Bir şehadet ve Müslümanların acıklı hâlleri

Abone Ol

Bir Müslüman, Siyonistler ve emperyalistler tarafından şehid edildi. Küfrün tek millet olduğu gerçeği sadece bu olayla değil genel olarak bir olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi. Hasan Nasrallah’ın şehadeti, evet şehadeti somut bir örnek. Ölen bir insan ve asıl önemlisi de bir Müslüman. Öldüren Siyonistler ve emperyalistler. Birlikte hareket ettikleri zaten ortada ve belli.

Şu sıralar yaklaşık bir yıldır süregelen bir savaşın nerelere doğru evrileceği belliydi. Gücü ellerinde bulunduranların planları da belli ve çok yönlü. Böyle bir durumda geçmişe kısaca bir göz atmada yarar. 17 Aralık 2010’da Tunus’ta Muhammed Buazizi adındaki bir gencin kendini yakmasıyla başlayan bir dalganın bölgenin tamamını etkilemesi ve bu dalgayı alevlendirenlerin nasıl bir sona doğru getirdiği ortada. On dört yıl olmuş bu emperyal dalga. Zaman nasıl da çabuk geçiyor. Ne yazık ki başladığı o günden beri Müslümanların tutumu, körlükleri, sezgisizlikleri ve hatta yaşanmışlıkları olduğu gibi devam ediyor. Dün yaşananların daha beteri bugün yaşanıyor.

Bir Müslüman emperyalistler tarafından şehit ediliyor. Bu şehadeti küçümseyen, alaya alan ve hatta sevinenler var. Elbette ki saldırganlar elde ettikleri sonuçlar bakımından sevinecekler ve elbette bir zafer kazanmış olmanın hazzını ve mutluluğunu yaşayacaklar. İşin tuhafı, onların sevinçlerine ortak olan Müslümanlar var. Görünürde öncü, entelektüel, bilge, vaiz, tarikat öncüsü, gazete köşe yazarı, kendini bilge ve filozof varsayanlar bunun başını çekiyorlar. Müslümanların bu denli dağınıklığı, parçalanmışlığı, savrulmuşluğu yetmiyormuş gibi yukarıda sıraladıklarımızın Siyonizm ve emperyalizmin sevinç korosuna katılışına hayıflanıyoruz, bu yetmiyor, öfkeleniyoruz. Bu körlüğün nedeni nedir? Zihinlerinde oluşturdukları putlar mı, kimi imgeler mi, kimi tarihler mi? Bu zehirli beyinler kendileriyle yetinmiyorlar, kendilerinden sonraki gençliği ve kitleleri zehirliyorlar. İslâm milletine yönelen ve Müslümanları imhaya adanmışlarla birlikte olduklarının farkında bile değildirler. Takıldıkları ve bir tik hâline getirdikleri mezhep ve ırk fanatizmi ile dünyadaki olaylara ve gelişmelere bakmıyorlar. Evet bir yazımızda “çember daralıyor” dedik. Bugünler o günlerdir.

Bir Müslüman’ın şehadeti elbette ki insanda hüzün ve acı yaşatır. Çünkü o bir Müslüman ve bir toplumun önderi. Siyonizm’e, emperyalizme karşı savaşan bir önder ve lider.

İran ile Türkiye arasında 1639 tarihinden sonra kaç savaş yaşandı, kaç sınır ihlali var? Şia İran, hangi Arap ülkesini istilaya yeltendi? Emperyalizm güdümünde olan, İran’a karşı savaş başlatan Saddam Hüseyin, günü ve zamanı gelince emperyalizm tarafından ortadan kaldırıldı.

Hasan Nasrallah’ın savaşı kiminleydi, kim onu niçin şehid etti? Filistin sorununa, katliamına sadece sloganlarla, sokak gösterileriyle destek çıkanlar kendi güçlü ülkelerinin hiçbir yaptırım yapma iradesi olmamasını örtbas etmenin hazzını sokaklarda ve meydanlarda gösteriyorlar. Sonra da Şia ve İran vurgularıyla bu büyük emperyal savaşı basitleştirmeye çabalıyorlar. Ve hatta bu savaşçıları küçümsüyor, dalga geçiyor ve seviniyorlar.

Şu zamanda artık ne bir mezhep, ne bir ırk ne de bir sınırları emperyalizm tarafından belirlenmiş küçük, cüce ülkecikler üzerinde hesap yapmanın zamanıdır. Müslümanların, önce kendileri için, sonra da insanlığın geleceği için bir birlik oluşturma zorunlulukları var. Zaman ve çember daralıyor. Emperyalizmin hedefi Sünni Filistin halkını, Şii Lübnan, Suriye ve Irak halkını yok etme savaşında değildir. Hedefi Müslümanlardır, İslâm’dır. Bu bir mezhep ve ırk mücadelesi değil, bir insanlık ve Müslümanların varlık mücadelesidir. Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de ve İran’da sadece Şiiler yaşamıyor. Sünniler, Araplar, Türkler, Kürtler ve çok farklı ırk ve topluluklar var. İnsanlık var…

Hasan Nasrallah, bir Müslüman önder, bir savaşçı ve mücahid. Şehit edildi. Bu Müslümanlara yönelik bir savaşın kurbanıdır. Ama şehiddir. Allah katında onun yeri tanımlanmıştır. Önce oğlunu şehid verdi, şimdi de kendisi oldu.