İnsanların farklılıkları zenginlik ve güzellik sayılmışken… Farklı yaratılış Allah’ın ayeti bilinirken… Değişik kavim ve toplulukların varlığı, yardımlaşma, dayanışma ve tanışma aracı olması lazım gelirken… Fitnecilerin dürtmesiyle birbirimizle kavga ediyor olmamızın izahı ne?
Bu topraklar… Bu toprakların sahipleri, bu topraklarda yaşayanlardır. Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler… Acem’i, Gürcü’sü… Çerkez’i, Laz’ı, yüce Allah’ın yarattığı işaretler, ayetler değil midir?
Bu hikmeti barış vesilesi kılmak varken, kavga sebebi saymak ahmaklık değil midir?
Binlerce yıldır, aynı kaderi paylaştığımız, aynı acıları tattığımız… Emperyalizme karşı kıyam ettiğimiz insanlar birbirlerinin boğazına neden sarılırlar?
Konuşmak, tartışmak varken, teşvişe, şiddete sarılmak neden?
Öldürerek, kin ve nefret ekerek, hangi problemimizi çözebiliriz? Yahut bugüne kadar hangi meselemizi silah çözdü, söyler misiniz?
Bu coğrafyadaki toplulukların insanca, huzur içinde, yarınından emin bir hâl ile yaşamaları mı yasak? Bu yasağı kim ne adına koydu?
Amerika’nın dostluğundan medet umanlar… Kendilerine emperyalistleri ortak seçenler, hiçbir dem iflah olamazlar.
On senelerdir sürüp giden huzursuzluk hangimize hayır getirdi? Bu kavgadan ötürü hangimizin başı göğe erdi?
Artık durup akletmemiz gerekmez mi? Bu topraklar, hepimize yeter… Yeter ki, huzur ve barış içinde, insanca yaşama iradesini ortaya koyalım.
Orayı burayı bombalayarak… İnsan öldürerek, yol keserek, kurulu düzeni şu ya da bu şekilde yok etmeye çalışarak varılacak yer neresidir?
Kırk seneyi buldu fiziki taarruzlar… Kendisi Marksist olan, materyalizm esasında kendine bir sistem kuran silahlı örgütle, Kürtlerin ortak paydası olamaz.
Kimi haksızlıklardan, geçmişe ait değişik uygulamalardan bahsedebiliriz… Bununla ilgili itirazlarımızı, söylemlerimizi dile getirebiliriz. Kamuoyu oluşturmak adına çalışma yapabiliriz, hukuk içinde. Lakin silahla, bombayla, öldürerek, anarşi çıkararak insan yaşatmak mümkün müdür?
Artık aklı başa toplama zamanıdır.
Birilerine karşı gelebilir, beğenmeyebilir, kendinizi ifade etmek için meşru zeminde mücadele edebilirsiniz… Buna kimsenin itirazı olamaz.
Hem meşru zeminde kalmak, hem silahlı örgütle işli dışlı olmak herhalde kabul edilebilir bir durum değildir.
Hiç kimse, meşru zeminde silahı dinlemek, silaha boyun eğmek istemez… Efendim, bugüne kadar bu devlet, bu sistem, bizi yok saydı, kötülük etti, izole etti. Hakkımız yendi, insanlık dışı muamelelere maruz kaldık, insandan sayılmadık denebilir… Bütün itirazları dile getirme, hak arama hakkımız var.
Elbet, cari sistem bozuk… Var olan sistemde sadece bir gurup bir topluluk ayrımcılığa tabi tutulmuyor.
Bu sistem, 28 Şubat’ta Müslümanları dövdü… 27 Mayıs’ta sivil Anadolu kalkışmasını bastırdı…12 Eylül’de idealizmi yok etti.
27 Nisan e muhtırasında millet iradesini tokatlamak istedi.
Sistem hasta… İnsanı merkeze koymadığı için hasta ve sağlıksız. İnsan haysiyet ve onurunu korumaya yönelik refleksleri olmadığı için bozuk.
O halde, rengimiz, dilimiz, ismimiz ne olursa olsun, öncelikle, hep beraber bu ülkede… Türkiye’de… Büyük Türk milleti olarak, insanca ve şereflice, hür ve bağımsız yaşamanın yolunu bulacağız.
Şiddeti reddederek, bir de bir olmanın, birlikte yaşamanın hazzını yudumlamalıyız. Başka çaremiz yok çünkü. Bizi Allah bir kılmış, ayırmak, ayrı düşmek kimin haddine.