Bir Takım İncelikler

Abone Ol

Uzun zamandır unuttuğumuz bir şeyler var, belki çok şey var ancak hatırlamaya çalışacak kadar vaktimiz yok çünkü artık çok üşengeciz ve sürekli önümüze bakmak gibi bir yükümlülüğü sırtlanmış durumdayız. Oysa bu kazanmaya endeksli hayatın içerisinde unuttuğumuz o önemli ayrıntılar bize istikamet sağlarlar. İşte bu duruma götürecek o ayrıntılar, her şeyin mubahlaştığı bu zamanda hayatı olduğu yerde durduracak kadar önemli.  Ancak bu zamanda kim ne yapsın “niçin ve nasıl”ı? Yaptığımız işler, çektiğimiz sancıları sadece kazanacağımız bir yatırıma dönüştürmek ya da hiç düşünmeden büyük bir aç gözlülükle saldırdığımız dünya hayatının verdiği o albenili karşılıklara aldanmamak için, “nasıl ve niçin” bizi sınırda tutacak en önemli ikaz ışıklarıdır. Kendine getirecek bir etkiye sahiptir. Yaşıyorsak her şey hakkımız, her şeyi yapabiliriz, sınırları aşabiliriz duygusunun en önemli freni bu iki soru kalıbını kendimize yönelttiğimizde devreye girecektir.  O zaman ben ne yapmalıyım, maksadım ne olmalı ki hâsıl olan neticeden dolayı hudutlarımı aşmış olmayayım durumuna ulaşabilir ve hak-hakkaniyet ölçüsünde bir yürüyüşe sahip olunabilir.

Kazanırken niçin ve nasıl sorularına cevap verebiliyorsan o zaman endişe edecek bir durumun yoktur. Aynı zamanda kaybettiğinde, kaybının niçin ve nasılını bulabilirsen işte bu kaybetme, nedenini bilmediğin bütün kazanmalardan üstündür. Yol göstericidir. Ancak bugün iki cümlenin üçüncüsü de mukaddes bir örgü ile örülmüş olmasına rağmen eylemlerin hiçbirisine yansımıyor oluşu bir sözel (lafzı) mücadeleyi gösteriyor. Belki bu durum mevzi de kazandırmış olabilir aslında avunacak birçok kazanım da elde edilmiş olunabilir lakin geriye dönüp baktığında kazandıklarının yanında kaybettiklerini görmeni engelleyecek bir yol yürütmüşse sana bu süreç kazanmanın bir anlamı yoktur. Geldiğin yere neleri feda ederek geldiğin de oldukça öneme haizdir. Kazanmak ayrıca kötü değildir şayet nasıl ve niçin kazandığını biliyorsan.

Birbirini ezmeye, üzmeye, hakkı olmayan şeye talip olmaya hatta bir adım daha ileri giderek sahip olmaya çalışan insanları gördükçe bu telaşlı yarışı nasıl bitireceklerini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek kalmıyor çünkü tarih bu tür ham heveslerin kursaklarda nasıl kaldığının ibretlik örnekleri ile dolu. Bütün bu hengâmenin içinde mukaddes bir görev yüklendiği zehabıyla büyük roller yapmak geçici dünyanın en ahmak işidir. Ondan dolayıdır ki ne yapılırsa yapılsın insanın anlam dünyasının doğruluğu bütün eylemlerinin içerisine sirayet eder, etmeli.  O vakit insan gerçek manada ruh zarafetine erişebilir. Bu erişim ona ve onun elinden çıkan her şeyde açığa çıkar. Mahrum kalınan bütün güzellikleri yakalayabilme imkânı da sunar. Yeter ki neden, nerede bulunduğunu ve yaptığını niçin ve de nasıl yaptığını bil.

Bu bilinç düzeyi elbette ki aldanmanın, yalanmanın, yalanın önüne geçecektir. Bu duruma erişmiş birisinin aldatılması da neredeyse imkânsız hale gelecektir. İşte böylesi bir durumda insan ve eşya arasındaki münasebetin boyutu farklılık kazanarak hangi tüketim döngüsünün ürünü olursa olsun yeni bir ruha kavuşacaktır. O zaman sanki insanda var olan zarafet onlara sirayet edecektir.  Bu sirayetin oluşturduğu iklimi hangi tasarım merkezi sağlayabilir ki? O zaman satın alınamayan ilkeler ile yol yürümek gerçek maksudu hâsıl eder. Fena da olmaz. Bu dünyanın tek düze renksiz yolcularının letafet ve zarafete ihtiyacı var. Onun için sorguladığın hayat yaşanmaya değerdir. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMi

“Ne kadar istiyorum, akşamleyin, ezanda,

Eski bir evde olmak, orda, Eyüp Sultan’da;

Bir yanda ölmüşlerim, bir yanda kalanlarım...”

(Ziya Osman Saba)

Not: Bu hafta;

  • İstersen Edip Bülbül’den “Yola girme sen”i dinleyebilir. Sözlerinin anlam deryasında kaybolabilirsin.
  • Emrah Işık, Moein’den “Safar”ı dinleyelim der. Duygular da melodiler de ne kadar yakın bir yerde. Duyguların dili ortak…
  • Bahtiyar ise, Gülseven Medar’dan, “lori lori” yi dinleyelim der.
  • İkbal Küçükkösen, Müslüm Gürses’ten “Ak ellerin salan gelen yar” ı der. Renkli bir liste oldu. Müzik sadece müzik değildir. Sözdür, ağıttır, hal’dir.

Bize Kadar

1- Gazali’den çok önemli bir tespit: “İnsanoğlunun iki önemli zaafı vardır: 1- sevdiğinde kusur, 2- sevmediğinde meziyet görmezmiş.”

2- Şeyh Sâ’dî-i Şirazî, “İçsiz cevizi hafifliği ele verir” der.

3- Epikuros , “Bize güç veren şey dostlarımızın yardım etmesi değil, yardım edeceklerinden emin olmamızdır” der.

4- Nietzsche,“Sessizlik kötüdür; sessiz kalan bütün hakikatler sonunda bir zehir olup çıkarlar” diyor. Ne kadar da isabetli söylüyor.

5- Simone Weil’in, “Kişi ve Kutsal” kitabı yeni kurulan “Vakıfbank Kültür Yayınları”ndan çıktı. İlgililerine…

Dağarcık

Sıkıntılı ve bunalımlı anlarda görülen rüyalar öylesine keskin çizgilerle dolu ve öylesine gerçeğe uygundur ki çoğu zaman tüyleri ürpertecek kadar korkunçtur. Böyle bir rüya görmemiş kimse, bu Puşkin veya Turgenyev gibi bir sanatçı bile olsa, uyanıkken bu tabloyu uydurmasına imkan yoktur. Böyle rüyalar zaten hasta olan bünyede derin izler bırakır, uzun zaman hafızadan silinmez.” (Suç ve Ceza’dan tadımlık)

Tekke

“Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma. Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.” (Kavafis’ten tadımlık)

Bir Lahza

“Hüzünlü bir ruh, insanı mikroptan daha hızlı öldürür.” (The Walking Dead’den)