde zengin ülke olur.

Gelen işçi 1500 YTL lik iş yapar, bunun en çok 500 YTL sini götürür; 1000 YTL yi Türkiye kazanmış olur.

Soruyorum: "Herkes için kârlı olan, Türkiye için çok çok kârlı olan bu serbestliyi Türkiye neden yapmaz Bu eziyet, bu zulüm kimin için !."