Bir lider olarak Erbakan

Abone Ol

Asrın liderini anmak ve anlamak için geçtiğimiz hafta

ülke genelinde çok sayıda toplantılar yapıldı, çeşitli etkinlikler düzenlendi.

Şimdi sıra işin gereğini yapmada

Niçin Erbakan Erbakan Hocamızı diğerlerinden ayıran ve

farklı kılan neydi

Bizce, Hocamızı farklı kılan onun lider olmasıydı.

Liderlikle yöneticilik genelde birbirine karıştırılır. Hâlbuki ikisi aynı

değil. Millet olarak yaşadığımız sıkıntıların temelinde yatan asıl neden de

budur. Ülkeyi yönetenler gerçekte lider değil, belki yöneticidirler. Hocamız

ele aldığı herhangi bir konunun önce tarifini yapardı. Dilerseniz biz de

liderliğin ve yöneticiliğin yapılmış tariflerine bir göz atalım:

Yöneticilik, taban çizgisinde bir odaktır. Bazı şeyleri

en iyi nasıl başarabilirim

Liderlik ise, tavan çizgisiyle ilgilenir. Başarmak istediğim

şeyler nedir

Yöneticilik, başarı merdivenini tırmanmaktaki

becerikliliği, liderlik ise merdivenin doğru duvara dayalı olup olmadığını

görmeyi gerektirir.

Erbakan Hocamızın liderliğini iyi anlayabilmek için

Erbakan ın ne istediğine bakmamız yeterlidir. Bir de, Hocamızın ömrünün sonuna

kadar hiçbir ödün vermeden mücadele ettiği küresel sistemi iyi tanımamız lazım.

Başbakan Erbakan ı daha iyi anlamak için Sultan Abdülhamit i çok iyi anlamamız

gerekir.

Evet, Erbakan Hocamız ne istiyordu

Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için günümüzden

330 yıl geriye gitmemiz gerekir.

1683 İkinci Viyana Kuşatması ve arkasından gelen yenilgi.

İslam coğrafyasının içinde bulunduğu derin kriz bu tarihte yapılan hatalara

dayanmaktadır. O tarihten günümüze kadar tüm süreçlerde İ la-yı Kelimetullah

hedefinden vazgeçilmiş ve sürekli olarak yenilgi psikolojisiyle hareket

edilmiştir. O gün ülkeyi yöneten askeri ve sivil bürokrasi kurtuluşu Batı da

aramaya başlamış ve girilen hatalı yolda milletimizi yanlışa sürüklemeye devam

etmişlerdir. Günümüzde bile çökmeye yüz tutmuş olmasına rağmen farklı bir yol

denemeye kimse cesaret dahi edememektedir. Yenilgi psikolojisi adeta

yöneticilerin iliklerine kadar işlemiş durumda. Devirler ve aktörler değişse de

bu psikoloji değişmiyor.

1683 de başlayan yenilgi psikolojisinin neticesi olarak;

1699 da Karlofça Antlaşması imzalanmış ve o tarihten

günümüze kadar atılan her adım bu ruh halinin kuşatması altında

gerçekleşmiştir. Hâlbuki bu, bizim karşı karşıya kaldığımız ilk yenilgi değildi.

1402 Ankara Savaşı nda karşılaşılan bozgun ve girilen dağılma süreci, kardeş

kavgası vs. çok daha tehlikeli olmasına rağmen hedeften vazgeçilmediği için

toparlanıp yeniden yürüyüşe devam edilmesi mümkün olmuştur.

Asr-ı Saadet le başlayan yürüyüş, Hulefa-i Raşidin

döneminde hiçbir sapma olmadan aynen devam etmiştir. Emeviler, Abbasiler ve

Osmanlılar döneminde de büyük oranda İ la-yı Kelimetullah hedefi devam

etmiştir. Tanzimat fermanıyla yol çatallanmış, bu tarihten sonra devlet resmen

yönünü Batı ya dönmüştür. Bu upuzun sürecin iki önemli istisnası var: Sultan 2.

Abdülhamit ve Başbakan Erbakan. İşte, Milli Görüş ü diğer hareketlerden ayıran

en hassas çizgi bu Tanzimat la birlikte milletin yolu kesilmiş ve tek yön

olarak, mecburi istikamet Roma ya, Batı ya verilmiştir. Sultan Abdülhamit ve

Erbakan kendi dönemlerinde gidilen istikamete hem itiraz etmişler hem de doğru

yolu güncellemişlerdir. İşte, her ikisinin başına gelenler milleti doğru yola

sevk etmeleri nedeniyledir. Batı ya itiraz ettikleri için kıyamet koptu. Bu

yolda büyük bedeller ödendi.

Şükürler olsun ki, milletimiz farkı fark etti. Şimdi,

gelecekten ümitli olmak için çok anlamlı bir nedenimiz var: Asrın lideri, büyük

dava adamı Başbakan Erbakan fikirleri ve uygulamalarıyla yolumuzu aydınlatmaya devam

ediyor.