Bir Tarihçinin Selahaddin Eyyubiye Hakaret ve Eleştirileri 2

Abone Ol

İslam coğrafyasında hatta batı tarihinde bile siyasi evlilikler çok yaygındır. Buna benzer bir evliliği de Nureddin Zengi’nin babası İmaduddin Zengi yapmıştır. İmadeddin Zengi Hımıs’ı bir evlilik yoluyla almıştır. İmadeddin Zengi Hımıs’ı almak için 1138 yılında Dımeşk atabeyliği topraklarına saldırdı. Fakat Hımıs’ı kuvvet yoluyla almanın zor olduğunu görerek, daha kolay bir yolla elde edebilmek için Dımaşk (Şam) atabeyi Mahmud’a bir elçi göndererek annesi Safvetül Mülk Zümürüd Hatun ile evlenmek istediğini bildirdi. İki tarafın devlet adamları arada oluşan bu düşmanlığa son vereceğinden evlilik teklifine sıcak baktılar. Düğün 31 Mayıs 1138 yılında yapıldı. Zengi kendi kızını da Mahmud ile evlendirdi. Yapılan anlaşmaya göre Zümürrüd Hatun’un çeyizi olarak Hıms şehri verildi.

Görüldüğü gibi evliliğin amacı ne cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmek (Bunu istese Selahaddin Eyyubi daha genç ve güzellerle evlenebilir) ve ne de Zengilerden intikam almaktı. (Yok aslında böyle bir şey) Bu evlilik, Müslümanların birleşmesi, iç savaşın sona ermesi ve Zengilerin topraklarının parçalanmasının engellenmesi amacıyla yapılmıştır.

Zengi Topraklarının Selahaddin’e Bağlanması

Selahaddin Eyyubi, Melik Salih İsmail’in annesiyle evlenirken Halep ve çevresini Melik Salih’e kaydı hayat şartıyla bırakmıştı. Fakat 1181 yılında Melik Salih ani olarak ölünce Haleb’in Selahaddin Eyyubi’ye verilmesi gerekiyordu. Halep, önemli bir mevziydi. Müslüman topraklarının birleşmesi ve bir anlamda Kudüs yolunun açılmasıydı. Fakat Melik Salih’in ölümünü fırsat bilen Musul Atabeyi İzzeddin Mesud Haleb’i ele geçirdi. Bu durum Selahaddin’in Suriye egemenliğini tehlike altına aldığı gibi, Müslümanların parçalanmasına da yol açacaktır. 1183 yılında Selahaddin Haleb’i geri aldı. (Aslında Haleb’i alması çok uzun ve bir dizi savaşlar sonucunda oldu) Haleb’in alınması Selahaddin’in bütün muhaliflerini başarısızlığa sürüklediği gibi kendisine de Kudüs yolu açıldı.

Haleb’in Selahaddin’in eline geçtiğini duyan haçlılar paniğe kapıldılar. Çünkü Suriye’de egemenliğini pekiştiren ve bütün muhaliflerini itaat altına alan bir Sultan’ın Kudüs’ü almaktan başka çaresi yoktu. İbni Esir, Haleb’in alınmasını kendisini çok sevindirdiğini belirtir. Çünkü bu Selahaddin’in bölgede otoriteyi sağlaması demekti.

Selahaddin, bir yandan Nureddin sonrası dağılmayı önlemeye çalışmış, İslam birliğini gerçekleştirmeye uğraşmış, diğer yandan da haçlılarla uğraşmaktaydı. Ama o, içerde güçlü olmadıktan sonra haçlılarla baş edilemeyeceğini biliyordu. O, haçlıların sadece bir Kudüs şehrinden ibaret olmadığını, haçlılar demek tüm Avrupa güçleri ve Bizans demek olduğunu biliyordu. Haçlılarla savaşın bütün bunlarla savaş olduğunu biliyordu. Bu savaşın uzun ve zorlu geçeceğini de biliyordu. Şimdiye kadarki başarısızlığın nedenin bölünmüşlük olduğunu da biliyordu.

Haçlılara karşı başarısızlığın temel nedeninde bölünmüşlük ve küçük beyliklerin iktidar hırsı olduğunu yeri geldiğinde haçlılarla ittifak yapmaktan çekinmeyen liderlerden oluştuğunu biliyordu. Bu nedenle önce iç birliği sağlamaya çalıştı.

Tarihçi “anan yaşındaki seni yetiştiren ve sana çorba veren kadınla evleniyorsun” diyerek eleştirmektedir. Şimdi İsmet Hatun’un yaşına bakalım. Kaynaklar doğum tarihini vermemektedir ancak 1147 yılında Nureddin Zengi ile evlendiğini belirtmektedir. 1187 yılında Şam’da çıkan bir veba salgınıyla da vefat etmiştir. Birçok vakıf ve mimari eser bırakmış güçlü şahsiyetli bir kadındır. Selahaddin Eyyubi 1138 yılında Tikrit’te doğdu. Yani o dönemde kızların erken evlendiği göz önüne alındığında, İsmet Hatun’un evlendiğinde 15 yaşında olsa Selahaddin ile aralarında çok az bir yaş farkı olduğunu görürüz. Yani öyle anası yaşında bir kadın değil.

Selahaddin Eyyubi’yi yetiştiren ve çorba veren diyerek olayı dramatize ederek insanları etkilemesini de doğrusu bir hitabet ve ikna tekniği olarak düşünüyorum. Çünkü Selahaddin Eyyubi sokakta bulunmuş ve sarayda yetiştirilmiş birisi olmayıp, bilakis Necmeddin Eyyubi’nin oğlu Şadi’nin torunu ve kendi aşireti olan (güçlü Kürt desteğine sahipti) birisiydi. Babası ve dedeleri aşiret reisliği, valilik yapmış kişilerdi. Yani soylu ve bölgede dostlukları tercih edilen bir aileydi. Ayrıca Eyyubi ailesi Selahaddin’den çok şey bekliyor onu gelecekteki ailelerini ileri sıçratacak kişi olarak görüyor ve yetişmesi için özen gösteriyorlardı.

Tarihe lütfen böyle duygusal ve keyfi bakmayalım. Tarihi bugünkü değer yargılarımıza göre de değerlendirmeyelim. Bir insanı yüce ve büyük göstermek için başka birisini karalamayalım. İmaduddin Zengi ve Oğlu Nureddin Zengi büyük İslam komutanları ve devlet adamlarıdır. Onların hadis ve ilme yaptıkları katkı da kitaplarımızda hayırla yad edilir. Onlar, sistemli bir politikayla haçlıların bölgeden atılmasının zeminini oluşturdular.

Selahaddin Eyyubi de büyük bir komutan ve devlet adamıdır. O da Zengi’lerin politikasını sürdürdü. Onların ideallerini gerçekleştirdi. Eğer Selahaddin Eyyubi olmasaydı diğer tüm Türk devletlerinde olduğu gibi hükümdarın ölmesinden sonra oluşan iç savaş ve taht kavgaları sonucu ortada devlet kalmazdı. Selahaddin Eyyubi’nin varlığı devletin dağılmasını engellediği gibi, daha da güçlenmesini sağladı.

Selahaddin olmasaydı Zengi’lerin amacı olan haçlıları bölgeden çıkarma, İslam birliği ve Kudüs’ü alma hedefi gerçekleşmeyecekti. Zengiler olmasaydı bir Selahaddin olmayacaktı. Tarih bir sürekli akıştır. Olaylar tek kişinin etkisinden ziyade birbirinin devamı niteliğindedir. Nice büyük devlet adamlarının vefatından sonra onların politikasını sürdüren varisleri olmadığından ülkeleri yok olmuştur. Buna en büyük örnek Büyük Selçuklu Devleti’dir. Melikşah döneminde çok güçlü bir devlet iken onun ölümüyle ülke iç savaşlar sonucu parçalanmış ve yok olmuştur.

Selahaddin Eyyubi’nin izlediği politika başarılı olduğuna göre en doğru politika olduğunu kabul etmemiz gerekir. Onun politikası Türk-Kürt ve Arapların birleştirilmesi üzerine oturmuştur. Günümüzde de başarının anahtarı burada gizlidir. Selahaddin Eyyubi’yi Şiiler de sevmez ve kitaplarında eleştirirler hatta haşhasiler suikast bile düzenlediler. Çünkü o Şiilerin devleti olan Fatimi devletini yok etti. Mısır’ı tekrar sünni-şafi mezhebine dönderdi.

Onun izlediği yolu izlemek ve onu örnek almak gerekirken onu basit polemiklere ve ırkçı yaklaşımlara kurban etmeyelim. Bugün de Kudüs işgal altında ama aslında işgal altında olan bizim zihinlerimiz. Kudüs’ü kurtarmanın tek yolu Selahaddin’in izlediği yol olan İslam birliğinden geçer… Yeni Selahaddinlere ihtiyacımız var.

Not: Diğer iddiaları da ileride inşallah cevaplarım.

Devam edecek