Bir tatlı huzur yakaladık bırakmayalım

Abone Ol

Bayram namazını kıldınız, sabah kahvaltılarınızı ailenin veya dostların sayıca en fazlasıyla yaptınız.

Mesela ben, ailemden dal-budak salan on aileyle kahvaltı yaptım. Saymadım ama sayımız ellinin üzerinde idi.

Zaten bayramlarımız, dostları birleştiren, sevenleri kavuşturan, ağlayanları güldüren, acıları dindiren… günler değil midir?

Bayram namazını camide beklerken, kulağınızla vaizi dinleyip, gözlerinizle cemaati süzerken, sağınıza, solunuza, önünüze baktığınızda mahalle veya köyünüzden hiç ummadığınız, namaz kılacağını zannetmediğiniz insanların bayram namazına geldiğini gördünüz.

Bu da bizim zanlarımızın yanılabileceğini, başkalarının görüşleriyle hareket ettiğimizde yanılacağımızı, aklımızı Yaratan’ın dışında hiçbir kimseye teslim etmememiz gerektiğini gösterir.

İslam ümmetini her ne kadar ırk damarına şerbet vererek, renklerini parlatarak, bölgesini yükselterek parçalamaya çalışsalar da namazda her ırktan, her renkten, her bölgeden insanlarımız aynı safta buluşup, aynı Rabbe boyun eğip, Müslüman olan herkesi kardeş bilip, omuz omuza aynı yöne dönmeyi engelleyemediklerini bütün dünyaya gösteriyoruz.

“Bu var ya bu, siyasi liderine tapar bu” dediğiniz adam, siyasi liderinin önünde takla atsa da gönlünden onun da ölümlü olduğunu, azıcık dünyalık için takla attığını ama ona secde etmediğini bilir.

Sevgili Peygamberimizin mübarek adı anıldığında salavat getiren bu taklacı bile siyasi liderinin adı anıldığında dudağı kıpırdamaz.

Onun için biz, Rabbimizin:

“Ey iman edenler, Allah yolunda yürüdüğünüzde iyice araştırın. Siz dünya hayatının malını isteyerek, size selam verene: “Sen mü’min değilsin” demeyin...” Emrine uyar, insanları değerlendirirken İslam’ın kriterlerine göre hareket ederiz. (Nisa süresi ayet 94)

Bu bayram günü karşılaştığınız dost ve yakınlarınızla ilk kez karşılaşıyormuş gibi geçmişte meydana gelen ve hoş olmayan şeyleri unutun ve hayatın tadına varın.

Hoş olmayan şeylerde kendini haklı gören tarafın yüzleşmeye ihtiyacı yoktur.

Herkes de kendini haklı gördüğüne göre yüzleşmeye gerek yok.

Afvedin ve önünüzdeki hayatı tatlandırmaya çalışın.

Yoruma çık sözleriyle birilerini gavur ilan etmeden önce o sözün iyiye yorumlanabileceğini de bir araştırın ve bulun.

Şair Nef’inin:

“Meclis-i erbâb-ı dil bir lâhza sensiz olmasın.

Hurmetin inkar eden âlemde hurmet bulmasın” demiş.

Yani : “(Ey şarap,) gönül ehli bir anlığına sensiz kalmasın. Sana saygı göstermeyen alemde saygı bulmasın” anlamına gelen şiirini delil göstererek şaraba övgü yaptığı için hakime şikayet etmişler.

Hakim huzurunda kastının ne olduğu sorulduğunda “Senin haram olduğunu inkâr eden alemde saygı bulmasın” anlamına geldiğini söylemiş.

Şiirdeki “Hurmet” kelimesi saygı manasına geldiği gibi haram manasına da gelir.

Bu durumlarda biz, haram anlamını değil de hürmet anlamını almayı huy haline getirelim.

Hatalarından ve yanlışlarından dolayı herkesi dışlamaya ve yüzüne bakmamaya kalkarsak önce kendimize aynada bakmamamız gerekir.