Yabancılaşma kavramı üniversitelerimizde en fazla
anlatılan konulardan biridir. Üniversite birinci sınıftan son sınıfa kadar
farklı derslerde öğrencilere büyük hakikat olarak anlatılır. Tabi kavramın
sahibi Marx olunca ilmi değeri vardır. Kapitalist sistemde insan kendine, kendi
emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. Yabancılaşma, yıllarca
çalışmasına rağmen ürettiği üründen bir tane olsa alamayan, ürettiği malın
sadece bir parçasına şahitlik ettiğinden, malın tümünün nasıl üretildiğine dair
bir bilgisi olamayan, ürettiği eşyanın karşısında nesneleşmiş insanın
durumudur. İnsan nesneye yaşamını koyar, ama o zaman yaşamı artık kendisinin
değil, nesnenindir. Bunun sonucu insan kendi doğasına yabancılaşır. İnsan,
kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelir.
Kısaca söylemek gerekirse yabancılaşma, kapitalist pazarın ve kapitalist
toplumsal sistemin sonucu ortaya çıkar. Batı kendi yabancılaşmasını maddenin
üretimi ve bu iş için insana biçilen rol üzerinden tanımlamaktadır.
Bizim inancımıza göre Allah-u Teâlâ, yeryüzünün halifesi
olacak insanı cennette yaratmıştır. Cennette yaratılmış Hz. İnsan, bir hikmet
üzere imtihan mekânı olarak dünyaya indirilmiştir. Bu sebeple zaten insan içine
doğduğu dünya hayatının yabancısıdır. İnsanın esas vatanı cennettir. İnsanın
fıtratı cennete uygundur. Dünya ona gurbettir. Memleketinin özlemini çektiği bu
dünya onun için bir yabancı olma durumunu baştan sona yaşatmaktadır. İşlediği
her işte asıl vatanına özlem duymaktadır. Bizde yabancılaşma, insanı ürettiği
maddeye izafe edilmez. İslam sistemi, Batı sisteminin, felsefesinin Hz. İnsanı
hiçleştiren, nesneleştiren doğasından farklı olarak yabancılaşmayı,
Yaratanından ve esas yurdundan ayrı kalma olarak tanımlar.
Allah-u Teâlâ, İslam dinini dünyada gurbet yaşayan
insanı, esas memleketine uygun bir hayat yaşamasını temin etmek için bir nimet
olarak göndermiştir. Allah-u Teâlâ İslam ile yeryüzünde insanın kendinden
başkasına kul olmaması hakikatini insanlığa öğretmiştir. İnsana yeryüzünde halifesi olma şerefiyle
yaratıldığını hatırlatmıştır. İslam medeniyeti, insanı nesneleştiren her türlü
sistem ve ideolojiyi ret etmiştir. İslam ile insanlık izzet, şeref ve haysiyet
kazanmıştır.
İslam ın getirdiği inanç değerleri ve emrettiği ameller,
insanın, bir ağacın gölgesinden daha fazla kalmayacağı, misafir olduğu yabancı
dünyayı cennete çevirecektir. İnsan esas memleketi ahiret yurdunu kazanmak için
dünyada işlediği her amel dünyasını da cennete çevirecek işlerdir. Dünyada
işlediği her amelde hesap vereceğini düşünen insan, kendi gibi yaratılmış varlıkların yaratılış
gayelerine göre yaşamasını engelleyecek hiçbir iş yapmaz. Böylece hırsızlığın,
arsızlığın olmadığı kul hakkının yenmediği bir düzen kurulur. Bir oyun ve
oyalanma yurdu dünyada şuurlu insan, kimsenin nesnesi olmaz. Kâinatta yaratılan
her şeyin kendine hizmet için yaratıldığını bilir. Her şeyi yerli yerinde yani
adalet dairesinde kullanır.
İslam, insana en büyük şerefi vermiş olmasına rağmen,
insan nefsinin esiri oluyor. Sonradan insan icadı inançlar ve insan eliyle
bozulmuş sistemlere düzenlere bir kurtarıcı olacak umuduyla yapışıyor. Onların
vazettiği her şeyi sorgusuz sualsiz kabul ediyor. Noel kutlamaları, anneler
günü, sevgililer günü, babalar günü gibi birçok kendisini yabancılaştıran,
nesneleştiren, acizleştiren kutlama günleri peşinde ömrünü, kazancını heba
ediyor. Bu günleri kutlamak hem imanımızda hem de hayatımızın her alanında
onulmaz yaralar açıyor.
Bu aşırılıklar sebebiyle hem ekonomik hem dini açıdan
zararda olan biz ve insanlık oluyor. Yabancılaşmayı batı tarzında tarif edenler
ruhlarında oluşan boşlukları, kutsallık atfedilen günleri kutlayarak doldurmaya
çalışıyor. Toplum olarak kutlanan batı tarafından dayatılmış günler, kölelik
zincirlerimize bir zincir daha ekliyor. Zihni ve kalbi melekelerimizi
körleştiriyor. Çoğu pagan ve Hıristiyan dini kaynaklı günleri kutlamak, bizleri
ve insanlığı esas yurdumuzun kodlarından uzaklaştırıyor. İnsanlığın hayat
damarlarını tıkanmasına sebep oluyor. Dünyamızda yaşanan zulüm ve sömürü
sistemine en iyi destek şuursuz toplumların bu hareketlerinden geliyor. İnsan
böyle bir dünyada git gide kendine de yabancılaşıyor.
Böyle bir dünyanın yeni fetihlere ihtiyacı olduğu gün
gibi aşikâr bir durumdur. Fethi bir toprak parçasının ele geçirilmesinden öte,
sermaye sahiplerinin elinde nesneleşmiş insanın insanlığını yeniden kazandıran
hamledir. Yaratılış gayesinden ve değerlerinden uzaklaştırılmış,
yabancılaştırılmış insanı kendi kodlarına geri yükleme faaliyetidir.
Zamanın ve mekânın emanet edildiği ve insanların halifesi
olan Müslümanlar, bu fetih hareketine yeniden yeni bir ruh ve heyecanla
başlamak zorundadırlar. Etraflarındaki çember daralmıştır. İnsanın şerefini
ortadan kaldıran her hareketle her zeminde mücahede ve mücadele etmek Allah ın
birinci emridir. Gerçekleştirilmeyen her fetih hareketi, bizleri hem
ahiretimizden, hem de insanlığımızdan edecektir. Hem dünyada zillet, hem
ahirette zillet getirecektir. Dünya hayatı yabancılaşmaya değer mi