Doksanlı yılların başlarıydı. Afgan dağlarındaki bir
mücahidin cihat günlüğünü yazan Abdülhamid Muhaciri olarak tanımıştım onu.
Fakat o ismin müstear olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Gerçek kimliğini ise
çok sonraları öğrenmiştim. Kendisiyle tanışma şerefine erişemedim ama birçok
yakın dostundan hatıralarını dinleme fırsatı buldum.
Kitapta Sovyet işgaliyle boğuşan Afgan halkının şanlı
direnişi, bir Türk mücahidin şahitliğinde anlatılıyor, yaşanmış gerçeklikler
tüm duruluğu ile insanı farklı bir atmosfere sürüklüyordu.
Tam altı yıl önce bugünlerde yine aynı Afgan dağlarında
düşen uçakta vefat etti Abdülhamid Muhaciri, ya da asıl adıyla Bahattin Yıldız
ağabey.
Birçok badireden sağ çıktığı, Sovyet helikopterlerinin
hışmından siyah bulutların yardımıyla kurtulduğu, birçok defa yaralanıp kanını
döktüğü dağlarda, bu kez bir uçak kazasıyla ruhunu teslim etti Bahattin ağabey
Yaradanına.
Şöyle bir hatıra anımsıyorum kitaptan
Abdülhamid ve Türkiye den birlikte geldikleri en yakın
arkadaşı olan Bilal, tam bir sigara tiryakisidirler. Üstelik savaş şartları
imkân vermemektedir sigara bulmaya. Fakat Bilal ne yapar ne eder bir paket iyi
marka sigara bulur bir yerlerden. Ramazan bayramı yaklaşmaktadır. Suyla ve bir dilim
köy ekmeğiyle yapılan sahurlar ve iftarlar sonrasında bile, çok istemelerine
rağmen sigara paketini açmamış ve bayram sabahını beklemişlerdir birlikte.
Bayram gelir, cephe gerisinde namazlar kılınır,
bayramlaşmalar yapılır, mücahitler birbirlerine sarılır, tüm zerrelerle hemhâl
olunur ve Bilal törenle açar sigara paketini. Önce en yakın arkadaşı olan
Abdülhamid e, sonra da sigara içtiğini bildiği birkaç Afgan mücahide uzatır
sigaralarından.
Tam çakmaklar ateşlenip aylar sonra ilk sigaralarını
içecekleri sırada, bağlı bulundukları mücahit birliğinin Afgan komutanı hayli
kızgın bir edayla kendilerine doğru yaklaşır. Komutan çok kızgındır, ama en çok da bizim iki Türk mücahide tepki
gösterir
Siz haa, demek siz de sigara içiyorsunuz öyle mi Hadi
bunlar bizden, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemezler. Peki ya siz,
Türkiye den gelen Milli Görüşçü kardeşlerimizsiniz. Üstadımız Erbakan ın
bizlere emanetisiniz. Biz yanlış yaptığımızda doğrusunu gösterecek
kimselersiniz. Şimdi nasıl olur da böyle bir hataya düşersiniz.
Komutanın ok gibi saplanan sözleri karşısında Abdülhamid
ve Bilal, biraz şaşkın, biraz mahcup ve biraz da çaresiz bir şekilde o gün
sigarayı bırakırlar.
Bu satırları okuduğum yıllarda gençliğimin de verdiği
toylukla bütün Milli Görüşçüler adına gururlanmıştım. Afgan komutanın anlatmaya
çalıştığı o yükün ağırlığını ise çok sonraları fark etmiştim. Bahattin ağabey
de aynı hisleri taşıyor olsa gerek, kitabında yer vermişti bu hatırasına.
Şehâdet arzusuyla cihattan cihada koşmuştu bir mücahidin
günlüğündeki Abdülhamid Muhaciri. Afgan dağlarından Saraybosna sokaklarına
kadar ayak basmadık cephe bırakmamıştı yıllarca. Bahattin ağabey ise bir Peştun
yetimin gözyaşını dindirmek için çırpınırken uğurlandı ebedi âleme. Rahmet
olsun ruhuna. Pençir aslanı Ahmet Şah Mesud
Madem merhum Bahattin Yıldız ağabeyin vefat yıldönümü
münasebetiyle sözü Afgan cihadından açtık, öyleyse büyük komutan Ahmet Şah
Mesud un adını da anmazsak eksik kalır.
Şah Mesud, Afgan cihadının efsaneleşmiş generaliydi. O,
yaklaşık 10 yıl süren savaşta Ruslara en ağır kayıpları verdirten ve tarihe
Pençir Arslanı olarak geçen komutandı. Birkaç hafta içinde Pençir Vadisi ni ele
geçireceğini sanan Ruslar, onun öngörülemez hamleleri sayesinde hem on binlerce
asker kaybettiler, hem de Pençir Vadisi ne adım atamadan mağlup olarak defolup
gittiler.
Şah Mesud un savaş stratejisi ve mücahitlerin kaya gibi
sağlam imanı sayesinde Afganistan da savaş bitmiş, yıllar süren Rus işgali
sonlanmıştı. Artık sıra, direnişe katılan bütün grupların birleşerek, bağımsız
Afganistan ı yeniden inşa etmesine gelmişti. Fakat ne yazık ki bu başarılamadı.
Efsane komutan Şah Mesud, savaştan sonra Milli Birlik için elinden geleni yapsa
da, Burhaneddin Rabbani ve Gülbeddin Hikmetyar arasındaki anlaşmazlığa engel olamadı.
Eğer diğerleri gibi koltuk kavgasına katılsaydı, Afgan
halkı içinde en fazla seveni ve takipçisi olan lider de yine kendisi olacaktı.
Fakat o bunu yapmak yerine, Dünyalık ikbal için birbirinin boğazına sarılan
kardeşlerin olduğu yerde, bize geri çekilmek düşer dedi ve Pençir Vadisi ndeki
köyüne döndü.
Pençir Arslanı Şah Mesud, 11 Eylül 2001 de meydana gelen
ikiz kule saldırılarından 2 gün önce 7 Ekim 2001 de başlayan Amerika nın
Afganistan işgalinden ise yaklaşık 1 ay önce... Yani tam 9 Eylül 2001 de,
gazeteci kılığında kendisiyle röportaj yapmak isteyen Belçika pasaportlu iki
saldırganın bombalı saldırısında şehit edildi. Böylece tıpkı 10 yıl boyunca
Ruslara karşı olduğu gibi, Afganistan da Amerikalılara karşı da destanlar
yazması muhtemel olan efsane komutan, şehitler kervanına katılmış oldu.
Bugün Afganistan da ülkemizin de NATO üyesi olarak fiilen
yer aldığı Amerikan işgali halen sürüyor. Şah Mesud un yokluğunda mazlum Afgan
halkı ise kan ağlamaya ve kardeş kavgasının da bedelini ödemeye devam ediyor.