Bir yanlış başka bir yanlış ile düzeltilmez

Abone Ol

Bundan tam 19 yıl önce, 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından tek başına iktidara gelen AK Parti hükümeti, 28 Kasım 2002 tarihinde Meclis’ten güvenoyu alarak görevine başlamıştı.

Aynı gün, bir televizyon kanalında programa katılan Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise henüz bu hükümetin ilk gününde “Bak, ben, bulutları görüyorum, uzakta tehlikeye işaret ediyorum, benim vatani vazifem bu.” diyerek tarihe geçen uyarılarda bulunduğu meşhur bir konuşma yapmıştı.

İlerleyen günlerde Millî Gazete tarafından “Erbakan Konuşuyor; Türkiye’nin Kurtuluş Yolu” başlığıyla kitapçık haline getirilen bu konuşma, ibretlik mesajlar içeriyordu.

Nitekim bugün de tüm okurlarımızın bu önemli konuşmayı dinlemesini ya da kitapçığı temin ederek okumasını hassaten tavsiye ederim.

Zira 19 yıl önce konuşulan, dikkat çekilen ne varsa bugün karşımızda daha da büyüyen problemler olarak bunların bulunduğunu görüyoruz. Diğer bir ifadeyle aradan geçen 19 yıllık sürede kronik sorunların çözümü konusunda değişen hiçbir şey olmadığını fark ediyoruz.

Erbakan Hoca, o günkü konuşmasına Türkiye’nin üç büyük mesele grubuyla karşı karşıya bulunduğunu belirterek başlamaktadır.

“Bunlardan birincisi; içerideki yangın, milyonlarca insan aç, işsiz, perişan. İkincisi; ülkede insan hakları bakımından birçok huzursuzluklar var, bunların çözülmesi lazım. Üçüncüsü de, dış politikadaki konuların milli menfaatlerin korunarak yürütülmesi lazım.”

Ne acıdır ki, yukarıda zikredilen ve DSP- MHP-ANAP üçlü koalisyonuna kesilen faturayla AK Parti’nin güçlü bir şekilde iktidara gelmesini sağlayan bu sorunlar, AK Parti döneminde çözülmedi.

Bugün Türkiye’nin en önemli sorunları nedir diye sorulsa aynı sorunlar neredeyse aynı kelimelerle ifade edilir durumda.

Unutulmamalıdır ki; bunlar kronik sorunlardır. Örneğin AK Parti döneminde yapılan hastaneler, yollar ya da köprüler önemli olmakla birlikte gerçek anlamda kalkınmanın göstergesi olmamaktadır. Çünkü bu hizmetler tek başına Türkiye’nin kronik işsizlik, yoksulluk gibi sorunlarını çözmemektedir.

Hiç şüphesiz; Erbakan Hoca’nın yapmış olduğu konuşmanın en önemli yanı, toplumun muhtemel tehlikelere karşı önceden uyarılması durumudur.

“… şimdi daha yeni bu güvenoyunu aldılar. İlk gün ben de çıktım buraya, bütün millete sesleniyorum, diyorum ki: Ey millet, şayet böyle bir şey olursa, sakın faturayı Millî Görüş’e çıkarmayın ha. Bu, bu arkadaşlarımızın kendi hataları olur, Millî Görüş’ün hatası olmaz; çünkü Millî Görüş saadetin tek ilacıdır ve kurtuluşun tek ilacıdır.” 

AK Parti yetkililerin iktidarda başarısız olma potansiyeli taşıdıklarını anlatan Erbakan Hoca’ya, karşısındaki gazetecinin, “Ama bütün siyasetçiler milli menfaatlerimizi korumak ve Türkiye’nin milli çıkarlarını uluslararası anlaşmalarda, pazarlıklarda gözetmek için ülkeyi yönetmezler mi?” sorusuna verilen yanıt yine net bir mesaj özelliği taşımaktadır.

“Bu yetmez ki. Bunun için yönetirler ama eğer zihniyetlerinde hata varsa, hata yaparlar. O hatayı yapmamak için Millî Görüş sahibi olmak lazım.”

Aradan geçen 19 yılın ardından bu net ifadeyi okuduğumda zihnimde bir anda 19 yılda yaşadıklarımız ve gelecekte yaşama ihtimalimiz olan gelişmeler belirdi.

Onun için diyorum ki; ülke idaresinde söz sahibi olanların ve buna talip olanların Erbakan Hoca’nın bu konuşmasını satır satır tekrar tekrar okumaları gerekmektedir.

Zira üzülerek görmekteyiz ki; ne yönetenlerin ne de yönetmeye talip olanların çoğunluğunun halen zihniyet diye bir öncelikleri, dertleri bulunmamaktadır.

İktidar partisinin de muhalefet partilerinin çoğunluğunun da stratejik dost-müttefik ülke konusunda fikir ayrılığına sahip olmamaları ibretlik bir durumdur. Bu durum dış politikada milli menfaatlere göre adım atmayı doğrudan engellemektedir.

Faizci kapitalist düzen ile ilgili politikalarda “hâkim iktisadi yaklaşımları” benimseme konusunda hemfikir olmaları üzücü bir durumdur. Bu durum Türkiye’nin borç-faiz-borç sarmalına mahkûm edileceğinin doğrudan ispatı niteliğindedir. 

Hülasa, şayet zihniyetin temelleri sağlam bir zemine oturtulmazsa iyi niyetli olmak bir mana ifade etmemektedir.

Neticede elde kalan ise bir anlam ifade etmeyen pişmanlıklar, kaybedilen yıllar olmaktadır.

Halbuki Dün DSP-MHP-ANAP hükümetinden hıncını almak için öfke ile sandığa gidenlerin bugün pişmanlığını dile getirmesi aynı hataya bir kez daha düşülmediği takdirde anlam kazanmaktadır.

Yoksa yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, bir alışkanlık haline gelmektedir. Bu gerçeğin farkında olanlara düşen ise bu aziz milletin horoz dövüşüne mecbur bırakılmasını engellemektir.