Bir okur olarak Âkif?

Abone Ol

Mehmet Âkif in nitelikli bir okur olarak uyguladığı okuma teknikleriyle ilgili tespitlerimizi geçen hafta dikkatlere sunmaya başlamıştık. Bugün konuyu sonuca bağlayacağız.

Üstad okurken tefekkür ve tetkik ederdi

Âkif, bir taraftan modern bilimleri öğrenirken diğer taraftan geleneksel bilgi ve hikmetten de kopmuyor, ikisini birlikte götürmeyi başarıyordu. Bu ve benzer gayretleriyle o, maddi ve manevi alanları en mükemmel bir şekilde uzlaştırmış oluyordu.

Mehmet Âkif, okumaları sırasında tefekkür etmekten geri durmazdı. Bu sayede o pek çok ayrıntıyı fark etmiş, kimi pratik sonuçlara ulaşmıştır. Âkif in şu cümleleri onun bu okuma halini açıklamaya yetecektir: Sadî nin küçük hikâyeleri saatlerce beni düşündürürdü. Her şeyin az şeyde olduğunu söyliyen Dümafisin mukaddemesini okuduktan sonra Sadî deki sırrı san atı anladım: Demek büyük büyük hikmetler, ibretler göstermek için uzun uzun vakalar tertip etmeye lüzum yokmuş

Âkif in okurkenki hassasiyetinin hangi derecede olduğunu damadı Ömer Rıza nın tanıklığı sayesinde öğrenebiliriz: Mehmet Âkif Fransızca sayesinde hem Fransız edebiyatının, hem garp dünyasının bütün şaheserlerini okuduğunu, bütün bu eserlerin kütüphanesinde bulunan nüshalarından anlamıştım. Bütün bu eserlerin en derin dikkat ve itina ile okunduğunu, anlaşılmayan satırlarının üzerindeki yapılan tetkiklerden anlamıştım.

Çoklu okuma, çok okuma

Mehmet Âkif, tek kitapla yetinmez, aynı zamanda birkaç kitabı bir arada okurdu. Bugün pek çok okurun da uyguladığı bu yöntemini Âkif in nasıl uyguladığını şu cümlelerinden çıkarabiliriz: Bir yandan tercüme ile meşgul olurken diğer taraftan da Mesnevî yi okudum. Yanımda Mesnevî nin Türkçe, Farisî beş, altı tane şerhi vardı.

Âkif, önem verdiği eserleri bir kez okumakla yetinmez, birkaç kez, hatta pek çok kez okurdu. Mesela Mesnevî yi iki kez okuduğunu bizzat belirtir. Kur an-ı Kerim i ise daha fazla okumuştur. Zira yıllarca Kur an tercümesi ile uğraşmış, bu arada Kur an ı ezberlemiştir. Bunu bir nükteyle şöyle açıklamıştır: Allah a hamdolsun, demir Hafız oldum.

Eşref Edip bu konuda bize başka veriler de sunar: Veterinerlik Fakültesi nde okurken bir taraftan derslerine büyük bir ciddiyetle çalışırken, öte yandan da sık sık Kur an okuyor ve ortaokul yıllarında başladığı hafızlığını tamamlamaya çalışıyordu. Nitekim fakülteyi bitirdikten kısa bir süre sonra hafızlığını da tamamlamıştır. Yine Âkif in 1920 lere kadar bir Kur an Tefsiri olan Celaleyn Tefsiri ni 18 defa okuduğu bilinmektedir. Bu konuda bilgiyi Eşref Edib ten aktarıyoruz: 

Milli mücadele yıllarında, Kastamonu nun Nasrullah Camii nde hitabeden Mehmet Âkif e, o sırada yanında bulunanlardan biri, elindeki kitabın ne olduğunu sorar. O da, Celâleyn Tefsiridir. Bunu daima yanımda taşır, Kur ân ı okur gibi okurum. Şimdiye kadar bu kitabı, 18 defa baştan sona okuyarak hatmettim. Şimdi bu kitabı, 19. defa okuyorum diye cevap verir.

Okumada yapmacığı sevmezdi

Okumada hassaslık Âkif in toplum karşısında farklı sebeplerle yaptığı okumalarda özellikle kendisini göstermiştir. Eşref Edip, onun bir gün Fatih Camii kürsüsünde bir ayet-i kerimeyi, kesik kesik, müthiş bir âhenk ile okuduğunu , ondan sonra da muazzam bir şiir inşad ettiğini belirtir. Pek tabii olarak Âkif in bu okuması camiyi dolduran binlerce cemaati vecd içinde, haşyet içinde bırakmıştır.

Şiir okurken ciddi olarak kendini bu işe veren Âkif, doğal olarak yapmacık jest ve mimiklerle şiir okuyanlardan pek hoşlanmazdı. Ahmet Faruk Kılıç bu konuda şu bilgiyi verir: Bir gün böyle birisi Taceddin Dergâhı nda onun Bülbül şiirini okur. Bu okuyuşa canı sıkılan Âkif, şöyle der:

Bu bülbül bizim bülbüle benziyordu; amma, adam ne kanadını bıraktı, ne kuyruğunu.

Okumanın yeri ve zamanı

Okumak için özel bir zaman ve mekân aramayan Âkif, sürekli olarak yanında kitaplar taşır ve onları okur, okuturdu. Yanında taşıdığı kitaplardan birisi de bir sözlüktür. Bu minvalde Eşref Edip şöyle yazar: Üstadın babadan mevrus bir kamus tercümesi vardı. Onu daima yanında taşırdı.

Neyzen Tevfik, Âkif le ilgili bir hatırasını anlatırken, bize Âkif in okuma zamanlarıyla ilgili bir malumatı da bildirir: Âkif sabahları güneş doğmadan kalkar, Kur an tercümesine başlardı. Sabah namazını kılar, çayı hazırlar, beni uyandırırdı. Ona hasretini çektiğini söylediği makamlardan taksim yapardım. Gözlerinden damla damla akıttığı yaşı benden saklamak ister ve sonra bana tercüme ettiği Kur an dan parçalar okurdu. O zaman da ben coşar, elime neyimi alır ve duygularımı neye bırakırdım

Sonuç:

Âkif in nitelikli okurluk yönü, biliyoruz ki yüksek şahsiyetinin bir başka tezahürüdür. Onun izlerini takip eden bireyler olarak, okuma faaliyetlerimizi olgunlaştırmak için de Âkif i kendimize rehber edinebiliriz.