LOZAN: MASADA KAYBEDİLEN VATAN
Tüm yan unsurlara rağmen İngiltere, Lozan masasına
hakimâne ve tarihi İngiliz küstahlığı ile oturduğunda esasında çok kötü ve
yılgın bir vaziyetteydi. Nitekim bu durum İngiliz askerî ve politik arşiv
belgeleri ve o günün savaş bakanlığının raporlarında açıkça belirtilmiş ve
içinde bulunduğumuz bu zor durumu çaktırmayın 6 denmiştir. Bunun yanı sıra İngiliz heyetinin
başkanı Lord Curzon, Türkiye nin içinde bulunduğu zor durumu çok iyi okudu ve
kullanmayı başardı.
AHMET ANAPALI
İmzalanmasının üzerinden tam 90 sene geçmesine rağmen o
günden bugüne Lozan üzerine çok söz söylendi, çok yazı yazıldı. Bugünlerde bile
bir muzafferiyet mi yoksa bir hezimet mi olduğu hâlâ konuşulur. Üç
beceriksizin gençlik hevesi ve maceraperestliği uğruna yanlış saflarda
girdiğimiz büyük cihan savaşından mağlup olarak çıktıktan ve dört senede evet
sadece dört senede bir milyon ikiyüzbin metrekarelik yani bugünkü ölçümlerle
söylenmesi gerekirse birbuçuk Türkiyelik toprak kaybettikten sonra, Mustafa
Kemal Paşa nın Sultan Vahideddin Han a tavsiyesi ve ısrarı üzerine antlaşma
masasına oturmak ve Osmanlı haklarını korumak için Limni Adası nın Mondros
Limanı na gönderilen Rauf Orbay ın imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması nın o
berbat maddeleri mucibince, Anadolu toprakları karış karış işgal edilmiş ve
düşman çizmeleri tarafından ezilmiştir.
Osmanlı Genelkurmayı nda bulunan üst düzey paşalarla aynı
fikirde olan son hükümdar Sultan Mehmed Vahideddin Han kararını vermiştir.
Bütün orduları dağıtılmış, tersanelerine el konuşmuş, postanelerine girilmiş,
silahları elinden alınmış limanları işgal edilmiş bu aziz toprakları düşman
istilasından kurtarmak için olağanüstü yetkilerle donatılmış bir paşanın
paravan, göstermelik bir görevle Anadolu kıtasına gönderilip onun başkanlığı ve
yönetiminde saray-hükümet-halk-bürokrasi-ordu işbirliği ile başlatılan bir
milli mücadeleden sonra İstanbul dan kurtarılamayan mukaddes vatanın
kurtarılması sağlanacaktı. Nitekim dört senelik çetin ve zor bir ölüm-kalım
mücadelesinde sonra kurtarıldı da Sıra, cephede kanla, terle, duayla,
maddeyle, manayla, sabırla, kazmayla, kürekle, tırnakla kazanılan bu zaferin
masada imzalanacak diplomatik bir antlaşma metni ile taçlandırılmasına
gelmiştir. Tarihler 1922 senesinin Ekim ayını gösterir. Savaşın mağlupları olan
İngiltere-Fransa-İtalya-Yunanistan şer bloğu Osmanlı İmparatorluğu
topraklarının ve Sultan-halifenin haklarını korumak için namus ve şereflerinin
üzerine yemin edenler tarafından oluşturulan Ankara daki TBMM meclisine bir
davetiye gönderirler. Bu davetiyenin içeriği nerede olacağı kendileri
tarafından belirlenen bir Avrupa semtinde bir Barış Antlaşması yapılacaktır.
Görüşme Yerini Biz Belirleyemiyoruz
TBMM haklı olarak kazanmanın verdiği baskın duygularla bu
antlaşma görüşmelerinin İzmir de yani düşman işgalinden kurtarılan son Osmanlı
toprağında yapılmasını taraflara teklif etti. Etti etmesine de bu teklif
Avrupalı muhatapları tarafından ciddiye alınıp üzerinde görüşme bile yapılmadı.
İngiltere nin İstanbul Yüksek Komiseri Rumbold, 11 Ekim 1922 de Savaş
Bakanlığı na yazdığı bir telgrafta, Türklerin yalnızca Yunanlılar a değil tüm
müttefiklere karşı zafer kazandığı yolunda halk arasındaki yaygın inanca dikkat
çekti. Ve şu bilgi bakanlığına sundu;
Bu izlenim, eğer konferans bir Türk şehrinde
gerçekleşirse daha da güçlenecektir. Bu öneriyi kabul etmek, Türklerin sadece Yunanlıları
değil tüm müttefikleri yendiğini kabul etmek demektir. Eğer Türk tarafının
konferansı bir Türk şehrinde yapma teklifi kabul edilirse, bir heyet üyesi
Türk, konferans başkanlığı talebinde dahi bulunabilir. 1
Lozan daki İngiliz heyetinin başkanı Lord Curzon, Rumbold
tarafından dile getirilen bu sakıncalara tamamıyla katılıyordu ve bu nedenle
Türk topraklarında bir barış konferansı toplanması fikrini hiç düşünmeden
reddetti. Bu tür öneriler kesinlikle kabul edilemezdi. Çünkü bu durum
Yunanistan Devlet Başkanı Elefterios Venizelos un duygularını
incitebilirdi.2 Bir haftalık görüşmeler
neticesinde İngilizler İzmir i kabul etmedi ama Türkiye İsvçire nin Lozan
kentinde görüşmeyi kabul etti. Türk orduları tarafından tartışmasız bir şekilde
kazanılan bir savaşın neticesinde yapılan barış konferansının nerede, ne zaman
yapılacağı ve neden orada yapılacağı meselesi bile İngilizler tarafından
psikolojik savaş ayrıntıları olarak görülüyor ve bu yüzden her şartı Türk
heyetinin aleyhinde olması için uğraşılıyordu. İşte bizi Lozan da temsil eden
bizimkilere örnek diplomasi ve diplomatik kişilik örneği
Misak-ı Millî Namus ve Şerefti
Ankara dan Lozan a gönderilen görüşme heyeti, başkan
İsmet İnönü, 1.başkan yardımcısı Dr. Rıza Nur ve 2. Başkan Yardımcısı Hasan
Saka önderliğinde kalabalık bir grup olarak 13 Kasım 1922 de Lozan a
ayakbastılar. Ankara dan ayrılmadan önce bu heyete dikkat etmeleri gereken
hususlarla ilgili olarak üç-beş sayfalık not verdiler. Bu notların başında ise
ne olursa olsun, çiğnemeyeceklerine dair hem İstanbul daki Meclis-i Mebusan
üyelerinin hem de Ankara daki TBMM üyelerinin namus, şeref ve haysiyetleri
üzerine yemin edilen ve uğruna ölmekten çekinmeyeceğiz denilen Misak-ı
Millî den Milli Yemin den taviz verilmemesidir. İyi ama vatan uğruna can
vermeyi göze alan yiğitlerin şereflerinin üzerine yemin ettikleri ve
canlarından aziz bildikleri bu Misak-ı Millî de nedir
Misak-ı Millî; İstanbul da toplanan son Osmanlı Mebusan
Meclisi tarafından 28 Ocak 1920 de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat ta
kamuoyuna açıklanmıştır. Buna göre; Suriye de Azez, Cerablus, Rakka ve Deyrizor
(Fırat Vadisi); Irak ta Sincar, Musul, Altınköprü, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye
Misak-ı Milli sınırları içindedir. Doğuda ise Vilayet-i Selase (Kars, Artvin
ve Batum) Ege de Adalar, Batı Trakya, Hatay, Akdeniz de Kıbrıs ve 30 Ekim
1918 de Türk ordularının kontrolündeki (Türklerle meskûn) Ahıska aynı şekilde
Misak-ı Milli ye dâhildir. İstanbul Hükümetinin kabul ettiği bu millî and ı
aynen virgülüne bile dokunmadan Ankara daki meclis de kabul etmiştir. Lozan a giden heyet i Mustafa Kemal Paşa, bu
sınırlara hassas olunması noktasında İnönü ve ekibini uyardığı tarihî
kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Lozan da karşımıza 8 Devlet çıktı: İngiltere, Fransa,
Amerika, İtalya, Japonya, Romanya, Sırbistan Ve Yunanistan!..
Toplantı Bir Hafta Ertelendi Ama Türkiye ye haber
verilmedi
Toplantı günü 13 Kasım olarak kararlaştırıldı ve tüm
ülkelere davet mektupları gönderildi. Gönderildi ama İsviçre, bu toplantı için
yapması gereken gerekli hazırlıkları yapmadığı ve İngiltere ile İsviçre de
genel seçimler olduğu için toplantı ilan edildiği tarihten bir hafta sonraya
ertelendi. Fakat toplantının bir hafta ertelenmesi haberi Türkiye ye
söylenmedi. İsterseniz skandal olarak adlandırılması gereken bu hadiseyi baş
aktöründen yani İsmet İnönü nün hatıralarından takip edelim; İsviçre ye
gelir gelmez karşımıza çıkan ilk mesele İsviçre yi tamamıyla boş bulmamızdır.
Müttefiklerden hiç kimse hiçbir heyet İsviçre ye gelmemişti. Yalnız biz gitmiş
bulunuyorduk. Bunun sebebi İsviçre de ve İngiltere de yeni seçimlere gidilmiş
olmasıdır. O günler bu ülkelerde seçim günleri idi. İngiliz heyeti
İngiltere deki seçimlerden sonra gelebilecek ve konferans başlayacaktı. Ben
İstanbul da General Harrington ile görüşmüştüm. O bana bu konuda bir şey
söylememişti. Gerek İstanbul da gerek İstanbul dan ayrıldıktan sonra yolda veya
herhangi bir yerde bana konferansın bize söylendiği gibi ayın 13 ünde
toplanmayacağını, bir hafta ertelendiğini bildirmemişti. 3 Ne acı, toplantı tarihi erteleniyor ama Türk
heyetine haber vermek tenezzülünde dahi bulunulmuyor. İşin daha fenası bizim
ekip bunu uluslar arası bir skandal haline getirip Türkiye nin haklarını
aramıyor.
Lozan da Türkçe Konuşmak Yasaktı
Yapılan görüşmeler neticesinde Fransızca, İngilizce ve
İtalyanca resmi dil kabul edildi. Başka dil yasaktı!... Halbuki masaya galip
bir devlet sıfatı ile oturan taraf olarak TÜRKÇE nin de olması gerekirdi.
Böylece Anlaşma nın TÜRKÇE aslı elimizde olurdu... Hâlbuki şimdi sadece antlaşma
metninin sonraki senelerde yapılan tercümesi var. Düşünmek bile insanı derinden
üzüyor. Vahşi kapitalist Avrupa yı her cephede yenerek Galip olarak oturduğumuz
ve esasında patronu olmamız gereken masada Türkçe konuşmak yasaktır...4
Heyet büyük bir merasimle İsviçre Lozan a gönderilir. Ama
Türk Heyeti Lozan a tamamen hazırlıksız gitmiştir. Yanlarına hiç bir dosya
almamıştır!.. Bütün verilen, 10 maddelik bir Bakanlar Kurulu talimatı idi!..
Ülkelerin Temsilcileri Tanıtılıyor
Tüm cephelerde rakip ve düşman ülkelerin ordularını diz
çöktüre çöktüre galibiyetimizi beyinlerine ve dünyanın idrakine kazıya kazıya
kazandığımız millî mücadelemizin neticesinde muzaffer taraf olarak masaya
oturduğumuz Lozan ın tüm ülkelerce kabul edilmiş görüşmelerin başındaki ülke
temsilcilerinin takdimi bile o masada ne durumda olduğumuzun esasında bir
göstergesidir. Lozan a katılan ama aslında mağlup tarafın temsilcisi sıfatı ile
o masada oturan temsilcilerin sıfat ve isimleri şaşaalı bir biçimde sunulurken,
galip tarafın temsilcileri sıfatı ile Lozan da o masada o masanın patronları
olan, daha doğrusu olması gereken İsmet Paşa ve ekibi sade bir vatandaş gibi
takdim edildiler. İşin vahim tarafı İsmet Paşa bu durumdan, daha sonra yazdığı
hatıralara bakacak olursak hiç rahatsız olmamış. Hâlbuki paşanın bu duruma
itiraz edip kazandığı savaşları ve aldığı madalyaları saydırması daha asil bir
davranış olurdu. Şöyle takdim ediliyor katılımcılar;
Haşmetli Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Devletleri
kralı ve Hindistan İmparatoru Hazretleri nin İstanbul daki Yüksek komiseri,
soylu Sir Horas Jorj Montegü Rumbold
Fransa Büyükelçisi, Cumhuriyetin doğudaki en yüksek
komiseri, lejyon dönor ulusal nişanının, Grand ofisiye rütbesinin sahibi, Ferik
General, Mösyö Maurice Pele
Senato Üyesi, İtalya Büyükelçisi, İstanbul da en yüksek
komiser, Sen Moris, Sen Lazar ve Kuron d itali nişanlarının Grand Kruva
rütbesinin sahibi, soylu Marki Camile Garoni
Atina da en yüksek temsilci, orta elçi, Sen Moris ve
Lazar nişanlarının, komandatör, Kuron d itali nişanının Grand ofisiye
rütbesinin sahibi Mösyö Jül Sezar Montanya
Sulay Luvan nişanının birinci rütbesinin sahibi, Roma da
en yüksek temsilci, büyükelçi Mösyö Kintaro Oçiyai Juzamimi
Bakanlar Kurulu eski başkanı, Sovyör nişanının Grand
Kruva rütbesinin sahibi, Mösyö Elefterios Kirye Venizelos
Görüldüğü üzere savaşta mağlup ama masada galip tarafın
temsilcileri en tumturaklı halleriyle ve en havalı pozisyonlarıyla dünya
kamuoyuna sunulur. Sıra savaşın galibi olması hasebiyle masanın da patronu
konumunun tabii sahibi Türkiye nin temsilcilerine gelir. Aynı ağdalı ve süslü
sıfatlarla dolu isimlerinin okunmasını bekliyorsunuz değil mi Beklemeyin
zira durum hiç de öyle olmayacaktır. Şöyle takdim edilir
Türk delegasyon heyeti;
Dış İşleri Bakanı, Edirne Milletvekili İsmet Paşa
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Rıza Nur
Eski Bakan Trabzon Milletvekili Hasan Hüsnü Saka Bey5 Bu
tür bir acziyetin acaba dünya kelime literatürlerinde mantıklı ve iyimser bir
açıklaması var mıdır ... Bu hitap şekli nedense bana Kanuni Sultan Süleyman
Han ın Fransa Kralı Fransuva ya gönderdiği mektubun başındaki hitap ve taltif
cümlelerini hatırlatıyor. Ne demiş koca Süleyman Fransa Kralı na hitaben;
Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara
taç giydiren Allah ın yeryüzündeki gölgesi. Akdeniz in ve Karadeniz in ve
Rumeli nin ve Anadolu nun ve Azerbaycan ın ve Şam ın ve Halep in ve Mısır ın ve
Mekke ve Medine nin ve Kudüs ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen in ve nice
memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu
Sultan Süleyman Han ım. Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva sın
Komisyon Başkanlıklarına
Türkler Getirilmedi
Görüşmelerin başından sonuna kadar oluşturulan
komisyonların hiçbirinde Türk heyetinden birine komisyon başkanlığı verilmedi.
İngiltere-Fransa ve İtalya komisyon başkanlıklarını sonuna kadar ellerinde
tuttular, işin tuhaf olan tarafı ise bu duruma bizimkilerden güçlü bir itirazın
gelmemesidir.
Bizim Heyet Asker,
Karşı Taraf Bürokrat Kökenli İdi
Müzakereler boyunca dikkat çeken en mühim husus şu idi
ki; karşımızda hasım olarak duran devletlerin temsilcilerinin tamamı, siyaset,
tarih ve maliye bürokratları iken, bizim heyetimizin başında İsmet İnönü yani
bir asker vardı! İngiltere nin başını çektiği rakip ülkelerin her biri,
sanattan eğitime, arkeolojiden, tarihe, ekonomiden belediye hizmetlerine kadar
pek çok uzman ve bilim adamı getirmişken bizim heyet başkanları 150 kişilik
asker kökenli yaver ve yardımcı getirmişti.
İngiltere nin Zor Durumda
Olduğunu Anlamadık
Tüm bu yan unsurlara rağmen İngiltere, Lozan masasına
hakimâne ve tarihi İngiliz küstahlığı ile oturduğunda esasında çok kötü ve
yılgın bir vaziyetteydi. Nitekim bu durum İngiliz askerî ve politik arşiv
belgeleri ve o günün savaş bakanlığının raporlarında açıkça belirtilmiş ve
içinde bulunduğumuz bu zor durumu çaktırmayın 6 denmiştir. Bunun yanı sıra İngiliz heyetinin
başkanı Lord Curzon, Türkiye nin içinde bulunduğu zor durumu çok iyi okudu ve
kullanmayı başardı.
İngiliz İstihbaratı
Türk Telgraflarını Deşifre Etti
Görüşmeler boyunca hemen hemen her gün Türk Heyeti
gelişmeler hakkında Ankara yı telgraflarla bilgilendiriyordu. Ve Ankara dan da
cevabî olarak telgraflar geliyordu. Fakat ortada ciddi bir sıkıntı
bulunmaktaydı, bu telgraflar daima İngiliz yetkililerince kontrol ediliyor ve bazıları da okunmadan imha ediliyordu işte
biz Lozan da konuya bu kadar hakim değildik!..
Batı Trakya ve Trakya Sınırı
Yunanlıların İstediği Gibi Belirlendi
Batı Trakya, Lozan Konferansında ilk görüşülen konulardan
biri olmuştur. Bu konu, Türkiye nin Avrupa yakasındaki sınırlarının çizilmesi
sırasında ortaya çıkmış ve tartışmalar birinci komisyonun 22 Kasım 1922 tarihli
ilk toplantısında başlamıştı. Bu konuda yapılan görüşmelerde pek hazırlıklı
olmadığı anlaşılan İsmet Paşa, birinci komisyon başkanı Lord Curzon un sorularına
konuya ve coğrafyaya hâkim olmadığından dolayı verdiği tereddütlü ve erteleyici
cevapları nedeniyle çok şey elde edebileceğimiz bir konuda, en azla yetinmemize
neden olmuştur. Örneğin Curzon un, İnönü ye; Batı Trakya ya tamamen sahip
olmayı isteyip istemediği şeklindeki sorusuna İnönü Kesinlikle böyle bir
taleplerinin olmadığını, sadece bölgede halkın oyuna başvurulmasını
istediklerini belirtmiştir.7
Lozan da Ne Kazandık Ne Kaybettik
1- Lozan da savaşta kazanmamıza rağmen toprak kaybettik.
2- İngiltere ye parası peşin verilmiş ama alınamamış
gemilerimizi bıraktık
3- Osmanlı nın borçlarını üstlendik. Hatta Osmanlı dan
kalma son borcu Turgut Özal ödemiştir. Ama başka ülkelerin bize olan borcunu
sildik.
4- Azınlık meselesi karşı tarafın istediği gibi karara
bağlandı. Yunanistan daki Türkler azınlık, Türkiye deki Yunanlılar ise vatandaş
kabul edildi.
5- Yunanistan sınırımız hariç hiçbir ülke ile sınırımız
belirlenemedi. Yunanistan sınırı da Yunan tarafının istediği gibi oldu.
6- Boğazlar meselesi Sevr Antlaşmasındaki maddenin aynısı
şeklinde kabul edildi.
7- Başta Yunanistan olmak üzere hiçbir ülke elindeki Türk
esirlerini vermedi. Türk tarafı da bu esir Türk askerlerinin akıbetlerini
sormamayı ama bunun yanısıra elindeki esir askerleri vermeyi kabul etti.
Yunanistan ın Türkiye ye kendisine iade etmesi için verdiği esir Yunanlı
askerler eğer Anadolu da bulunamazsa onların da neden bulunamadığı
öldürüldülerse kim tarafından, ne zaman, niye ve nerede öldürdüğünü de bulup
aydınlığa kavuşturma vazifesi tabi ki Türkiye nindir. Bu sözleşmede şu veya bu
şekilde savaş ortamında kaybolan Rumların araştırılmasından ve isim isim tüm
kayıp Yunanlıların bulunmasından söz edilirken, Yunanlıların mezalimine
uğrayarak kaybolan, mesela Yunan askerlerinin Aydın Karatepe Köyünde camiye
doldurularak yaktığı yüzlerce sivil köylüden hiç söz edilmemesi, Yunan
iddiasına karşılık Türk heyetinin bu gibi katliamları masaya getirmemesi ve
Anadolu coğrafyasının tüm bölgelerinde yaşanan bu tür sivillerin maruz
tutulduğu toplu katliamların hesabının sorulmaması gerçekten çok gariptir
Yunanlılar isim isim Anadolu ya talan, yağma ve binbir
çirkinlik yapmak için gelen asker ve vatandaşlarının öldürülmesinin hesabını
Türkiye ye utanmadan, sıkılmadan sorarken, buna karşılık Türk heyetinden bir
kişinin bile çıkıp köylerde yapılan binbir çirkinliğin ve toplu yakmaların,
katliamların hesabını ne yazık ki kimseye sormamıştır. Bu duruma bir isim
vermek gerekirse acaba ne demek gerekir
8- Türk Hukuk ve İktisat sistemlerinin belli bir süre
Avrupalı gözlemcilerin yönetiminde işlemesini Türk tarafı kabul etti.
9- Türk şirketlerine borçlu olan Avrupalı şirketlerin
borcu silindi ama Avrupalılara borçlu olan Türk şirketlerinin borçlarının
silinmemesi kabul edildi.
10- Suriye deki Fransız işgali resmen tanındı ve legal
hale getirildi.
11- Irak, Kerkük, Musul, Süleymaniye gibi Türk ve
Müslüman toprakları üzerindeki İngiliz
işgali resmen tanındı ve bu işgal legal hale getirildi.
12- Heyete sonradan Atatürk tarafından baş müşavir sıfatı
ile katılan İstanbul
Yahudileri Başhahamı Haim Naum ikili oynadı ve Türk
heyetinden aldığı bilgileri karşı tarafa verdi.8
13- Görüşmeler esnasında Düşman devletler arasında
çatışma ve fikir ayrılıkları çıktı ama Türk tarafı bu durumu lehte
kullanamadı,9 Yani masada Abdülhamidin zeka ve siyasetinden eser yoktu.
14- Hatay göz göre göre Fransa ya terk edilmiştir.
15- Kıbrıs taki egemenlik hakkımızdan ebediyen
vazgeçildi.
16- Türkiye de bulunan ve işgal günlerinde İşgal
askerlerince el konulan Türk ev ve arazileri üzerinde Türk tarafı hak talep
etmemesi kabul edildi.
17- Türk tarafı, Milli Mücadele yıllarında bölücü
propaganda yapan Rum Patrikhanesi ni yurt dışına çıkartmayı başaramadı.
18- Başdanışmanımız Yahudi Haim Naum tarafından
İngiltere ye Hilafeti kaldıracağımıza dair söz verildi.
Sayfamızın bize yaptığı ihtardan dolayı Lozan Hezimeti
hakkında verdiğimiz devede kulak denecek kadar küçük olan bu bilgi Lozan da
aldığımız politik mağlubiyetimizin toplu iğnenin ucu nispetinde küçücük bir
kısmıdır ve bu netice Başkan İsmet İnönü hariç hiç kimseyi memnun etmemiştir.
Atatürk ü bile
Sonuçtan Atatürk Bile Memnun Kalmadı
Lozan dan gelen bu vahim netice Mustafa Kemal Atatürk ü
ziyadesiyle rahatsız etmiş ve neticeden memnun kalmamıştır. Nitekim, 1933 te
Ankara ya gelen Amerikalı General Mc. Arthur a hitaben;
Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve
Ege Adalarını geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya yı Türkiye Hudutları
içine geri katacağım 10 cevabını vermiştir.
Görülüyor ki, Lozan daki yenilgimiz bizzat devrin baş
sorumlusu olan Atatürk ün ağzıyla da vurgulanmaktadır. Lozan da en büyük yarayı alan Misak-ı Millî,
milletimizin gelecek nesillerine bütün İstiklâl şehit ve gazileri gibi Mustafa
Kemal in de rüyası olarak devredilmiştir. Şimdi oturup bir daha düşünelim galip
olarak oturduğumuz bu masadan bu kadar taviz vererek kalkan Türk Heyeti için bu
durum zafer midir Yoksa hezimet mi ..
KAYNAKLAR:
1. İngiltere
Savaş Bakanlığı, 106/1426, No. 865, 11 Ekim 1922, Rumbold dan Savaş Bakanlığına
2. İngiliz
Dışişleri Bakanlığı, 371/7903/E11024/27/44, 13 Ekim 1922, Curzon dan Harding e
3. İsmet İnönü,
Lozan Antlaşması 1, Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul, 1998, s. 63-64
4. Sevtap
Demirci, Belgelerle Lozan, Alfa Tarih, Birinci Baskı, İstanbul, 2011, s. 43
5. Hüseyin Avni
Çavdaroğlu, Öncesi ve Sonrası ile Lozan, Yeditepe Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul,
2011,s. 153-54
6. Joseph C.Grew,
Turbulent Era. A., Kırk Yıl 1904-1945 Diplomatik Kaydı, Londra, 1953, s.486
7.
http://www.elitegitim.com/lozan%E2%80%99da-bati-trakya-meselesi.html
8. Rauf Orbay,
Rauf Orbay ın Hatıraları, Yakın Tarihimiz, 2. Cilt, İstanbul, !962, s.53
9. 16 Ocak 1923,
Curzon un Tutanakları, Curzon Evrakı.
10. General Mc. Arthur, Anılar, Sf; 98