İstanbul Büyükşehir Belediyesi 28 Aralık 2006 Perşembe günü akşamı, İstanbul ilinde 2006 yılında ÖSS ve OKS de ilk 100 e giren öğrenciler için bir ödül töreni düzenledi. Ailelerin de davet edildiği Feshane Uluslararası Kongre ve Fuar Merkezi ndeki tören iyi düşünülmüş bir etkinlikti. Çünkü ÖSS de ilk 100 e giren 127 ve OKS de de 18 öğrenci olmak üzere toplam 145 başarılı gencin hayatında önemli bir yer tutacak olan böyle bir jest oldukça anlamlıydı. Hatta pedagoji merkezli eğitim ve belediye yöneticilerinin sorumluluğu adına sevinilecek bir hareketti. Çeşitli üniversitelerin bölümlerine çok başarılı bir şekilde adım atan ve yakın bir gelecekte ülkenin sorumluğunu omuzlamaya aday gençlerin takdir edilmesi, tebrik edilmesi, hem şimdiki hem de gelecekteki çalışmalarına önemli bir motivasyon vasıtası olacağı bir gerçektir.
Başarılı öğrenci görülmek isteyen öğrencidir. Belediyenin bu öğrencileri "görmüş olması" ve böyle bir niyeti taşıması takdire ve tebrike şayandır. Ancak niyetin eyleme dönüşmesi ve dönüştürülmesi de bir o kadar önemlidir. Belediye niyetini eyleme dönüştüremedi.
Feshane nin oldukça büyük olan salonu başarılı öğrencilerin anne, baba, kardeş ve yakınlarının ilgisine mazhar olmuş ve dolmuştu. Masalar güzel dizayn edilmişti, yemekle ilgili sunumlar güzeldi. Fakat programın ruhunu oluşturacak ve gençlerin başarılarının önemini vurgulayacak unsurlar ise oldukça zayıftı. 145 öğrenciyi, İstanbul un hem tarihî hem de kültürel bir mekânı olan Feshane ye davet etmek yetmiyor.
Hoş ve hak edilmiş bir beklenti olarak davetliler arasında, başbakanın da geleceği söylentileri dolaşırken, ortalıkta İstanbul belediye başkanı da yoktu, organize ettiği törene gelmedi. Oysa bütün gözler onu aradı. Başka bir yerdeki herhangi bir açılıştan, herhangi bir katılımdan çok daha önemli olan bu törene başkan bizzat katılmalıydı. Böyle bir hareket İstanbul ilinin en başarılı öğrencilerini önemsemek olurdu. Öğrencilerle tek tek ilgilenmesi, ilgilenilmesi, takdir, takdim ve tebrik edilmesi gerekirdi. İlk on öğrenciyi çağırıp "Tebrik ederiz, başarılarınızın devamını dileriz" gibi baştan savma bir girişim, niyetin içine limon sıkmak oldu.
Ne umutlarla giyinip kuşanıp gelen gençler masalarından dahi kalkamadılar. Evet bir genç için ödül şeklinde de olsa para kazanmak güzeldir. Fakat törenin tamamen para verme şekline dönüştürülmesi, başa kakılan bir iyilik şekline büründü. Hele başkan adına çıkan, sekreter yardımcısı diye takdim edilen zatın sözleri evlere şenlik bir konuşmaydı. Hazırlanmadan ve rastgele sözlerden öteye geçmeyen konuşma keşke yapılmasaydı. Oysa böyle seçkin bir ortamda eğitimden, öğretimden, pedagojiden anlayan birinin hazırlayacağı veya sunacağı bir konuşma yerinde bir hareket olurdu. Hele konuşmacının, samimi olsun diye arada bir kullandığı argomsu sözler, bulunulan ortamla, davetlilerin konumuyla hiç örtüşmedi.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de verilen paranın, birer kurban alıp fakirlere verilmesi gibi harcama yerlerini söylemeye kalkması ise Amerika nın bir zamanlar yaptığı Marshall yardımını andırıyordu. Malum Amerika verdiği paraya hem "yardım" diyor hem de yardım olarak verilen bu parayı harcayacağı ve harcayamayacağı yerleri de belirtiyordu.
Böyle olumsuz rüzgârların estiği bir ortamda zihnimden ve gönlümden güzellik adına, eğitim adına neler geçirdim neler Sorumluluk makamında, "sorumluluğunun bilincinde insanlar"ın olması gerektiğini ve bunun ne kadar önemli olduğunu somut bir şekilde bir kez daha gördüm ve anladım.
Herhangi bir kurumun veya zatın fakir öğrencilere "para" dağıtması şekline dönüşen böylesine anlamlı bir törenin amacına hizmet ettiğini söyleyemem. Siz belediye olarak, İstanbul gibi 15 milyonluk bir şehirde yine milyonlarla ifade edilen genç arasından süzülüp öne çıkan başarılı gençleri, başarılarından dolayı ödüllendiriyorsunuz. Bu gençlerin sizden "Bize para verin" diye bir talepleri yoktu.
Oysa belediye yetkilisi, "Biz sizi başarılarınızdan dolayı tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz, bundan sonra da başarılı olduğunuz sürece arkanızdayız, maddî ve manevî desteğimizi sürdüreceğiz" demenin çok daha güzel ve medenî yolları vardır. "Ey sevgili gençler! Bizim çam sakızı çoban armağanı kabilinden olan bu ikramımızı lütfen kabul ediniz" edasının hâkim olması gereken törende, böyle incelikleri göremedik. Ne yazık ki "para verme"ye ve "para alma"ya odaklandırılan törenden bir kültür adamı olarak hüzünle ayrıldım.
***
Belediyenin resmî internet sitesinde törenle ilgili haberin yer alış biçimi aynen şöyle: Büyükşehir den şampiyon öğrencilere 435 bin YTL ödül (29.12.2006)
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ÖSS ve OKS de ilk yüze giren öğrencilere 3 er bin YTL eğitim yardımı yaptı. Büyükşehir tarafından ÖSS ve OKS de ilk 100 e giren öğrencilere toplam 435 bin YTL ödül verildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ÖSS ve OKS de ilk yüze giren öğrencilere 3 er bin YTL eğitim yardımında bulundu. ÖSS de ilk yüze giren 127 ve OKS de de 18 öğrenci olmak üzere toplam 145 başarılı gence 3 er bin YTL para ödülü verildi. Ödül alan öğrenciler ve ailelerine Feshane Uluslararası Kongre ve Fuar Merkezi nde yemek verildi.
Ödül töreninde konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Muammer Erol, dereceye giren öğrencilere gelecek yıllarda da ödül vermeye devam edeceklerini ve her zaman maddi manevi destek vereceklerini söyledi.
2006 yılı ÖSS SÖZ-2 de Türkiye 2. si olan ve Boğaziçi Üniversitesi nde (doğrusu Bilgi Üniversitesi olması gerekiyor, İA) okuyan Fatma Zehra Ulus da "Başarmak çok güzel, ancak bunun ödüllendirilmesi daha güzel" dedi. Törenin sonunda öğrenciler toplu hatıra fotoğrafı çektirdi, nakit olarak ödüllerini aldı.
İnsana saygı sözde değil özde olmalıdır. Bu yüzden iş, bilene ve ehline vermeli değil mi