Haberler toz duman!
Madenlerde feryatlar, madenci evlerinde ağıtlar. Yollarda kazalar, sokaklarda uyuşturucu tuzaklar.
Bugün “Analiz” yapmak istedik. Birinci sayfaların siyasi haberlerinin acılığından uzaklaşmak istedik.
Analizimiz, ülkemizin sol’u, solcuları üzerine. Onları iyi anlamak, iyi tanımak, iyi bilmek gerek.
İsmetpaşa devrinden yaşayanlarımız var hala. Ecevit’in, varlığını da gördük, onca yokluk yıllarında. Kılıçdaroğlu ise malum kişi.. Demesin kimse.
Bizim analizimiz zihniyetleri üstüne, anlayışları üstüne, yorumları üstüne sol’umuzun.
Eksikliğinde ne olur, ne gelir başımıza, sol zihniyeti, sol inadı anlamazsak; onların anlattığı şekilde anlamazsak..”ikna odaları”nda telef olur çocuklarımız. Ayaklar altında kalır insanlık haklarımız.
Konuya girelim haydi. Bir solcu yazarın (Burhan Arpad) anılarından bir küçük paragrafa buyurun, Yassıada’nın kanlı, gözyaşılı sofrasına buyurun.
Salim Boşol, Yassıada hakimi.. Türkiye’nin o güne kadar en çok idan cezası vermiş hakimi. (Son günlerinde verdiği bir röportajda bu özelliğini, övünmek benim de hakkım, vezninde kendi söylemişti.)
Şehir Tiyatrosuna davet.. Anlatıcı “çağrılı olmak” diyor. Neden İstanbul şehrindeki başka hakimler değil de o Yüzlerce zanlı sorgulayan hakim, Yassıada’ya atamasalardı beni, bu davet olacak mı idi Sorgusunu yapmıyor kendisine.
Otomobil, yollara döşenen halı. Herhalde rengi de kırmızıdır. Ey Salim Başol, sen neymişsin be abi Yok yok, bu halılar mahkemeyi etkileme işi değil. Alt tarafı bir halı işte. Üst tarafında ise urgan sanayiciliği..
Ağır inmek ve ağır yürümek.. Ağır ceza reisi, hafif mi olacaktı Herkesler burada mı, beni görüyor mu Ey Menderesciler, on yıldır siz bir metre halı mı atmıştınız ayağımın altına.. Sağ salim kalacaklar, Salim Başol kıymeti biliyorlar canım.
Tiyatrodan sonra otomobile binişi de öyleydi. Kapıdan otomobile kadar halı. Ey ahali, nedir bu vatanın hali
Yelkenleri atlastan, halatları ibrişimden, direkleri gümüşten gemi günlerinden, büyük ve kara otomobil günlerine; kara günlere.
“Sizi buraya tıkan kuvvet” Başol’u büyük kara otomobile tıkan kuvvet, istediğini, “böyle istediğini” böyle mi anlatmıştı acaba ona
“Tıkan kuvvet” ve “böyle isteyen” kuvvet, kimdi onlar Sağcılar hiçbir zaman bu sorulara cevap aramadılar. Bırakın yaşayalım, pardon bırakın biz arayalım.
Solcu yazarımızın, aynı paragrafta anlattığı, fakat bizim ikiye böldüğümüz anıların kalanına bir bakar mısınız
Geçen yıllar.. Ölen ölür, kalan Salim Başol’lardır.
Yine bir tiyatro. Ricacı bir hademe.. Büyük kara otomobil nerde Kapılara kadar uzanan kırmızı halı nerde Pembe köşkten emanet mi alınmıştı.
Hademe, Salim Başol diyor. Lütfen iki kişilik yer, diyor. Kendim için istiyorsam namerdim diyor. Ama efendim o idam kararlarını boşuna mı verdi, diyor. Lakin anlatamıyor hademe. Yapılacak işler kademe, kademe. Yarın sabah gelinecek, gişede sıraya girilecek, ordan satın alınacak.. Halınızı bilmem, halinizi anlamam ayakları bunlar.
Kuru bir ses.. Neden kurudur bir ses
İzahı kolay, ama acele olmamalı.
Bir ama da benden. Okuyanlar için tekrar olacak ama.. Sol tekrardır, sağcı iktidarlara muhalefetleri ikrardır.
Üç idam olmuş, Demokrat babalar üzülüyor, babalarının üzüldüğünü gören çocuklar üzülüyor. Bir bakıyorlarki, Halkcılar da üzülüyor bu işe. Paylaşmak istiyorlardır sanısına vardığın an, düzeltiyorlar durumlarını. Doğrudan giriyorlar konuya: Neden onbeş kişi asılmadı Sen, bir de onların insancıllıklarına üzül, kenarlarda büzül..
İşte bu neden onbeş değil, sorusunun mesuliyetini bir Salim Başol’a yüklediklerindir, sizlerin sonra ve bugüne kadar tanık olduğunuz tavırları..
Solcu yazar anlattı, sizler okudunuz. Sadece üç kişi ise, büyük kara otomobil yok, kırmızı halı yok.. Sıraya gir al biletini. Hizmette sınır yoktur, diyordu bankalar, 15’e karşı 3’ü az bulmuştu kankalar.
Ya o asılacak 15 kişi Onlardan bir haber yok mu Var, o günü yaşayan, idamlık 15’lerden biri olan anlatıyor: (Nusret Kirişlioğlu)
Bu ülkede bugünün Sol’unu anlamak için bunları bilmek gerek. Sol, geçmiştir, hiçbir zaman gelecek olmamıştır; sandıklarda da, hayallerde de...
Onun içindir ki, öyle diyor en solcu baro başkanımız: 1930’lu yılları arıyorum. Baltalı ilah çizgilerinde teselli arıyorum. Emperyalizme karşılığımı Zagor’da arıyorum.
1930’ları aramak, 1960’ları bir daha yaşamak istediklerindendir. Boşuna mı itiraf etmişti bugün müzesi dolayısıyla yine hakkını vermeye çalıştığımız Demirel: Başbakanlık masamın üstünde o üç idam resmi hep durdu. İsmet Paşa’nın Paşa’lığı hep yendi beni.
Diyorlar : CHP’ni bugün Demirel yönetiyor.
Analizimizde son sözümüz, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının olsun. Cami yapılmasına karşı çıkan solcularımızı görünce, ki neden tavırları tanıdık, bildik gelmedi, Yassıada günlerini yaşayanlardandı halbuki.
Geçen asırdan kalma o vatandaşımız, cami yapılmasına karşı çıkanların gözlerini, yüzlerini ve hallerini görünce, oy verdiği AKP geldi aklına ve sonra dedi ki: Yapılmış camilerimize bari sahip çıkabilsek...
The Şapgalı Baba
Aman ne müze ne müze
Kan doldu çizmelerimize
Demirel, kendi adına müze açmış! Kimler utansın
Yürümekle aşınmayan yollar utansın,
Şapgasını özleyen kullar utansın
70 Cente muhtaç ettiği maliye utansın,
Kaldırıma düşürdüğü Cevriye utansın.
Adam öldürmez diye kışkırttığı sağcılar utansın,
İçlerine “İşte Çağdaş Türkiye” fışkırttığı solcular utansın..
İngiliz’in Tony’si, Amerika’nın Coni’si utansın,
Beethoven’in 9. Senfonisi utansın.
12 Mart’ın dünü utansın, 28 Şubat’ın bugünü utansın,
Peşkeş çektiği koylar utansın,
Mesut’dan, Cavit’den ofis boylar utansın!
Çakma başbakanı Yalım utansın,
Meclis’e attığı çalım utansın!
Rutin dışına çıkardığı devlet utansın,
Bir lokma ekmeğe muhtaç ettiği Cevdet utansın!
Durup dururken işlenmeyen cinayetler utansın,
Tehditler utansın, şantajlar utansın, kasetler utansın!
İçmeye bulamadığı benzinler utansın, mazot utansın,
Ekinler utansın, ekinleri bitirmeyen ot utansın!
Verdimse ben verdim, diyen dili utansın,
İsrail’e bir günde iki kere uzanan eli utansın!
Köroğlu’nun çamlıbel’I utansın!
Çankaya’nın bahçesi utansın, sandıkların sesi utansın,
Mesut’un kabası, Hüseamettin’in ensesi utansın!
Yüksek kaldırımın kaldırımları utansın,
Gariplerin “Ah yandım”ları utansın!
Kızları göndereceği yerler utansın,
Bin Ali’ye düzenlediği seferler utansın!
Müzesi olmayan mübarek utansın
Altı kere gitsin, yedi kere gelerek utansın!
Türkiye’nin altı çürüktür, diyen dili utansın,
Deprem bölgesine ondan önce gelen Clinton Bıll’i utansın!
Dmokrasiyi tankların altında arıyorsa utansın,
Gözyaşlarını, kanlara karıyorsa utansın,
Kendim için istemiyorum, kandırıyorsa utansın
Kuzuları kurtlara kaptıran kenarı Fırat utansın,
Günahlarını taşıyan kırat utansın.
Adı Demirel konulan müze utansın,
Dağa utansın, tepeye utansın, düze utansın!
Spor Olsun
Futbolumuzda güzel şeyler oluyor. Gel de sevinme. Mesela: GS’lı Sabri’nin affedilmesi ve takımı ile hemen maça çıkması.
Futbol sayfası okuyucuları artık GS’dan fazla yer alan Sabri haberlerinden kurtulacaklar demektir bu.
Sonra Aziz Yıldırım’ın konuşmalarını okumak... Çeyrek sayfasını işgal ediyorsa futbol sayfalarının, bir merak bir merak: Acaba tam sayfayı dolduracak kadar niye konuşmadı Çünkü onun konuşmalarından diğer kulüplerin ne yapacaklarını anlamak daha kolay.
GS seçim yapıyor, başkanını seçiyor. Veselinoviç’in yıllar önce, iki takımdan biri şampiyon olacak, dediği gibi, iki adaydan biri kazanıyor.
Ertesi gün kaybeden aday için yazılan gerekçe şu: Aziz Yıldırım benim arkadaşımdır, dediği için seçimi kaybetti.
Ve daha ertesi gün GS seçmenlerinden bir yalanlama bekliyorum o gerekçeyi yazan gazetelere.
Tercihimize başkan adayımızın arkadaşlığının etken olduğunu söylemek bizi tanımamaktır, bize yapılan yanlıştır ve demokrasi düşüncesine hakarettir.
Kimin, kimle arkadaşlık yapacağını ve başkan adaylarımızın geçmişte kimlerle arkadaşlık yaptığını sorgulamak bizim haddimiz değil. Böyle olduğumuzu sanmak da futbol sayfası yazarlarının haddi değil.
Böyle demedi hiçbir taraftar ama ben öyle dediklerini kabul ediyorum.
Bu da güzel bir şey değil mi
“Çakma Gandi!”
Başbakan Davutoğlu’nun CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu göstermek istediğinde kullandığı sıfat tamlama.
Neden Gandi Mesela Kennedy veya Çorçil değil..
Efendim, sayın Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başında görme pazarlaması yapılırken, bizzat CHP’liler seçmişlerdi Gandi’lik sıfatını.
Eve tama, neden Gandi
Cevabı verilmesi gereken bu soruyu biz araştırdık arşivlerde. Ve gördükki, Gandilik bir CHP geleneğidir.
CHP’nin ünlü isimleri zaman zaman Gandi kıyafeti ile arz-ı endam etmişler kendilerini tutan tarafsız medyada.
Ünlü CHP’li N.Erim’in gandi’lik resimlerini bir vesile ile yani Kılıçdaroğlu’nun Gandi’liğini anlatmak için bu sayfalarda biz yayımlamıştık.
Bugün yine Kılıçdaroğlu kadar ünlü CHP’lilerden K.Gülek’in Gandi’lik resimlerini yayımlıyoruz.
Peki, hala neden, CHP’nin bunca Gandiciliğine ragmen, sayın Davutoğlu “Çakma” diyor, Kılıçdaroğlu için..
Onu da yine biz araştırdık ve bulduk:
Sayın Kılıçdaroğlu’nun hiç “Gandi” görüntülü resmini basmamıştı, besleme kartel gazeteleri. Yani bu iş de bize kalmıştı. Gördüğünüz gibi Gandilik çok yakıştı Kılıçdaroğlu’na.
Artık kimse çakmasa..
Ölüm Korkusu
İmansıza ölüm, sanki bir kabus,
Ölmeden girermiş, korku çağına;
İmanla dönermiş, korku umuda,
Toprak, ana gibi kor kucağına...
Yabancı Vurguncu
Şu yabancı vurguncuya bir bakın!
Sayısı sadece, binde bir iken;
Türkiye’yi yerinden oynatıyor,
Bir günde, sade cebinde biriken...
İşçi - İşveren
İşveren şefkatli, himayeci,
Tıpkı kovandaki bir baş arı...
Amirdir, yönetir ana gibi,
Sonucu bal gibi bir başarı...
İşçiyse çalışkan, itaatkar,
Mutludur iyi iş çıkarınca...
Örneği yine bir hayvandandır;
Bak!..Yuvadaki işçi karınca!..
Boşalmak
Futbol, devasa stadyumlar, ne diye,
Milyon kişinin boşalması için...
Piyango, devasa baş ikramiye,
Milyon kişinin boş alması için...
Ekrem Şama