SÖMÜRÜ çarklarını sürdürebilmek için bir yandan
teröristlere destek veren, ardından da aynı ülkelerin yöneticilerinin terörle
mücadelede birlikte hareket etme söylemlerini insan şaşkınlıkla izliyor. Yani
bir yandan terörü sömürü aracı olarak görüp kullananların terör kendilerini
vurduğunda gürültü koparmaları işin özünü hem kendi toplumlarından hem de
sömürülen ülkelerin insanlarından gizlemeye yönelik bir taktik olarak görmek
yanlış olmaz.
Yakın çevremizde yaşananlara şöyle bir bakmakla, nerede
bir karmaşa ve çatışma varsa öncelikli olarak o alanlarda huzuru bozanların
sömürgeci ülkeler olduğunu görmek mümkün. Kaldı ki, iç çatışmanın olmadığı,
sükûnetin hâkim olduğu ülkeleri de sömürüyor olmalarına rağmen, o ülkelerde
idareyi ele geçirirken ve geçirdikten sonra uzun süre sömürgecilerle işbirliği
yapan yöneticileri zamanla ülkesinin iliklerine kadar sömürüldüğünü görmenin
isyanı anlamına gelen seslerini biraz yükseltmeleri halinde o ülkede darbe ya
da çatışmanın fitili ateşleniyor. Bir süre sonra ister istemez geçmişten gelen
bir takım tepkiler sebebiyle oluşmuş muhalif gruplar sömürgecilerin desteğini
yanlarında görünce sonu gelmez çatışmalar başlıyor. Söz gelimi Irak Saddam
döneminde de sömürülmüyor muydu Sömürülüyordu. Ne var ki, sömürgeciler bununla
yetinmediler. Saddam ı önce İran a saldırttılar. Ardından Kuveyt i işgal etmesi
için destek verdiler. İşgalin ardından Kuveyt i kurtarmak ve Suudi Arabistan ı
da muhtemel bir saldırıdan korumak bahanesiyle hareket geçtiler. Televizyon
ekranlarından günlerce yapılan canlı yayınlarla Irak bombalandı. Kuzey de uçuşa
yasak bölge ilan edildi ve Irak hükümet kuvvetlerinin ilişkisi bu bölge ile
kesildi. Bu arada da bu bölgede yeni bir yapılanmanın temelleri atıldı. Atılan
bu temel bir başka bahane ile Irak ın işgali ile birlikte bağımsızlığını ilan
etti. Daha doğrusu işgalciler tarafından yarı bağımsız bir statüye
kavuşturuldu.
Afganistan da ise
uzun yıllar süren Rus işgaline karşı verilen mücadelenin ardından Ruslar
çekilip gitseler de yıllarını dağlarda geçirmiş grupların iktidar mücadelesine
sahne oldu. Bu çatışmalar hâlâ sürüyor. Ortaya çıkan otorite boşluğu sebebiyle
Afganistan, temelleri komşu ülkelerde atılan bazı terör örgütlerinin kullanım
alanı haline geldi. Afganistan daki terör örgütlerini temizleme iddiasıyla bu
ülke işgal edildi.
İslam dünyasını kendi planlarına göre yeniden dizayn
etmek isteyen sömürgeci güçler bu defa Suriye de harekete geçtiler. İç
çatışmaların başlaması ile birlikte taraflara her türlü silah desteği yine
sömürgeci güçlerden geldi. Afganistan da Ruslara karşı verilen mücadelede de
mücahit gruplara silah desteği veriliyordu ama bu destek, Afganistan da bir
tarafın tam hâkimiyet kurmasını engelleyecek şekilde yürütüldü.
Irak ta otoriteye son verenler yerine yeni bir otoritenin
hâkim olmasını da istemediler. Merkezi yönetim ile yönetim dışı güçler arasında
sürekli çatışma sürüp geldi. Ne var ki, merkezi yönetimin de yönetime karşı
mücadele veren örgütlerin silahı da sömürgeci güçlerden geliyor. Sonuçta
devreye Suriye nin de sokulması ile bölgemize yönelik sömürgeci güçlerin
planlarının uygulanmasında bir adım daha atıldı. Suriye de yaşananlara
baktığımızda mücadele eden tüm tarafların silahlarının üzerindeki markanın
sömürgecilere ait görülüyor.
Ülkelerde oluşturulan iktidar boşluğunun yerini terör
örgütlerinin doldurduğunu, Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen e bakarak söylemek
yanlış olmaz. Öyle ise bugün terör kendi ülkelerine sıçradığında gürültü
koparan sömürgeciler ellerini bölgemizden çekip gitmedikleri, tüm taraflara silah
satışını sürdürdükleri sürece terör sona ermeyecektir. Çünkü terörün kaynağı
bölgemizden çekilmek istemeyen sömürgecilerdir. Bir yandan teröristlere destek
verip, diğer yandan terörden şikâyetçi olmak samimi bir tavır değildir.