27 Aralık 1949 tarihi, Türk Milli Eğitim tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Bu tarihte, ABD ile yapılan eğitim ile ilgili anlaşma, Fulbright
Eğitim Komisyonu Türk çocuklarının geleceğinin Amerikalıların ellerine
nasıl da teslim edildiğini gösteren en önemli belgelerden birisidir. Bu
anlaşma ile Türk eğitim sistemi neredeyse tamamıyla ABDlilerin insafına
ve inisiyatifine bırakıldı.
Geçtiğimiz hafta bu komisyonun ayrıntılarını yazdım.
Komisyon üyelerinin isimlerini tek tek sıraladım.
Ama yetkililerden tık yok.
Birisi de çıksın desin ki, "Arkadaş yok böyle bir şey. Nereden uyduruyorsun, nereden çıkarıyorsun bunları "
Hadi o birilerini geçtim, Türkiyede milli eğitimden sorumlu bir bakanlık var sanıyorum.
Böylesine iddialı bir konuda bir yetkili, bir sorumlu da çıksın desin
ki, "Türk Milli Eğitim sistemini bu millet belirler. Dışardan müdahale
edilmesine izin vermeyiz. Milli Eğitim sistemini de, müfredatı da biz
belirliyoruz.."
Üstüne üstlük bu komisyon üyelerinin arasında Milli Eğitim Bakanlığı üst düzey bürokratı da var. İsim geçiyor.
Buna rağmen bir tepki yok.
Bu iddiayı Atatürkçüler Yenildi isimli kitabında dile getiren yazar
Yılmaz Dikbaş, Fulbright Eğitim Komisyonu hakkında başka ayrıntılar da
veriyor.
Örneğin sözü edilen anlaşmanın birinci maddesi şöyle:
"Türkiyede Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir
komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve
parası Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından finanse edilecek olan
eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti
ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır."
Fulbright Eğitim Komisyonunun en kritik maddelerinden biri de kuşkusuz 5. maddesi.
Ne var peki Fulbright Eğitim Komisyonunun 5. maddesinde
Okuyalım;
"Türkiyedeki Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu, dördü T.C.
vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır.
ABDnin Türkiyedeki misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve
komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı
verecektir."
Anlaşmanın bu maddesi yetkilerin kime devredildiğinin en açık göstergelerinden birisiydi.
Bir başka ayrıntı daha vermek istiyorum
.
Bu ayrıntı da en az Fulbright Eğitim Komisyonu kadar önem arzediyor.
Milli Eğitim Bakanlığı personel politikalarından ders programlarına,
çeşitli lise, yüksekokul ve enstitülerin açılmasına kadar pek çok konuda
stratejik kararlar önerebilen Milli Eğitimi Geliştirme Komisyonu.
Nedir bu Komisyon
1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı...
Yılmaz Dikbaşın verdiği bilgiye göre Komisyonun başında L. Cook adlı bir Amerikalı bulunuyordu.
Amerikalı L. Cooktan ayrı olarak adı Howard Reed, ünvanı Milli
Eğitim bakanlığı Bağımsız Başdanışman olan, bir başka etkin Amerikalı
daha vardı.
Tüm bu bilgilerin hiç mi önemi yok gerçekten
Yıllardır benim de gazeteci olarak görev yaptığım, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bir aklı başında milletvekili kalkıp da bu ciddi
iddiaları ve tespitleri neden Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçere sormaz!
Parlamenterlerin bir görevi de denetim değil mi
Ama, hani nerede
Ya da neredeler
Değer mi hiç
Ankaradan tanıdığım değerli bir televizyon programcısı dostum, yanındaki daimi iki konukla verip veriştiriyor.
Kime mi
Programları aleyhinde yazı yazan bir köşe yazarına..
Programın önemli bir bölümünü bu yazara cevap yetiştirmekle harcadı dostum!
Üstüne üstlük sadece cevap vermekle kalmadı, dakikalar süren ve bu
yazarın muhtelif dönemlerde kaleme aldığı yazılardan oluşan bir de VTR
hazırlatmış;
Şak şak şak, işte şu tarihte şu ahlaksız yazıyı kaleme aldı, bu tarihte bu yazıyı...
Hızını alamamış olacak ki, şu cümleyi de bu yazıların hemen sonuna
ekleyerek, "Ahlakımız, bu yazıların devamını buraya yazmaya engel teşkil
etmektedir..."
Dinamizmi hayli yüksek, tempolu programda 3 gazeteci de bir noktayı ıskaladı, o köşe yazarı ile ilgili...
Farklı gazetelerde köşe yazarlığı yapan, Genel Yayın Yönetmenliği
koltuğunda oturan, nehirin kıyısında bekleyen, sosyolog, sakıt bir
Genel Yayın Yönetmeninin de sıkı dostu olan bu yazar, vakti zamanında
sistem tarafından dışlanan, mağdur olan, üniversitelere alınmayan geniş
bir kitle için ötekiler başlığı altında yazılar kaleme almıştı.
O dönem büyük gazetedeki bu yazıları büyük bir sempati ile karşılandı.
Fakat antidemokratik 28 Şubat sürecinde aynı yazar 180 derece
dönerek, bu kez kudretlilerin safında yer aldı. Mağdurları bir kenara
iterek, 28 Şubat darbecilerinin safında yer tuttu.
O kadar saydırmaya gerek yoktu be dostum!
Bunu söylesen yeterdi.
Ha, bu anlı şanlı yazarın adı mı
Siz anladınız.
Ayrıca da değmez...
Bunları biliyor musunuz
* Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Emin Zararsızın "Milli Eğitim
Sistemindeki Değişim ve Dönüşüm" konulu bir konferans vereceğini,
konferansın 3 Ekim 2012 tarihinde Server Vakfında
gerçekleştirileceğini, toplantıda 4 4 4 sisteminin de ağırlıklı olarak
gündeme geleceğini, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:24/8 Demirtepe /Ankara
adresindeki konferansın saat 19:00da başlayacağını,
n Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bugün partisinin Büyük Kongresini
son kez toplayacağını, bundan sonra Genel Başkanlığa aday olmayacağını,
biliyor musunuz NOT: Bugün 30 Eylül 2012 Pazar... Uyan da balığa gidelim... İktidarın
2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 8 ay
30 gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına başlandı, ilk
cümleler ortaya çıktı... Ama bugünlerde tık yok... Takipçi