Gündem

Bir verimlik sevgi kaç para

Bir verimlik sevgi kaç para

Abone Ol

Anne babalar, çocuklarımıza istediğimiz hediyeyi alamıyoruz, istediğimiz yere götüremiyoruz, tatil yapamıyoruz, çalışmak zorunda olduğumuz için vakit ayıramıyoruz, onların dersleriyle ilgilenemiyoruz... diyorlar.

Eğer yapmak isteyip yapamadığınız şey, parasal sorunlarımızla ilgili bir durumsa mazeret olarak görülebilir. Ancak, çocuklarınızı sevgisiz bırakmanızın bir mazereti olamaz. Allah aşkı söyleyin, Bir verimlik sevgi ne kadar? Sevginin bir ücreti mi var? Peki o halde neden çocuklar, "annem babam beni sevmiyor" diye ifadeler kullanıyorlar. Yoksa, her şeyin parayla ölçüldüğü dünyada, sevginin de bir bedel karşılığı verileceğini mi düşünmeye başladınız. Oysa, bir verimlik sevgi nesnesine ulaştığında binlerce kat sevgi olur hem sizi hem karşınızdaki kişiyi kuşatır. O halde lütfen sevdiklerinize ve özellikle de çocuklarınıza sevginizi vermekten kaçınmayın.

İnsan ne zaman kendini değerli hisseder?

İnsan, kendini, kendinden daha büyük bir bütünün parçası olarak gördüğünde, yani, bir kul olarak sorumluluk sahibi olduğunu ve mükemmel bir varlık olarak yaratıldığını hissettiğinde, çevresindeki insanlar tarafından kabul edilen güvenilen biri olduğunda değerli hisseder. Buna karşın insan bazen çevresindeki kimseler tarafından kabul görmediğini hissettiğinde ise kendini bir yere koyamıyor ve değersiz hissediyor. Esasen, küçüklüğümüzden beri bir yap bozun içinde yaşarız. Ancak büyüdüğümüzde ve dış dünyaya açıldığımızda bu yapbozların parçaları yavaş yavaş dağılmaya başlar. Böyle zamanlarda kendimizi yalnız ve çaresiz hissederiz.

Sahabenin örnek hayatı ve cömertliği

Hazreti Ömer, Hazreti Ebu Bekir‘in cömertliğini şöyle anlatır: "Hz. Peygamber bir gün bizlere sadaka vermemizi emr etti. O sıralarda mal bakımından oldukça zengindim. Kendi kendime "Eğer Hz. Ebu Bekir‘i geçebilmem mukadderse ancak bugün olabilir" dedim ve malımın yarısını getirdim. Hz. peygamber "Aile efradına bir şey bıraktın mı?" diye sordular. "Evet, onlara da bir şeyler bıraktım" dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduklarında da "Bunun kadar da onlara bıraktım" cevabını verdim. Biraz sonra da Ebu Bekir geldi. Hz. peygamber ona da "Ey Eba Bekir! Sen aile efradına ne bıraktın?" o da "Onlara Allah‘ı ve onun resulünü bıraktım" dedi. Bunun üzerine onu hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım" ( Ebu Davut Tirmizi)

İki avuç hurma için akşama kadar yük taşıyordu

Ebu Ukayl (ra) iki avuç hurma karşılığında akşamdan sabaha kadar sırtında yük taşıyordu. O bu hurmaların bir avucunu aile efradına yemeleri ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere götürüp diğerini de Allah yolunda infak için Hz. Peygamber‘e getirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber "Onu sadakaların içerisine kat!" buyurdular. Münafıklar Ebu Ukayl ile alay ederek "Onun Allah için bir avuç hurma vermesi kendisine ne temin edecektir?" dediler. Bu olay üzerine "Sadakalar hususunda, (onu, imkânları olup) gönülden (gelerek çokça) veren müminleri de (zengin olmadıklarından) güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları da ayıplayarak, bu yüzden onları alaya alan (o münafık)lar yok mu, (asıl) Allah onlarla alay etmiştir ve onlar için (pek) elemli bir azap vardır!" (Tövbe -79) mealindeki ayet nazil oldu. (Taberani)

Sevdiğimiz şeylerden verebiliyor muyuz?

Hz. Ömer‘in oğlu Abdullah Arafat‘tan Cuhfe‘ye indiğinde hastalandı. Canı balık çekmişti. "Canım balık yemek istiyor. Benim için bulamaz mısınız?" dedi. Aradılar sonunda bir taneden başka bulamadılar. Onu alıp Abdullah‘ın hanımı Safiye b. Ebi Ubeyd‘e getirdiler. O da pişirip onun önüne koydu o sırada bir fakir gelerek Abdullah‘ın yanına oturdu. Abdullah O‘na şu balığı al da ye!" dedi. Bunun üzerine oradakiler "Sübhanellah! Bizi o kadar yordun; bu balığı güç bela bulabildik onu sen ye; bu adama da başka bir şey veririz" dedilerse de O "Ben bu balığı çok istedim. Öyle ise onu sadaka vereceğim" dedi. (Ebu Nuaym - Hilye)

Hz. Ömer‘in cömertliği

Hz. Ömer‘in cömertliğini bir sahabe şöyle anlatır: Hz "Ömer‘le beraber (çarşıya) çıktım, kendisine genç bir kadın yaklaşıp şöyle dedi:

"Ey müminlerin emiri! Kocam öldü, benim ondan küçük çocuklarım var. Vallahi ne yiyecek koyun, ne sığır paçaları vardır; ne ekin tarlaları ve ne de sağılacak hayvanları vardır. Onları yırtıcı hayvanların parçalamasından (yani ölmelerinden) korkuyorum. Ben Hufâf bin Eymâ el-Gifârî‘nin kızıyım. Babam Hudeybiye‘de Peygamber (asm) ile hazır bulunmuştur." Ömer bunları duyunca durdu, yürümedi ve şöyle dedi: ‘Merhaba, ey yakın nesep!‘ Sonra avluda bağlı olan kuvvetli bir deveye gitti ve ona buğday dolu iki çuval yükledi. (Çuvalların) aralarına da yiyecek ve elbiseler koydu, getirip kadına teslim etti. "Al şimdilik bunlarla idare et! Sana şimdilik yeter. Sonra Allah bize bir taraftan bir şeyler ihsan ederse yine sana veririz" dedi. Orada bulunanlardan bir adam şöyle dedi: "Ey müminlerin emiri, çok verdin!"

Bunun üzerine Ömer: "Vallahi şu anda ben onun babası ile kardeşini bir kaleyi kuşattıklarını ve onu fethedinceye dek canla başla savaştıklarını görür gibiyim. Sonra sabahleyin onların elde ettikleri ganimetlerden istifade eder olmuştuk" dedi. (Buhârî)