Bir Veli Sultan: Adlî- II. Bayezid (ö.918/1512)

Abone Ol

Fatih Sultan Mehmed in Gülbahar Hatun dan olan oğludur. Yavuz Sultan Selim in de babası olan II. Bayezid, 1481 yılında Dimetoka da doğdu. Bilime, sanata önem veren ince ruhlu bir padişahtır. Padişahlığı zamanında pek çok bilim ve sanat adamını himaye etti.  Kendisi de Adlî mahlasıyla şiirler, gazeller yazdı. Sultan II. Bayezid Adlî mahlasıyla şiirlerini yazarken aynı zamanda mahlasıyla müsemma olmaya gayret etti. O Adlî dir, adaletli sultandır. Adlî Divanı adıyla anılan bir divanı vardır. Divanında çoğunluğunu gazellerin oluşturduğu 120 kadar şiir vardır. Aynı zamanda bestekârdır. Arapça, Farsça ve Uygurca, Çağatayca, az da olsa İtalyan ca bilir. İslâmî ilimlerin yanı sıra felsefe, astronomi, matematik ve musiki eğitimi aldı. Molla Selâhaddin, Mîrim Çelebi, Hamidî ve Mollâ Abdü l-Kâdir, Molla Muhyiddin Muhammed El- İskilibî Efendi, Şeyh Hamdullah, Sünbül Sinan,  gibi zamanın dehâlarından maddi ve manevi feyzler alarak ve ilimler tahsil ederek yetişti. Ünlü İranlı şair Molla Câmî ye her yıl bin flori gönderdiği bilinen II. Bayezid, Zenbilli Ali Efendi, Molla Latifî, Sâdî Çelebi, Müeyyedzâde Abdurrahman, Necâtî, Ahmed Paşa, Ca fer Çelebi, Sâfî, Behiştî ve Zâtî gibi devrin ünlü âlim ve sanatkârlarını destekledi.

Hattatların Kıblesi Ve Elinde Hokka Tutan Padişah

Beyazit Camii ne yolunuz bir gün düşerse, bu caminin cümle kapısı üzerindeki kitabeye, mihraba ve kubbesi etrafındaki hattın güzelliğine bakın. Buradaki hatlar  Hattatların Kıblesi, Kıbletülküttâb, Kutbülküttâb, Şeyhürrâmiyân diye anılan ünlü hattat Şeyh Hamdullah ın yazılarıdır. Şeyh Hamdullah, babası Sühreverdiyye Şeyhi Şeyh Mustafa Dede nin yanında seyrü sülûkünü tamamlayarak ondan da hilâfet aldı. İşte bu sıralarda babasının sohbet meclislerine katılan şehzade II. Bayezid le tanıştı. Dostlukları ilerledi.  Sultan Bayezid Han, işte bu meşhur hattatın talebesi ve aynı zamanda onun hâmisi oldu. Şeyh Hamdullah tan hat meşk edip, icazet alan Bayezid, hatta çok büyük ilerlemeler kaydederek ve hat sanatının gelişmesine katkıda bulundu. Şeyh Hamdullah, II. Bayezid in tavsiye ve teşvikleriyle hat sanatında  Şeyh üslûbu denilen yeni bir tarz ortaya koyarak yeni bir devir başlattı. II. Bayezid tahta çıkınca, hocası Şeyh Hamdullah ı İstanbul a ailesiyle birlikte getirtti. Sarayda kâtip ve orada çalışanlara muallim olarak görevlendirdi. Şeyh Hamdullah en güzel eserlerini sarayda görevli iken verdi. II. Bayezid de hocasının yakınında bulunmaktan son derece mutluydu. Hocasına hürmeti sonsuzdu. Hocası yazı yazarken hokkasını tutar, oturduğu yerde arkasını yastıkla besleyip, rahat etmesini sağlardı. Biri hattın sultanı, diğeri Osmanlı nın. Ama ilim ve tasavvuf ehli olmak diğerinden daha ağır basıyor Osmanlı da, Müslümanlarda. O yüzdendir sultanımızın hocasının sırtını kuştüyü yastıklarla besleyip, hokkasını tutması, hürmet göstermesi.

Israrla II. Bayezid a Afyon kullandırtanlar

Sultan II. Bayezid in hayatını inceleyenler, şehzadeliği döneminde, afyon kullandığı ve sefahate düşkün olduğu şeklinde bilgilerle karşılaşır.  Günlerce bu konuyu araştırdım. Sayın Selim İleri Bey in bir makalesine ulaştım. Kendileri de benim gibi serzenişte bulunmaktaydı, bazı tarihçilerimize. O makaleden sonrası çorap söküğü gibi söküldü. Padişahımıza afyon kullanmakla itham edenler bir takım belgelere ya ulaşamamışlar ya da bazıları ulaşmak istememişlerdi. Onlara göre güya II. Bayezid, en yakın arkadaşları tarafından afyon kullanmaya alıştırılmış, sefahate dalmışmış. Bahsedilen arkadaşlarından birisi şehzadelik yıllarında can ciğer arkadaşı olduğu Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi ki o,  II. Bayezid in nişancısı ve aynı zamanda Yakut Paşa Zaviyesi şeyhinin oğludur. Çok kıymetli bir âlimdir. Hatta daha sonraları oğlu Yavuz Sultan Selim de Müeyyedzâde den övgüyle bahsedecektir tozlu tarih sayfalarında. Üstelik bu zat Kemalpaşazâde, Osmanlı nın meşhur şeyhülislamı Ebüssuûd Efendi, Hâfız-ı Acem, Necâti Bey, Zâti gibi birçok âlim ve şairi himayesine alarak yetiştirmiştir. Şimdi böyle bir zat ve afyon... Sayın Hülya Mercimekçi Bayram Hanımefendi, bu konuyu yüksek lisans tezinde şöyle yorumlamaktadır: II. Bayezid i Müeyyidzâde nin içkiye ve afyona alıştırması Taşköprizâdenin de dediği gibi iftiradan başka bir şey değildir, ancak bazı kaynaklar bu iftirayı gerçekmiş gibi vermektedirler. Taşköprizâde, böyle büyük bir âlime bu davranışı yakıştırmadığı için bu konuyu mevzu bahis bile etmemiştir.   Bu bahsi geçen olay da şöyledir: Sivas Kadısı Hâlimî Lütfullah Efendi kadılık görevini yaparken bu görevden azledilip, 3 ay hapsedilir. Bunlardan etkilenen kadı, şehzade ve çevresinden intikam almak için bir kaside yazarak Fatih Sultan Mehmed e sunar. Kasidede oğlu II. Bayezid i Müeyyidzâde ve onun başını çektiği bir grubun afyona, içki ve sefahate alıştırdığı yazar. Fatih in durumu tetkik için gönderdiği müfettişler ise şehzadenin bazı müferrihâtlar kullandığını doğrular. Doğrular doğrulamasına da bunu ne için kullandığını incelemeden durumu eksik olarak bildirirler. Bu anlatılana inanıp,  çok kızan Fatih de Müeyyidzâde ve Hızır Paşazâde Mahmud un şehzadeyi sefahate sürükledikleri için idamını emreder. Latifî nin tezkiresinde de bu durum iftira olarak anlatılır. Latifî: Sultan Bayezid i uygunsuz ve sonu olmayan yollara sevk eden ve makbul olmayan yerlere gönderenlerden biri Fenârî oğlu Ahmed Paşa, diğeri de Müeyyed oğlu (Müeyyedzâde) Abdurrahman Çelebi dir diye gammazladılar. demek suretiyle olayın iftira olduğunu apaçık ispatlar. Yalnız, Latifi nin tezkiresinde idamı istenenler Müeyyedzâde ile Fenârîzâde Ahmed Bey olarak zikredilmiş.  Durumdan haberdar olan Bayezid gizlice Müeyyidzâde ve diğer arkadaşını idamdan kurtarmak için gereken tedbirleri alır. Onları derviş kılığında, sakalını bıyığını kestirip,  yanına at ve yolluk vererek Amasya dışına kaçırtır. Sonra da babası Fatih e durumunu anlatan bir mektup yazar. Bu mektubunda şişman olduğu için zayıflamak amacıyla bazı maddeler, müferrihatlar kullandığını ancak bu olay üzerine bir daha kullanmayacağını bildirerek babasından özür diler. İşte bu mektuptaki şişman olduğu bahsini dikkate almayarak, hatta hiç bahsetmeyerek afyon kullandığı için babasından özür diledi diye yazmaktalar bazı yazarlarımız. Eğer afyon kullansaydı bunu Latifî bir şekilde ima ederdi. Çünkü o devirde afyon gibi uyuşturucu kullanmak hoş karşılanmaz üstüne üstlük de kullananlarla alay edilir, küçümsenirdi. Müeyyedzâde, II. Bayezid ve afyon, içki... El insaf!

İmalı Bir Müjde

Molla Muhyiddin Muhammed El- İskilibî, veya İskilipli Şeyh Yavsî (ö.920/1514) Hazretleri, Bayramî şeyhlerinden bir olup, Kanunî dönemi şeyhülislamı Ebüssuûd Efendi nin babasıdır.  Hacca gitmeye niyetlendiğinden Bayezid le görüşmeye gider.  II. Bayezid o zaman henüz şehzadedir. Şeyh Yavsî onunla görüştükten sonra yanından ayrılacağı zaman şöyle bir dua eder, müjdeyle karışık: İnşallah, Hicaz dan dönünce sizi padişahlık tahtında oturmuş buluruz. diyerek onun saltanata nail olacağının müjdesini verir. Gerçekten de Şeyh Yavsî Hazretleri Hac dan döndüğünde II. Bayezid padişahtır. Hocasını da unutmayıp yanına alır ve ona İstanbul un en güzel yerinde bir zaviye yaptırır. Bu mürşid de Şeyhu s-Sultan: Sultan Şeyhi, Hünkâr Şeyhi diye anıla gelmiştir.

Veli Sultan

II. Bayezid dindar bir padişahtır. Etrafında bulunan o dönemin ünlü mürşidleri manevi bir kalkan vazifesi görerek onu korudular. Âlimler de ilimleriyle ona yol gösterdiler. O her zaman saltanatın ve onun getirdiği şöhret ve kibirin oluşturacağı veya oluşturduğu bütün bu hatalarından tövbe ederek, Allah a sığınırdı.

Gönül künc-i kanâ atde otur giy hırka-i hüzni

Çü ol şeh kulların dâ im fakir ü müstemend ister

[Gönül! Hüzün, hırkasını giyerek, kanaat köşesinde otur. Çünkü o Sultanlar Sultanı kullarını daima fakir ve mahzun ister.]

II. Bayezid in, zamanının çoğunu oruçlu geçirdiği ve erbaine girdiği söylenir. Hayatı, bize masal, onu gören göze ise gerçek, birçok harikulâde olaylarla, menkıbelerle doludur. Efendim, anlatılır ki: II. Bayezid Camiinin yapımı sırasında, murakabede bulunarak,   mihrabın kıbleye tam olarak dönük olmadığını görür. Birkaç kere duvarı yıktırır. Yine dediği gibi olmayınca, mimarbaşına: Mimarbaşı, tez sırtıma çık, oradan Kâbe ye bak ve caminin kıble yönünü ona göre ayarla! diye emreder. Mimarbaşı önce padişahın sırtına çıkmak istemez. Ancak emir emirdir. Çekine çekine II. Bayezid in sırtına çıkar. Bir bakar ki karşısında Kâbe. İstikameti ona göre ayarlar. Ayarlar,  ayarlamasına da şaşkınlıktan da az kalsın küçük dilini yutuverecektir. Bu ve bunun gibi birçok kerametli olaylar yüzünden kendisine Velî denilmiştir. Bâyezîd-i Velî . Bazı tarihçiler dindarlığından dolayı sofu lakabını gerici, cahil, ham derviş anlamında kullanarak kendisini gerici, irticacı, mürteci olarak göstermek gayreti içine girmiştir. Ancak o gerici sofu değil olsa olsa halktan ayrılıp, Hakk a yönelen kimse manasına gelen Sufi dir. Çünkü onda Allah ve peygamber sevgisi had safhadadır. Dinine bağlı, attığı her adımda Allah, Muhammed, hak, adalet gözetendir. Tasavvuf ehli olup,  Mutasavvıf şairlerimizdendir.

FATMA TOKSOY