Bir Nefes Olaydı Ya!..

Abone Ol

Seçim sonrası sabah telefonuma ilk mesaj kiracı olan arkadaşımdan geldi. Seçim sonrası arkadaşımın ve komşusunun ev sahibi kirayı üç katına çıkarmak istiyormuş, ev sahipleri öyle haber göndermiş. Kiracılar her şey böyle iki-üç katına mı çıkacak diyerek şimdi başlarına gelen problemin çözümünün derdine düşmüş durumdalar.

Eski zamanlarda seçim vatandaşa bir nefes alacak alan ve zaman açılır, bir umut oluşmuş olurdu. Ama eskiden… Yeni kurulacak hükümetten dertlerine çare olacak çözümleri üretmesinin beklendiği bir süre geçerdi. Hükümetler, “İlk 100 günde şunları yapacağız”, “Terörü ya bitireceğiz ya bitireceğiz”, “Memura, işçiye, emekliye şu oranlarda iyileştirme yapacağız” gibi beylik söylemler geliştirirlerdi. Bu zaman aralığında bile sular durulurdu.

Son seçimleri tüm miller olarak “kazasız, belasız atlatsak bari” diye geçirdik. Sonunda da bir ilimizde meydana gelen farklı görüşteki kişinin kutlama sırasında diğer/öteki olarak belletildiği kişiyi bıçaklanmasıyla son buldu. Bu seçimde yeni ne bir vaat ne ekonomik krize yeni çözüm önerleri ne eğitim sisteminde kördüğüm noktasında gelen sorunları çözüme dair söylemler duyduk. Hatta diğer zamanlarda “çılgın proje” diye sunulan “Kanal İstanbul” bile ağızlara alınmadı. Sokağa çıkıp vatandaşımıza sorsak, “2023 seçimlerinde aklınızda kalan ve ilginizi çeken vaat nedir?” diye cevap alamayız. Çünkü seçim propaganda süreci yalan, iftira, kavga, algı üzerine geçti.

Seçim sonrası beklenilen rahatlama yerine şimdilerde zamanı gelip ödenmeyip ertelenen ödemelerin zamanının geldiği çanları çalıyor. Kiracılar ev sahiplerinin yeni fiyat güncellemeleri (zam demek de eski adet) ile ev mi taşıyacaklar, ekmek yerine taş mı kaynatıp mevcut evlerinde oturacaklar onun derdindeler. Öğrenciler yaklaşan üniversite sınavına kararsızlık ve belirsizlik bulutları arasında giriyor. Lise öğrencileri okuyunca ne olacaklarını ya da elinin emeğini yiyebilmek için kaç üniversite, kaç kurs, kaç sertifika programı bitirmesi gerektiğini hesaplamakla günlerini geçiriyorlar. Emekliler yaşadıkları tüm krizlerin üzerine acaba ömürlerinin sonuna kadar ne kadar kriz görecekleri endişesini taşıyorlar. Hastalar birkaç ay sonraya aldıkları randevuya kadar hayatta kalma mücadelesindeler. Anneler-babalar çocuklarının geleceği için yeni ev alma hayallerinden vazgeçmiş durumda çünkü kendileri bile emekli olduklarında tüm hayatları boyunca verdikleri emeklerle iki göz bir oda ev almak hayalinden uzaktalar. Ülkemizde bir avuç paradan para kazanan, ihaleler ile köşeyi dönmüşler hariç diğer ekonomik sınıfların yaz tatili planı, cennet gibi vatanda yaşayıp buraları görme, gezme gibi hayalleri yok. Cennet gibi ülkede yaşayıp faydalanamayan geniş bir halk kesimi var.

Parantez açıp özellikle dile getirilmesi gereken en önemli konu da çocuklarımız ve gençlerimiz. İnternet çağında yaşıyor olmamız hasebiyle çocuklarımız evde iken bile tehdit altında. Okullarda her gün onlarca nahoş, insanlık dışı, o yaştaki çocukların yapmasına imkân olmayan konularla karşılaşıyoruz. Anneler tedirgin bir şekilde her sabah çocuklarını okullara gönderiyor. Başta ekran bağımlılığı olmak üzere madde kullanımına dair çocuklarımız savunmasız. Yurt dışında üretilen uygulamalardaki meydan okumalar ile arkadaşlarına, öğretmenlerine hayatı dar eden bir nesil ile karşı karşıyayız. “Dindar nesil” derken geldiğimiz nokta çok düşündürücü. Ekonomik krize dair uzman ve ehil kişilerin sıkı çalışmasıyla çözüme kısa sürede ulaşılabilinir ama eğitimdeki müfredat sonucu ve yetkililerin çocuklarımıza sahip çıkmaması durumu kaybedilen nesil ülkenin geleceğine ve ahiretine mal olur. Yıllardır yaptığımız gibi biz yetkilileri ve aileleri uyarmaya devam ediyoruz. Yaşadığımız sorunlar bireysel olarak tedbir alıp çözüme ulaşabileceğimiz seviyeyi aşalı çok oldu. Millet olarak, vatandaş olarak, devlet olarak, hükümet olarak kolektif çözümler üreterek ancak bu hayâsız akını durdurabiliriz.

Duamız odur ki; iktidar mensupları sandıktan çıkan “devam” sonucunu ihalelerde fesada, kamu işlerinde işi ehli olana değil de yandaşa vermeye, faiz belası ile milletin emeğini sömürmeye, üretmeden satın almaya, ülkenin en değerli topraklarını yabancılara satmaya, denizlerin en güzel kıyılarını yandaş otelcilere açmaya, tarihi yerlerimizi restorasyon ediyoruz diye kimliğinden koparmaya, bulunan her boşluğu beton ile doldurmaya, Avrupa Birliği uyum yasalarını harfi harfine uygulamaya, dış ilişkilerde Siyonizm’in, Batı’nın ve Rusya’nın yörüngesinde kalmaya, eğitimde bozulmuş sisteme devam etmeye yormazlar.

Her ne kadar dünya tarihi krizleri çıkaranların çözüm ürettiğine şahit olmasa da vatandaş olarak beklentilerimizi yazıyoruz. Vatandaşın verdiği desteğe saygı duyulmasını ve hakkının verilmesini bekliyoruz.