Bir uzak ülke: Merhamet

Abone Ol

Çok uzun zamandır niyet edip de bir türlü gidemediğimiz uzak bir ülkedir merhamet. Öfkemiz bundandır. Gidememekten değil, kaldığımız yerin özlenilebilir bir yer olmadığını bilmekten bu öfke. Herkes oturduğu yerin penceresinden alttakinin üzerine kucağındaki taşları döküyor. Ne oluyorsa en alttakine oluyor. Merhamet karşımızdakinin ihtiyacını karşılayan bir sadaka değil. Yüreğimizi onaran, bizi kendimize getiren, kalbimizin titremiş, vicdanımızın titremiş halidir. Kaybettiğimiz şey ne kadar başka türden olursa olsun, asıl kayıp merhamet yoksunluğudur. Yitirdiğimiz her şey onun gitmesinin bir sonucudur. Sosyal adalet dengesizliğinden tutunuz da kibir, haset ve mal istifçiliğine kadar hepsinin özünde yatan şey merhametsizliktir. Zira merhamet paylaşma çağrısıdır, başkalarının da insanca yaşama özlemidir. Sahip olduklarından dolayı kendini büyük gören kişi tek kelime ile merhametsiz ve vicdansızdır. Zayıf gördüklerini kendi ağırlıkları altında ezmek ister çünkü. Adalet toplumu olabilmenin göz ardı edilen şartı, merhamettir. Sakın siz onu birilerine acımak zannetmeyin. Acımak kaynaklı merhamet kişinin kendini tatmin ihtiyacını karşılar. Oysa merhamet, eşitlik ve adalet duygusunun insan vicdanında uyanması ile harekete geçen bir meziyettir. Onun da özünde sevgi vardır. Problemler sevginin lafını yapmakla değil ancak sevmek ile çözülebilir. Sevgisiz insan kendi çorak arazisinin kavgasını yapar bir ömür. Kin ve nefret fırtınasına yakalanıp dört bir yana savrulmaktan kurtulamaz. Bu sebeptendir ki “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” der peygamberimiz. Çünkü merhamete müsait bir tarafı yoktur. Zihni merhamet diline aşina değildir. Biliyorum, içinizden bu uzak ülkeye gitmek geçiyor, fakat bir türlü zaman bulamıyorsunuz. Zaman bulsanız da orada nerede kalacağınızdan emin değilsiniz. Düz caddelerde yokuş çiğner gibi abus bir yüz, çatık bir kaşla yürümeniz ondandır.

ZÜLAL SEMA DİYOR Kİ:

“Uyumlu giyinmeyecek kadar dalgındım

bakışlarım ve görmelerim gibi

günlerin her şeye tıpa tıp uyan rastlantısı

kasıtlı önüme düşüyor, tuhaflıkların

acaba bulunabilir mi kalbin aynı kalanı.

gençken kamu spotlarıyla uyarılmalıydık

-aşk ve türevleridir kalp ritmini bozan-

İlginç hizmetleri olmalıydı devletin

alo o beni neden anlamıyor hattı

İş bu Talim ve Terbiye Kurulu başlıklı şiir 1997 doğumlu Zülal Sema’nın Kendi Sesinden isimli şiir kitabından alınmalıdır. Geçen gün kitabın içerisinde bir serin bahçede dolaşır gibi dolaştım. Benzerlik İmzası, Ağaçların İç Saati ve Acıyan Güzellik şiirlerine uğradım. Bir müddet gölgesinde dinlendim. İlk şiir kitapları masumdur. Bu masumiyet şaire gelecek günlerin güzel şiirlerini bahşeder. (Kendi Sesinden-Zülal Sema-Muhit Kitap)

TAYFUN DOĞAN DİYOR Kİ:

“Ben okulda yokken değişmiş ders programı

Saklamayın beni hiçbir münafıktan

Birini defetmek Habil’den beri varken

Kime göstereyim hançerli sırtımı

Boşuna bağırma, bu kulaklar iflah olmaz bir daha

İnsan, on dokuzunda ölünce büyüyemiyor bir daha

….

Şiirin ismi Düş Hekimliği. Evet, hiçbir kelime oyunu yok. Varsa da şair için oyun olanı “diş hekimliği”dir. Tayfun Doğan Malatya-1991 doğumlu bir genç şair. Mahalle Mektebi, İzdiham, İtibar ve Muhit gibi dergilerde yazıyor. Dünyaya Misafir ilk şiir kitabı. Bu sebepten şair misafir oturuşuyla oturuyor şiirinde. “Her gün yoklama alıyorum metro önlerinden”, “Kendine geç kalmak gibi kaybedenler diyarı” gibi dizelere bakarsak sanki  inceden ince bir okul tedirginliği, bir geç kalış ve devamsızlık kaygısı sızıyor Tayfun Doğan’ın şiirlerinden. Okunmalı ve takip edilmeli.

(Dünyaya Misafir-Tayfun Doğan-Muhit Kitap)