Çalışıyoruz. Planlarımız var. Dünyaya dair. Ahirete dair. Sürekli ileri bakıyoruz. İki günü eşit olan aldanmıştır diyerek sürekli yeni şeyler peşindeyiz. Gerek madden gerekse manen.
Geçmişe bakıyoruz. Dünyevi olarak bir sürü şey kazanmışız. Makamımız var. Ailemiz. Dostlarımız. Çocuklarımız. İşimiz. Paramız. Daha başka maddi şeylerimiz.
Bunlara sahip olan, daha fazlasını istiyor. Sahip olmayanlar ise bunları elde etmek arzusuyla koşuşturup duruyorlar.
***
Tabi ki dünya nimeti, helaldir ve meşru ölçüde hoş görülmüştür. Dünya için çalışmak da meşrudur ve hatta bir emirdir. Yani dünyayı imarla da mükellefiz. Bu hususta bir şüphe veya sorun yoktur.
Yani dünya helaldir. Bir dereceye kadar dünyevilik de helal ve izin verilmiş şeylerdendir.
***
Peki, başlıktan kastımız nedir o zaman?
Allah Teâlâ, adildir. Yani her kula verdiği nimet, adil derecededir. Zira nimet, külfet ve sorumluluğu getirir.
Ayrıca verilen her nimetin karşılığında illa bir yerlerde eksikler vardır. Yani Mevlâ, her kula başka başka eksiklikler verir. Ve her kulun elinde olanlar da başka başka olabilir. Ama bu, birine az; diğerine fazla verildiği anlamına gelmez. Burada esas olan; nimet-külfet ve sorumluluk-yetki dengesidir.
***
Bu yüzden her insanın nasibi bellidir ve bu nasip değişmez. Bu durumda maddi anlamda aslında yeni şeyler kazanmış olmayız. Yani yeni şeyler kazandığımızda; illa başka bir yerlerden bir şeyler kaybetmişizdir.
Örneğin kazancımız artabilir. Ama insanın yediği, içtiği ve giydiği aynıdır. Zira kapasitesi de kaderi de bellidir. Fazladan gelen kazanç, başka yerlere ve başkalarına gitmek üzere gelmiştir. Yine mesela bizde maddi anlamda bir şeyler artmış olabilir. İşte bu artan şeyin karşılığında bizden ne alındığına bakmak gerekir. Acaba kaybettiklerimiz mi değerlidir yoksa kazandıklarımız mı?
***
Fakat tersi de doğrudur. Mevlâ, bizden bir şeyler aldığında; yerine yeni şeyler de verir.
***
Bir başka açıdan bakarsak her şeyin bir bedeli vardır. Yani insana kaderi dışında fazladan şeyler verilmez. Verilse de bunun illa bir bedeli olacaktır. Hatta nasibi olan nimeti beğenmeyip başka bir nimetle değiştirmenin de bir bedeli vardır.
***
Fakat bu durum, maddi ve dünyevi şeyler için geçerlidir. Manevi şeyler ve ahiret işlerinde yani örneğin salih amel meselesinde durum böyle değildir. Salih amel ile elde ettiğimiz ecirler karşılığında bizden bir şeyler eksilmez. Zira bunların bedelini amel ile ödemiş oluruz.
***
Olayın bir başka yönü ise “teknoloji”dir diyebiliriz. Yani teknoloji ve imkânlar artar. Ama bunun karşılığında eksilen başka şeyler illa ki vardır. Mesela modern dönemde imkânlar artmıştır. İletişim ve ulaşım gibi şeylerin hızı da. Ama bunun karşılığında zaman kısalmıştır. Zamanın gerçek anlamda kısaldığına dair bazı görüşler olsa da en azından mecazen zamanımız kısalmıştır diyebiliriz. Zira yoğunluk ve meşgalelerimiz artmıştır.
Mesela daha çok çalışmak zorundayız. Daha fazla eşya ve alet var hayatımızda.
***
Diğer taraftan teknolojinin artması, insana olan ihtiyacı da ortadan kaldırmaz. Yani teknoloji böyle giderse insanlar işsiz kalır ya da insanlara yer kalmaz gibi kaygılar da anlamsızdır. Zira teknoloji ile insanın bazı işlerini kaybetmesi; insanlara yeni iş alanlarının açılmasına neden olacaktır. Örneğin bu teknolojinin üretilmesi, kontrolü, geliştirilmesi ve bakımı-tamiri gibi.
Tıpkı hastalıklar gibi. Eski hastalıkları tedavi ettikçe tedavisi bilinmeyen yeni hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Zira hastalık ve ölüm, insanla birlikte varlığını sürdürecek şeylerdir.
***
Yani elimizde olanlar kadar elimizden gidenlere de bakmak gerekiyor. Bu yüzden neyi niçin istediğimizi ve bu istediğimizi elde etmek için ne verdiğimizi gözden kaçırmamak, daha sonra pişman olmamak ve üzülmemek açısından önemlidir.