Bir yolcunun serüveni

Abone Ol

Yolun tam ortasındayım dedi, ne yaşlıyım ne de gencim.

Ama ben kimim diye sordu. Nereye gidiyorum Hayat, ölüm, ömür, yaşamak,

ölmek.... Yüreğinin en ücra köşelerinde bir sızı duydu ve sessizce ağladı.

Sanki yıllardan beri ilk defa kendisiyle baş başa kalıyordu. Sanki ilk defa

fırsat buluyordu düşünmeye. Hayatın inişli çıkışlı meşgalelerinin kendisini ne

kadar meşgul ettiğini o an fark etti.

Gözlerini kapayıp da içindeki sorulara cevap aradığında

kıyısı görünmeyen bir yokuşun içerisinde buldu kendini. Bir çıkış yolu aradı

tıkandığı o yol kavşağında... Sonra önünde ıssız bir mezar belirdi. Başucunda

taşı dikilmemiş toprağı doldurulmamış boş bir mezar. Bütün insanların sonunu

kucaklayan, o mezarlığa öylece baktı. Masum bir görüntüydü bu. Kuş sesleri arasında

yalnızlığa gömülmüş gibiydi. Yolun sonu orasıydı. Bunaldı, içinde boğucu bir

girdap gidip geliyordu. Etrafında kimse var mı diye bakındı. Yalnızlığı hiç

böylesine yoğun solumamıştı. Kendi kendine sordu:

Bunca emek, okul, eğitim, kariyer, meslek, evler,

arabalar, seyahatler, paralar o şaşalı hayatlar şu kısacık ömre biraz daha renk

katmak için miydi Bütün bunlar şu ıssız mezarlığa kadar mı yoldaşlar insana

Bu hayat nasıl bir şeydi ki, bir soluk nefes için, binlerce emeği enerjiyi

çekip alıyordu insandan...

Okumuştum, saygın bir mesleğim vardı, seviliyordum, para

kazandım, eş dost arkadaş edindim, ama benim sandığım her şey, ruhum bedenimden

ayrıldığı gün terk edermiş beni dedi sessizce.

Sonra bu karanlık dehlizlerin içerisinde bütün cesaretini

topladı, başını arkaya doğru çevirdi ve kendisini o günlere kadar taşıyan

yollara geriye baktı. Yüzünü tanıdık bir tebessüm kapladı. Rahatlamıştı...

Orada gördüğü asude bir hayat iksiri, muhteşem bir sevgi seli içindeki

bunaltıyı alıp götürdü. Gözlerinin önünde onlarca insan, vardı. Kimi doktor,

kimi öğretmen, kimi politikacı, kimi esnaf, kimi tacir... Evlenenler vardı,

çalışanlar, okula gidenler, yollarda oynayanlar... Onlarca çocuğa şifa

dağıtmıştı, sevgi, şefkat, umut vermişti onlara.

Az önce içini bunaltan o karamsar tablonun üzerinde umut

çiçekleri açmıştı şimdi. Hamdolsun Allah ım dedi yavaşça. Oturduğu yerden

kalktı işte benim bütün servetim bunlar diye bağırdı. Sonra ekledi...

Belki de farkında olmadan ne kadar kazanırsam, ne kadar

çalışırsam, ne kadar çevre edinirsem, kariyerimi ne kadar yükseltirsem... O

kadar kalıcı olacağımı, sanmışım. Oysa beni yaşatacak, ayakta tutacak,

sonsuzluk diyarında ruhuma ve zihnime esenlikler verecek şey, işte o çocuklar

dedi.