Bir ülkeyi parçalamanın sonucunu görememek mümkün mü?

Abone Ol

İslam dünyasına yönelik müdahalelerde İngiltere, ABD’nin ikiz kardeşi gibi davranır. Hatta Ortadoğu’ya yönelik bir takım planların hazırlayıcısının İngiltere, uygulayıcısının ise ABD olduğunu bilmeyen kaldığını sanmıyorum. Bu arada İngiltere’nin AB içinde ABD’nin ileri karakolu gibi görev yaptığını söylemek de yanlış olmaz. Bir bakıma ABD ile İngiltere aynı hedefe yönelmiş Siyonizm’in hizmetinde iki ayrı devlet konumunda görünüyor. Dikkat edilirse İslam dünyasına yönelik bir takım eylemlerde iki ülkenin gerekçesi hep aynı olmuştur. Söz gelimi bir ülkeyi işgal mi edecekler gerekçe dünyanın gözünün içine baka baka demokrasi ve özgürlük getirmektir. Bu iki kelime sayesinde tüm dünya uyutulur ve işgal edilecek ülkelerin halkları işgale hazır hale getirilir. Bir ülkenin işgali ile demokrasi ve özgürlüklerin nasıl olup da birlikte telaffuz edilebildiğini sormak akla gelemediği gibi soranların sesleri de daha kaynağında kısılır. İtirazcının sesini sadece kendisi duyar.

Sömürgeci ABD ve İngiltere’nin yalanı sadece ülkeleri demokrasi ve özgürlük getirmek adına işgal etmeleri değildir. Aradan geçen zaman içinde işgale gerekçe yaptıkları bir takım iddialarında yalan olduğunu çok geçmeden itiraf edebilirler. Söz gelimi Irak’ın işgali iki gerekçeye dayandırılmıştı. Biri diktatör Saddam’dan kurtarmak ve ülkeye demokrasi ve özgürlük getirmek, ikincisi ise Saddam’ın elinde çevre ülkeleri tehdit edecek boyutta, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların bulunduğu idi. Bölgeyi ve dünyayı bu tehlikeden kurtarmak için Irak’ın işgalinin gerektiği ileri sürüldü ve bu iddiaların peşinden giden ülkemizde dâhil olmak üzere pek çok ülkede insan vardı. Ne var ki, Irak’ın işgalinin hemen arkasından iddia edilen kimyasal, biyolojik ve nükleer silahların bulunmadığı, dünyanın kandırıldığı ortaya çıktı. Bu gerçeğin ortaya çıkması ile işgalciler aldatıldıklarını söylemekle yetindiler. Dünyada bunu yuttu ya da yapacak başka şey elden gelmediği için yutmuş göründü.

Irak’ın işgalinin ardından 12 yıl geçtikten sonra Hıristiyanlığın bir gereği olsa gerek ABD ve İngiltere’den birileri günah çıkarmaya, İslam dünyasının bugün içine yuvarlandığı terör olaylarının Irak’ın işgalinin sonucu olarak ortaya çıktığını itiraf etmeye başladılar. Gazetemizin dün “Suçunu Blair” başlığı altında manşete taşıdığı Irak’ın işgali sırasında İngiltere Başbakanı olan Tony Blair’in, “Saddam sonrasını öngöremedik, IŞİD’in doğmasından sorumluyuz” şeklindeki sözleri dikkat çekiciydi.

Bu açıklamanın hemen ardından ABD’de önümüzdeki seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan aday adaylarından Donalt Trump itirafçılar zincirine, “Muammer Kaddafi ve Saddam Hüseyin gibi diktatörlerin bulunduğu dönemde Ortadoğu daha iyiydi” sözleri ile katıldı. Trump açıklamasını, “Libya’ya bakın, Irak’a bakın. Eskiden Irak’ta terörist yoktu. Şimdi teröristlerin bir numaralı eğitim sahası oldu” şeklinde sürdürüyor. Bu noktada Trump’un Saddam döneminde de Irak’ta PKK terör örgütünün olduğunu görmek istemediğini, terör örgütü deyince akılına sadece IŞİD’in geldiğini belirtmek gerekiyor. Olaya sadece IŞİD açısından bakıldığında bugün herkes biliyor ki, Irak’ın işgali ardından dağıtılan ordunun önemli bir kesiminin yıllar sonra IŞİD’in oluşmasında görev aldıklarını bilmeyen yok. Bu bakımdan Trump’un açıklamaları herkesin bildiği bir hususun ifadesinden ibaret olsa da itiraf olduğu kesin.

Ortadoğu yıllardan beri kan gölü haline getirildikten sonra birilerinin kendilerini sorumlu ilan etmelerinin aslında fazla bir anlamı yok. Çünkü itiraf sahipleri sorumluluklarının bedelini ödemek noktasında değiller. Böyle olunca da söylenenler laf olmaktan öte geçmiyor. Önemli olan itiraf değil, yanlışların yapılmaması, bu yanlışları yapanlardan İslam dünyasının hesap soracak bir yapılanmaya kavuşmasıdır.