Bir Müslümanın sorumlulukları

Abone Ol

Bireyselliğin, bencilliğin, çıkarcılığın yani dünyeviliğin baskın olduğu bir zamanda Müslüman’a sorumluluklarını anımsatmak tuhaf değil mi Bir Müslüman kendini bildiği ve fark ettiği andan itibaren doğal yükümlülüklere bürünür. Aile ocağından itibaren bir kendindenlikle yaşanır. Yaşanmışlıklar hayatın temel ilkeleri olur. Dünya hiçbir zaman bu kadar karmaşık olmamıştı. Geçmişte bugünün teknik imkânları, teknolojileri, bilişim araçları yoktu. Hayat belli bir alanda ve belli sınırlar içinde yaşanıyordu.

Şimdi dünyanın bir ucunda hiç tanımadığınız, bilmediğiniz biri dünyanıza giriyor ve hatta hayatınıza dâhil oluyor. Onların dünyalarının farklılıkları, anlayışları size yansıyor. Siz zamanla farkında olmadan yeni bir dünyaya ve hayata evriliyorsunuz.

Artık insanların birebir doğrudan ilişkileri olmuyor eskisi gibi. Ya da sanal ve görsel bir dünyada yeni bir hayat ile yüzleşiliyor, tanışılıyor. Farklı kültürlerin farklı anlayışları başkalarına yansıyor. İnsanlar, çok geçmeden renk ve tutum değiştiriyorlar. Bir Müslüman kendini bildiği andan itibaren sadece kendinden sorumlu değil. Önce kendinden sonra aile bireylerinden, komşularından, sokakta ki insanlardan ve dahası insanlığın tamamından sorumlu oluyor. Sorumluluk bilgi ve bilinç ile at başıdır. Yükselişe geçiyor. Bilgi ve bilinç sahibi kimselerin sorumluluğu daha çok oluyor. Bir âlimin sıradan bir insandan sorumluluğu daha çoktur. Vebali daha ağırdır. Çünkü onlar toplumun önünde yer alırlar. Onlar o zaman sadece kendilerinden değil etki alanına giren herkesten sorumludurlar. İnsanlığın tükendiği, öldüğü bir zamanda haksız yere zulüm ile ölen her insanın sorumluluğu söz konusu kimselerin üzerindedir. Sadece siyasal anlamda yönetenlerin değil. Suskun kalan bilgi sahibi kimselerin sorumluluğu daha çoktur. Çünkü yönetenler de onların etki alanı içindedirler. Söz geçiremiyorlarsa, sessiz ve suskun kalıyorlarsa bu onların sorumluluğunu arttırır.

Zalim kimselerin zulmünü ve aşırılıklarını alkışlayanlar o kimseye iyilikte bulunmuyorlar. Zulmün ve kötülüklerin artmasına katkı sağlıyorlar. Bununu içindir ki Müslümanlar için en önemli sorunların başında entelektüellerin sorumluluk alanlarını bilememeleri, bilmezlikten gelmeleri, duymazlıktan görmezlikten gelmeleridir. Her kim olursa olsun maddî ve manevi zarar gören her insandan sorumluluk kapsamı içinde olan Müslümanlar sorumludurlar. Bu, müslim olsun gayrimüslim olsun fark etmiyor. Bir Müslüman bir gayrimüslimin hakkına giriyor ve gasp ediyorsa en ağır bir biçimde cezalandırılır. Biz bunu geçmişimizde biliyoruz. Sevgili Efendimizin yaşadığı dönemdeki örneklerden biliyoruz.

Bir Yahudi’nin hakkını gasp eden bir Kureyşliyi Yahudi şikâyet için Efendimize gider. Kureyşli de yanlarındadır. Efendimiz her ikisin de dinler Yahudi’nin haklı olduğunu söyler. Buna tatmin olmayan ve kabul etmeyen Kureyşli Hz. Ömer’e gider. Hz. Ömer her ikisini de dinler. Allah Elçisi’nin verdiği kararı da öğrenir. Düşünmek ve karar vermek için zamanı ister içeri girer. Çıkar, Peygamberin verdiği kararı beğenmeyen Kureyşlinin kellesini uçurarak cezasını verir. Bu çok ağır ceza bütün insanlık için iyi bir örnek olmalı.

Günümüz insanları kendi partilerinden, meşreplerinden, kliklerinden olmayanlara rahatlıkla zulmediyor haklarına girebiliyorlar. Bu ister parti mensubiyeti olsun ister olmasın hemen herkes için geçerli bir kural olmalı. Özellikle Müslümanlar ve İslâmî duyarlığı olanlar daha çok özenli olmalılar. Kendilerine gösterilen yol ve istikamet gereği böyledir. Karmaşık, kaotik, hemen her an ve durumda zulmün baskın olduğu, insanlığın üzerine abandığı bu zamanda daha çok önem kazanıyor. İnsanlığın has ve sahih Müslümanlara ihtiyacı var. Sorumluluğunu bilen entelektüellere ihtiyacı var. Bu, öncelikle kendileri için gereklidir. İnsanlığın selamete çıkması için gereklidir.