Birincisinin ismini Atilla İlhan kitaplarından mülhem “Hangi Erbakan” koyan ve kartel tetikçiliği ile ünlenmiş birkaç malum kalemden ancak “gaz ve elektrik” alabilen Soner Yalçın, yeniden elden geçirdim genişlettim dediği kitabının yeni baskısını “Erbakan” adıyla yayımlamış.
Kitabın arka kapağına koyduğu ve satış yükseltme pedalı vazifesi görecek” Görüş ve hedefinden emindi, ülkesine ve insanına hep sadık kaldı” gibi dürüstçe yazılmış birkaç cümlesini saymadığımızda anlaşılacak olan şudur: Bu kitap
Erbakan, Erbakan olarak bilindiğinde/tanındığında/ anlaşıldığında, tanımlandıkları yerleri bırakarak/terk ederek doğru koordinatlara geçmesi muhtemel kitlelerin önüne çekilen bir settir, çukura yılanlı bir hendektir.
İçe dönük bu gerekçe dahi çok kitap yazılmasını zorunlu kılar onlara.
lakin dışa dönük gerekçeleri çok daha acıdır böyle yazılmış kitapların.
Erbakan adını her duyduklarında veya akıllarına düştüğünde “Kaybediyoruz/yeniliyoruz” sendromuna savrulmalarını önlemektir, karanlık emel sahibi ve karanlık kanal mensubu fertleri / lobileri / ülkeleri.
Erbakan’a ve Milli Görüş’üne karşı olmak/muhalif olmak hakkını kullanmak değildir bu ve böyle kitapların hedefi.
Beyazı siyaha çalmaktır, akı karalamaktır, olumluyu olumsuzlaştırmaktır.
Tahammülün fevkiindeki Soner Yalçın kitabından üç örnekle denizin bulandırılamayacağını anlatalım onlara. Kitabın üç ayrı yerinden aldığımız üç ayrı örnekle.
Birinci örneğimiz bir soru ile başlayacak: Soner Yalçın’ın Masonlara ve Masonluğa bakış açısı nedir Onları ne olarak bilmektedir Bir masonun, bir Müslümanın nikah şahidi olmasından çok rahatsızlık duyuyorsa ve hazmedemiyorsa bu durumu, bir Masonun bu ülkede yıllarca Başbakan olmasına nasıl katlanmıştır
Birinci örneğimizin ilgili satırlarına bir bakalım: “Nikah şahidi Mason” bölümün başlığı bu. Suçlanan belli: Erbakan. Suçlama delili ve suçlamak için kullanılan kelime meraka doruk yaptırmaz mı
Merhum Prof. Bedri Karafakioğlu’dur Erbakan’ın nikah şahidi. Katledilmesi, bilim adamı olması, Kurucu Meclis Üyeliği, İTÜ Rektörlüğü, solcu sayılması anlatıldıktan sonra Karafakioğlu’nun, hedefe kurşun gönderiliyor: “Aynı zamanda Erbakan’ın hocası ve 33. dereceden Masondu”
Soner Yalçın’ın Masonlara ve Masonluğa bakış açısını sormuştuk başta ama, artık cevabıyla ilgileneceğimizi sanmıyorum.
İkinci örneğimiz o ünlü Erzincan temeli. Sökülen temel. “Otomobil bagajındaki temel”
Altay Egesel ve o gelenekten gelen Demirel’in övgüsüne mazhar olmuş “Savaş”çıların gömleğini giymiş Soner Yalçın, okuyor suçlama gerekçelerinden birini daha.
“Erbakan’ın attığı temellerden birini, üzerinden üç yıl geçtikten sonra CHP Erzincan Senatörü Niyazi Ünsal arabasının bagajına koyup meclise getirdi. Üç yıl önce atılan temele bir çivi bile çakılmamıştı”.
Soner Yalçın böyle diyor.
Benim de o günlerde mizahi hikayesini yazdığım ve M. Şevket Eygi ağabeyin Büyük Gazete’sinde yayımlandığı bu temel olayının tarihi 11 Temmuz 1976’dır.
“Temel çalma” suçundan hakkında dava açılan CHP’nin temel yolundaki merhum Niyazi bey o gün yaptığı basın toplantısında diyorki: “Otomobil bagajında taşınan bu temel MC hükümetinin bir süredir yurt düzeyinde attığı sahte temellerden biridir”
Bahse konu MC hükümeti, daha sonra ikincisi kurulduğu için birinci diye anılacak olan hükümettir ve 31 Mart 1975 tarihide kurulmuştur.
Temel, sökücü/çalıcı ifadesine göre 1. MC temeli ise, Soner Yalçın üç yıldır çakılmayan çivileri neresinden uydurmuştur Sorusunu bir yana koyalım ve meselenin temeline bakalım.
Bir şehre, ihtiyacı olan fabrikanın temeli atılıyorsa, o temelin hiç planı, projesi, ayrılmış parası olmasa dahi, o şehrin seçilmişlerince yapılacak olan nedir O temelin peşine düşerek, o temeli, o temeli atan hükümete fabrikaya dönüştürtmek değil midir Mademki ortada, o temel benim diyen bir hükümet var... Tutun sözünüzü, yapın şehrimize fabrikanızı demek ve Mecliste bu konuyu takip etmek, temel çalmaktan daha aşağıda sayılan bir iş midir/bir eylem midir
O günlerde tek kanal TRT tv’sindeki bir programda rahmetli Erbakan Hoca’nın, “Temelini attığımız her fabrikanan, en küçük civatasına kadar planı ve projesi vardır!” demesini, temel sökücü olan ve olmayan tüm CHP parlementerleri ve işin sorumlusu Devlet Planlama Teşkilatı da duymuştu.
Atılan temellerin fabrikalaşmayanlarının listesini de koymuş Soner Yalçın.
Şu sorunun cevabını vermeden koymuş: Devletin kendi işlerini takip eden kurumları yok mu Onların başarısızlığının/savsaklamasının sorumlusu neden Erbakan olsun Ki Erbakan’ın hükümetlerde olduğu yıllar bellidir.
Üstadımızdan öğrendiğimiz karıştırma usülünde dikkatimizi çeken üçüncü örneğimiz öyle aktüel, öyle aktüel ki...(Onca yanlışı okuyamaycağımızı Soner yalçın da hoş görür)
“Şunuda eklemek lazım: Askerlerin Erbakan’a güvenmemelerinin bir nedeni de şuydu: Erbakan göreve gelir gelmez Abdullah Öcalan ile Suriye üzerinden temas kurup terörü bitirmek için kolları sıvadı”
Temas oldu, olmadı ayrıntılar değil önemli olan. Soner Yalçın’ın durduğu yer ve savunduklarıdır. Devamında diyorki: “Askerler kendilerine bilgi verilmeden bu tür gizli görüşmeler/temaslar yapması nedeniyle Erbakan’a kuşkuyla bakıyorlardı”
İnadıkları ve savundukları yönetim şeklinin Soner Yalçın’ca ilanı değilse bu, nedir Ayrıca askerlerin tek “Laiklik/İrtica” değilmiş sıkıntıları. Soner Yalçın’ın iddiasına göre, Amerike paket yapmaya hazır değil daha; hem niçin rahatsız olunuyor dağlardaki ölümlerden...
Rahmetli Hocamız’da hata arayanlardan, hata bulanlardan olmadım. Bir olayı, şahitlik ettiğim bir olayı anlatarak, hatasıydı diyenlerin yanıldıklarına belge olsun diyelim.
1973 yılı seçimi öncesi Konya buluşmasında görüştüğüm ve şimdi adlarını hatırlayamadığım MSP Erzurum İl Başkanının, yardımcısının yanında bana söylediklerinin ölçülerimin arasında önemli yeri vardır.
“Hocam, o Erzurum’a gidecek. Partimize yaklaştırmasınlar. Dediğinin haberi bile ulaştığında biz çoktan onunla görüşmüş ve listenin birinci sırası için anlaşmıştık." "Hata”cıların oyununa gelmemek ve her daim uyanık olmak da bizim Hoca’mıza olan borçlarımızdandır.
AKP’liler Yayla’nıyor! Helal mi
İzmir’de AKP teşkilatının düzenlediği bir panelde konuşan Prof. Dr. Atilla Yayla’nın, “Kemalizim ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” ve “Neden her yerde sadece Atatürk’ün heykelleri var, Neden her yerde sadece aynı adamın fotoğrafları asılı ” cümlelerini söylemesinin bir yerel gazetede “Hain” başlığı ile duyurularak bir linç kampanyasının başlatıldığını AKP’liler de unutmamışlar.
Nerden mi vardık bu kanaate
Atilla Yayla’dan özür dilemişler.
Yani şimdi...
O güne gidelim. Paneli yöneten AKP İzmir Milletvekili Z. Akçam ve davetçi Z. Kürkçü, Prof. Yayla’yı sözlerine dikkat etmemekle suçlamışlar ve bu talihsiz sözlerden dolayı kendilerinin ve partilerinin yargılanamayacağını beyan etmişlerdi.
Üniversiteden ayrılmaya zorlanan Prof. Yayla’nın 15 ay hapis cezası almasının onaylanmaması ve beraat etmesinin linç kampanyasını artık durduracağına inanan AKP’liler özür dilemişler.
Yani şimdi...
“Savunmaya kalksak olayı bizim üzerimize yıkacaklardı”
O gün öyle, bugün böyle diyen AKP’lilerden Z.Kürkçü böyle diyor.
Savunmaya kalksak...
Yani ortada bir suç var (!)
Olayı bizim üzerimize yıkacaklardı.
Kim yıkacak Niçin yıkacak Misafirinizi ve kendinizi linçsever bir yerel gazeteye karşı savunamayacak kadar güçsüz mü idiniz
Bir panelistin konuşmasıonun sorumluluğunda değil mi Kimin ne diyeceğini siz mi belirleyeceksiniz
“Partiye zarar gelmemesi için olay mahallerini hızla tark etme yolunu seçtik”
Bu cümlede davetçi AKP’li Z.Kürkçüye ait.
Bu AKP’liler, ne olursa partilerine zarar gelir, ne olmazsa gelmez eğitimine mi tabi tutulmuşlar Ve hala olay yerini terk ettiklerini söylerleren, ortada bir suç (!) olduğuna mı inanıyorlar.
Bir iddiaları da şu AKP’lilerin: “Öyle davranmasaydık, yani kaçmasaydık ve Prof. Yayla’yı suçlamamış olsaydık, Olay AKP’nin kapatma davasında yer alacaktı”.
Bir AKP’li partisini kapatma davasıyla birlikte düşünürmüş, öğrendik.
Ve...
Ve adaletin geç te olsa yerini bulduğunu iddia eden AKP’liler, neyi kaybetmişler ve neyi kazanmışlarsa artık, diyorlarki: Atilla Yayla hoca hakkını helal etsin!
Atilla Yayla’nın tavrını bilmeyiz. Lakin panel yapmaktan çekinen ve panellerde konuşmak istemeyen insanların artmasının hakkı ne olacak ey AKP’liler
Bu ülkede tartışma yapmak hakkını kullanmak isteyenlerin olmasından sizlerde mi rahatsız oluyordunuz
Spor Olsun
Renkler ve zevkler tartışılmaz (mı)
Pazar günü...
Fenerbahçe Trabzonspor maçı...
Trabzonspor oyuncusu Süleyman Bamba Avni Aker’in güney tarafındaki kaleye iki gol atıyor.
Hücumlar soyadı üzerinden...
Bamba oldu Bomba!
Pazartesi günü...
Galatasaray Orduspor maçı...
Galatasaray oyuncusu Selçuk İnan Arenanın güney tarafındaki kaleye iki gol atıyor.
Alkışlar soyadı üzerinden...
Selçuk İnan’dı, oldu!
İki kale ikişer gol...
Fark bir gün...
Neden hep beyazlar kazanıyor
Yangıncı geldi hanım...
Bir 28 Şubat yıldönümü gelirde, ünlü savcı Vural Savaş yazmaz mı kalemler
Yazılır, yazılır...
“C.Başkanı Süleyman Demirel beni köşke çağırdı. Sıcak bir karşılama...
- Refah Partisi kapatılmasaydı, askeri müdahale olabilirdi. Seni kutluyorum. Davayı sen açtın. Bu sonuçta yüzde 50’den fazla hakkın var”.
Vural Savaş’ın bir başka anlattıklarına da okumuştum.
“Demirel benim oturduğum makama atama yapmadan önce diyormuşki: Öyle bir savcı buldum. Ateş, ateş!..Beni atadı”.
Demirel tarafından ikinci kez atanmadığını, adını en başa yazdırmasına rağmen atamadığını da unutmuş olamaz sayın Vural Savaş.
Ben bunları hatırladıktan ve hatırlattıktan sonra, çıkarın kağıt kalemleri... Yazılı yapacağım!
Bu ülkenin imanları Demirel’in atadığı iki başsavcı adını hatırlıyorlar, biliyorlar, unutmuyorlar. Peki ama neden, Vural Savaş’tan önceki başsavcıların adlarını bilen yok.
Soru bir: Onlar hukukçu değillermiydi
Soru iki: Vatan sevgileri üstüne kimin söz söyleme cesareti olabilir.
Soru üç: Onlar neden köşke çağrılmak ve aferin almak ihtiyacı hissetmedirler
Herkes 10 almalı bu yazılıdan.
28 Şubat kadınları
Her 28 Şubat geldiğinde bu ülkede konuşulan konulardan biri de Merve Kavakçı olayıdır.
Merve Kavakçı’ya uygulanan zulmü anlamak zor değil. Merve Kavakçı’nın Meclis’in Genel Kurulu’na girmesi üzerine, devleti korumak, devletin uğrayacağı zararları önlemek, devletin Merve Kavakçı’sız ancak yaşayabileceğini iddia etmek içgüdüleriyle, dürtüsüyle hormonlarıyla ayağa kalkanları dahi anlamak kolay.
Yani 28 Şubat dolayısıyla hakkı yenen sadece Merve Kavakçı değil. MHP Milletvekili Nesrin Ünal da var.Hani Merve Kavakçı’nın seçildiği seçimden bir sonraki seçimde seçilmiş Nesrin Ünal...
Seçmenlerinin karşısına başörtülü/türbanlı çıkmış ve erkeklere oy verin sloganıyla seçilmiş Nesrin Ünal... Neden o anılmıyor 28 Şubat günlerinde
Başını açarak Meclise girmesi hiç mi kazandırmadı Partisine, Merve Kavakçı’ya karşı çıkanlara, bahse konu erkeklere ve kadınlara...
Kim itiraf edecekse artık....
Terbiye yoksulu
Tv Net kanalında gazetemizin eski yazı işleri müdürü Ekrem Kızıltaşın, Hoca’mızı anlatmasını zevkle dinlerken karşısındaki sağcı bir gazeteci sürekli dalış yapıyor.
- Erbakan’a terbiyesizlik ettiler!
23 Temmuz 1996 yılında Mesut Yılmaz hükümetinin imzaladığı İsrail’le ilişki antlaşmasını, 28 Haziran 1996’da kurulmuş olan Refahyol hükümetine yükleyen Nuh Gönültaş sürekli aynı olayı vurgulayarak (General Osman hadisesi), aynı cümleyi söylüyor.
- Erbakan’a terbiyesizlik ettiler!
Merhum, rahmetli gibi sıfatları kullanma terbiyesi almamış o beyefendi, yakın durduğu iktidar mensuplarına sorarak, o terbiyesizlik denilen olay için ne yaptıklarını öğrenebilirdi.
Çankaya oturduğu yere çok mu uzaktadır.
Şeytanı izledim
Şeytanı izledim, ne yaptığını gördüm;
Önce harama ayarladı duyuları...
İnsanlar daha çok daha çok isterken,
O bunları tutup tutup vurdu yuları...
Küresel savaşlar
Küresel savaşlar hep, bebeklere ayarlı,
Tezgah kirli, tezgahtar kirli, hiç aksatmıyor.
Kara giysiler, kara ağıtlar, kara günler;
Tezgah kirli, tezgahtar kirli, hiç ak satmıyor!
Ekrem Şama