Celalabat’ta dünyaya gelen Farahnaz, ABD, ülkesini işgal ettiğinde on yaşında bir çocuktu ve oyunlarında hep savaşın ayak basmadığı şehirlerdeki hayatları oynadı. Babasının anlattığına göre dedesi 24 Aralık 1979 tarihinde yaşanan Sovyet işgalinde şehit düşmüştü ve aile bireyleri bir araya geldiklerinde savaşın kalıntılarını taşıyan köylerinden ve şehitlerin hatıralarından bahsederlerdi.
ABD işgali sonrası doğup büyüdüğü topraklar bir cadı kazanına dönüştü Farahnaz’ın. Bir taraftan NATO askerleri vuruyor diğer taraftan illegal örgütler saldırıyor ve Afganistan toprakları her lahza kanla sulanıyordu. İnsanlar hayatlarını daha güvenli beldelerde sürdürebilmek için yurtlarını terk edip dilini bilmedikleri ülkelere göçüyor ve burada ağır koşullarda yaşıyorlardı.
Savaşta yakınlarının çoğunu kaybeden Farahnaz’ın ailesi, dört çocukları ile birlikte Türkiye’ye sığınmaya karar verdiler fakat altı ay önce ABD askerleri tarafından yapılan saldırıda, nişanlısını kaybeden genç kız için bu karar, toprağa gömdüğü sevgisine veda etmek anlamına geliyordu. O yüzden hiç konuşmadı, başını eğdi ve sessizce bekledi...
Büyük bir aşkla bağlandığı nişanlısının ölüm haberini aldığında kalbi ikiye bölündü; bir parçası toprağa düştü, bir parçası içinde kaldı Farahnaz’ın... Şimdi o parçayı bomba seslerinin hiç dinmediği bu topraklarda nasıl bırakıp gidecekti! Yoğun bir suçluluk duygusuna kapıldı, başını çevirdi ve gizlice ağladı. Rahmetli nişanlısına çok şey borçluydu, onun sevgisi ile güvensizliğini, korkularını, dayanıksızlığını, yalnızlığını tedavi etmişti…
O gece Farahnaz için bütün çarelerin tükendiği bir afetti… Kabil ağır bir saldırıya maruz kaldı ve yüz kişi bombalar altında can verdi. Farahnaz’ın nişanlısı Behram ve iki kız kardeşi de bu saldırıda hayatlarını kaybettiler. Farahnaz nişanlısının ölüm haberini aldığında donup kaldı, sanki dünya durmuştu… Sanki güneş bir daha doğmayacak, toprak verdiğini geri alacak ve şehir toprağın altına doğru çekilecekti… Savaşın yorduğu kalbini onaran tek kişiydi Behram… Bunca yoksulluğun, bunca çilenin, bunca mahrumiyetin içinde büyüttüğü umutları savaşın yıkıntıları arasında kaybolup gitti Farahnaz’ın... Behram’dan geriye sadece ölümünden birkaç ay önce aldığı yüzük ve göz alıcı rengiyle içine ferahlık veren Aygül çiçeği kaldı.
Zengin petrol, doğalgaz, elmas, altın, bakır ve yeraltı kaynaklarına sahip olan Afganistan, küresel güçlerin hedefindeydi ve ülkede çatışmaların, saldırıların ardı hiç kesilmedi. Farahnaz’ın ailesi ellerinde kalan tek servetleri olan iki bileziği satıp tehlikeli yollardan geçerek ulaşacaklardı Türkiye’ye. Sınır geçme süreci pek çok parametrenin bulunduğu tehlikeli bir süreçti ve insanları seçeneksiz bırakıyordu.
O sabah ailenin tüm fertleri hazırlandılar ve hareket etmekte güçlük çeken eski bir araca geçip şehre veda ettiler. Farahnaz başını cama yasladı ve acı ile baktı. Yağmur ağır ağır çiseliyordu ve Farahnaz’ın yaslandığı cam bulanık bir renge dönüşmüştü. Araç mezarlığın kıyısından geçerken Farahnaz gözlerini elinin tersiyle sildi… Sonra Behram’ın mezarına döndü ve acıyı yuttu, el salladı ve veda etti… Sonra yarım kalan hayallerini tamamlayacağına dair söz verdi. Bir parçasını geride bırakmış gibiydi ve korkmasa, çekinmese bağıra bağıra ağlayacak içini boşaltacaktı.
Kız çocuklarına söz hakkı verilmeyen baskıcı bir ortamda büyüdü Farahnaz ve yaşadığı özel duyguları herkesten gizli tuttu. Kirletmediği, haram bulaştırmadığı ve özenle koruduğu o duyguların neden bu kadar tehlikeli görüldüğüne hiçbir anlam veremedi. Savaşa, yoksulluğa, korku veren tehlikelere karşı kalbinin gücüyle, sevgi ile başa çıkabilmişti ama artık Behram hayatta değildi. Yalnızdı… Yapayalnız… Ve bu çileli yolu Behram olmadan aşacaktı…
Araç ağır ağır ilerledi ve şehir arka tarafta kaldı… Farahnaz başını çevirdi son kez baktı mezarlığa. Sonra yoksunluklar içinde büyüttüğü o sevgiyi mıhladı kalbine. Artık bundan sonra yaptığı her işte Bahram’ı hatırlayacak, onun için sevinecek, onun için üzülecek ve onun için çalışacaktı. Sonunu göremediği bir yoldaydı ve mezarları ayrı mekânlarda olsa bir gün vuslat gerçekleşecekti. Ferahnaz buna inanıyordu…