BİR YERLERE GELESİNİZ İNŞAALLAH!

Abone Ol

Eskiden böyle şeyler telaffuz dahi edilmezdi, vatana millete hayırlı bir evlat yetiştirmekti her anne babanın hedefi.

Son elli-altmış yıldır bu değişti, yerini “devlete adam yetiştirmek” aldı.

Etrafında üç beş kişi toplayanın cemaat kurduğu son dönemlerde herkes kendi adamını yetiştirip devlete sokmak için çılgınca yarışıyor.

Peki ya sonra? Devletin falanca mevkiinde şu kadar adamı olunca Allah rızasına daha mı çok yaklaşıyor bu zevat?

Gerçekten kimsenin böyle düşündüğünü sanmıyorum.

Herkes vasıta kıldığı dini telakkisi ile kendini devlet ve millet karşısında vaz geçilmez kılıyor sadece.

Oy potansiyeli, nüfuz, masaya yumruk vurma hızı, referans gücü, kariyer ve diploma yoğunluğu ile ‘bir yerlere’ gelmeyi başaran diğer mümin kardeşlerine karşı “kurumsal ağabey” olabiliyor.

Devlet katında akredite kabul edilen cemaat ve tarikatlar kendi dışındaki oluşumların “kurumsal ağabeyi”dir artık.

Devletin uçağına binmekle başlayan yakınlaşma, devletin dilini kullanma, devletin sofrasına kurulma, devlet ekranlarında arz-ı endam etmekle çok önemli bir seviyeye yükseliyor. Bürokraside bir yere mi gelmek istiyorsunuz?  Boş verin “ehliyet ve liyakat”i, himaye gören cemaat ya da tarikata, yani “kurumsal ağabey”e gidin o sorununuzu hemen çözecektir.

“Belli bir yere gelmek” davasında aslanlar gibi mücadele edip sonunda muvaffak olan makam sahiplerinin çok azı müstesna şu ana kadar yüz güldürdüklerini görmedim.

Hatta bu makamlar çoğunlukla makama gelen kişinin gerçek karakterinin ortaya çıkmasında turnusol kâğıdı vazifesi bile görebiliyor.

İçindeki başkalarına şehvetle hükmetme arzusunu kanalize edecek yer bulamamış nice insanın bunu bir masaya oturduktan sonra nasıl döke saça kullandıklarını hayret ve ibretle görüyoruz. Bir yerlere gelme ihtirasını dışarıya bir misyonu birinci elden yerine getirebilme idealiymiş gibi lanse eden açıkgözler o kadar çoğaldı ki.  ‘Orada “bizden” bir adam var’ diye şahadet parmağı ile şahitlik yapanlar ne adaleti ne liyakati ne de ehliyeti işaret ediyor falan değildirler.  Sadece nasıl kendi yayılmacı güçlerini yüksek makamlarda gösterebildikleri konusunda bu güce sahip olmayan ortamlara “haddini bil” temalı uyarı mesajı veriyorlar.

Fetö liderinin kollarını iki yana açarak yaptığı bedduada bir yer var ki onu özellikle üzerine basa basa yüreğini kazırcasına söylüyor: “Allah bir yerlere gelmek” nasip etmesin. “bir yerlere gelemesinler’.

Hiçbir yerlere gelmediğim için o “bir yerler”in neresi olduğunu bilmiyor, doğrusu merak da etmiyorum. Ama son yaşanan canavarlıklara baktığımda olup bitenin siyak ve sibakından bunun ne menem bir yer olduğunu aşağı yukarı kestirebiliyorum.

Birilerinin “yüksek mevki” dedikleri yerlere benim içim “çukur” diyor.

Yerinde durmayan, bir yeri olmayan “bir yerlere gelmek” ister. Yerini bilen ve bulan kişi şahsiyet sahibidir. İsmi ile müsemma “yerli”dir. İnsanı rakip olarak değil yurt olarak görür. Bir yerlere gelmek isteyen için “insan insanın kurdu” iken, yerli yerinde duran kişi için “insan insanın yurdu”dur.

‘Bir yerlere gelmek’ ihtirası önüne çıkan herkesi çiğneyip geçer. Eş dost, arkadaş ve dindaş kavramlarının hükmü yoktur. Bu konuda o kadar ileri giderler ki öbür dünyayı bile etki alanlarında tutmak isterler. O tarafta da en güzel mekân ve makamları naslarla oynayarak akıllı sıra kendilerine tahsis etmek isterler.

‘Devlet kadrolarına yerleştirecek adam bulamadık’ savunması içerisine girenlerin şimdi “adam”dan neyi kastettiklerini çok daha iyi anlıyoruz.

Adam diye yerleştirdikleriniz şayet bu adam(!) larsa, yüzüne bile bakmadığınız nasiyesi temiz pırıl pırıl insanlar sizin literatürünüzde yer almıyor demektir.

Aymazlara ne diyelim: Bir yerlere gelesiniz inşallah!