Bir proleterin evrimi!

Abone Ol

Geçmişte "proleter" iken şimdilerde "yavru burjuva"lık dönemini yaşayan birini tanıyorum. Ara sıra geçmişiyle şimdiki hali arasında geçirdiği "evrim" (!) dolayısıyla takılırım kendisine... Aslında aklı başında birisidir, oturulur, konuşulur, sözü sohbeti dinlenir. Lafını esirgemez, doğru bildiğine söylemekten de çekinmez.

Geldiği düşünce ortamına ait bazı kitaplardan söz ettiğimde, özellikle de onları okuduğumu söylediğimde hayret eder ve şaşkınlığını gizleyemez. "Çünkü" der, "Bizim, sağ literatüre ait ve din çağrışımlı kitapları okumamız mümkün değildi, bunlara karşı katı bir yasak vardı."

Kendini fena halde kaptırdığı evrimleşme sürecini tamamladığında, aslına dönebileceğini düşünmüşümdür hep... Aslında bu kişi Anadolu nun bağrından çıkmış, fakat yanlış ortamlarda bulunması onu farklı düşüncelerin kurbanı etmiş... Yerlisini bilmediği için yaban düşünceleri "yerli" sanmış

"On yedi" kardeşin birlikte yaşadığı bir ortamda büyümüş, "köylü" bir anne-babanın büyük şehirde "okuyan" bu çocuklara sahip olması elbette mümkün değildir. Onların duası, çocuklarının kurda kuşa yem olmaması istikametindedir, çünkü büyük şehirlerin gençleri nasıl yuttuğundan haberdardırlar

Şartlar ve özenti bu genci "proleter" ortamın içine itmiş Anlattığı kadarıyla anne ve babası "mütedeyyin" ve tipik bir Anadolu ailesi. Birçok ailede olduğu gibi, özellikle de sol eğilimli bir eğitim almış kişiler tarafından, din adına birtakım cahillik sayılabilecek uygulama ve düşünceler onun aile ortamında da mevcut... Elbette doğrusunu bilselerdi, ya da öğretilseydi, şimdi cahillik olarak nitelenen düşünce ve harekeler onlardan da uzak olurdu.

Çukurova da demir çelik fabrikasında "işçilik"le başlayan çalışma hayatı evlilik ve öğretmenlikle farklı bir boyut kazanmış... Zamanla epey para kazanmış, ev bark sahibi olmuş, arabalar almışlar (eşine ve kendisine)... Proleter döneminde, "burjuva yaşamı" diye karşı çıktığı ya da mücadele ettiği ne varsa şimdi onların hepsine sahipler...

Bugünkü "yaşam tarzı" burjuva hayatını yansıtırken, hâlâ proleter dönemine ait düşünceleri fırsat buldukça su yüzüne çıkıyor. Özellikle metafizik konularda... Çünkü onun zihnindeki metafiziği yani din konularını ailesi sembolize etmektedir. Ekonomik gelişmesini tamamlamış fakat manevî alanda herhangi bir ilerleme söz konusu değil

Yıllarca oturduğu evini yeterli görmeyerek lüks bir ev satın aldı ve oraya taşındı. Burası İstanbul da TOKİ tarafından "para kazanmak" amacıyla yapılıp satılan oldukça pahalı evlerden biri... Aidatı bile neredeyse bir proleter için kira gibi: 380 YTL. Beşer katlı, depreme dayanıklı, kafetaryalı, toplantı salonlu, yüzme havuzlu, parklı ve bahçeli bir site...

"Eski semtini arıyor musun " demem üzerine, "Evet, buraya taşınanlarla iletişim kurmak oldukça zor. Bu evleri satın alanlar sanki fırsatların insanları , medenî ilişkiler bakımından çok zayıflar... Kimse birbiriyle merhaba dahi etmiyor. Yapay bir ortam... Açık söylemek gerekirse eski semtimi de, evimi de, semt pazarını da, pazardaki insanları da arıyorum. Burası ne şehir ne köy... Garip bir mekân... Burada, birtakım imkânlara sahip olmanın insanları medenîleştirmediğini anladım.

"Yeni mekân bu gidişle seni filozof yapacağa benziyor, bu bile kârdır, aman bunu değerlendirelim, bazı konularda mesafe almana yardımcı olur. Ha gayret demem!" üzerine şöyle bir manzarayı anlattı:

"Apartmanların çevresinde hâlâ yapım aşamasında olan yerler var. Böyle bir yerde üç işçi (proleter) çalışıyordu. Evimin penceresinde onların çalışmalarını seyrettim uzun uzun... Ellerinde balta ve kürek vardı. Balta ile kazıp kürekle toprağı bir kenara atıyorlardı. İki kürek toprak atıyor, bir sigara yakıyordu. Sigara bitiyor iki küret atıyor ardından sohbete başlıyorlardı...

Başlarındaki kişiyi (sanıyorum mimar) görünce hemen çalışmaya başlıyorlardı. O gittiğinde de aynı şekilde davranmaya devam ediyorlardı. İnanın üç kişinin yaptığı işi ben tek başıma yarım günde yapardım.

Utandım proleter bir geçmişe sahip olduğum için Yuh olsun bunların proleterliğine, gençliğimizde boşuna uğraşmışız onlar adına... Boşuna nefes tüketmişiz. Hiç mi hiç değmezmiş..." sözlerini duyunca yadırgamadım. Çünkü içinde bulunduğu süreç, geçirdiği evreler onu bu noktaya getirmişti. Sanıyorum burada da durmayacaktır.

Umudum var çünkü...