Bir korku Ve Terbiye! Aracı Olarak Terör

Abone Ol

Terör Atatürk Havalimanını vurdu. Terörist için zaman, zemin, mekân, bölge, il ayrımı kalmadı. Terör herkese eşit mesafede artık. Bombadan, patlamalardan dakikalarla kurtuldum diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Kısa vadede yapılabilecek çok da bir şey yok. Sorumluların saldırılar sonrası yaptığı açıklamalar basit bir basın bilgilendirmesine dönüşmüş durumda. İstihbarat zafiyeti midir, güvenlik eksikliği midir, yoksa bunların dışında başka bir sorun mu var, tam olarak bilgi sahibi olamıyoruz. Diğer taraftan terör saldırıları sonrası getirilen yayın yasaklarının olumlu ve olumsuz taraflarını birlikte müşahede ediyoruz. Olumlu çünkü terörün herhangi bir toplumsal infiale sebebiyet vermesi kısmen önlenmiş oluyor. Olumsuz çünkü detayları çok da konuşamadığımız için nerede hangi, hatalar yapılıyor, bunu göremiyoruz. Sonuçta bir kısır döngünün içine mi çekiliyoruz diye bir endişeye kapılıyoruz.

Teröristler İstanbul’un merkezinde, hem de Fatih’te, 1 yıllık kontratla ev kiralayabiliyorlar ama yetkili makamların bundan haberi yok. Herhangi bir otelde bir gecelik dahi olsa bir oda kiraladığınızda kimliğiniz üzerinden sorgulama yapılıyor ve aranan şahıs iseniz bilgileriniz doğrudan emniyet makamlarına gidiyor da, bu tür kiralama durumlarında neden gerekli denetimler gerçekleştirilemiyor? Mesela aynı otellerde olduğu gibi, mahallelerdeki her bir kiralama işleminin de, muhtarlıklar veya belediyeler üzerinden yapılması zorunluluğu getirilse ve sistem üzerinden takibi yapılsa nasıl olur bilemiyorum.

Çok yazdık, çok söyledik ancak bir kere daha ifade etmekte fayda var. Terör artık devletler arasında bir iletişim aracına dönüşmüş durumda. Çoğu ülkeler doğrudan destek vererek veya sessiz kalarak bir örgüte alan açıyor ve o örgütün hareket alanı üzerinden kendisine, öyle veya böyle, o ülkeye müdahale edecek bir zemini bulmaya çalışıyor. Bütün bunları okuyamayıp, gelişmeleri sağlıklı analiz edemeyen devletler işte bizim gibi terörün doğrudan hedefi olabiliyor. Bir de sarı öküzü vererek, felaha çıkacağını düşünen bir anlayışla idare ediliyorsanız, çok da bir şansınız kalmıyor. Rahmetli Neşet Ertaş’ın “Kendim ettim, kendim buldum” diye bir eseri vardı. Biz bugün Ortadoğu’da, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da attığımız yanlış adımların sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. Yani kendi kendimizi ateş çemberinin içine attık, şimdi bir çıkış yok mu diye sağa sola koşuşturuyoruz.

Terör sürekli korku salmayı hedefler. Dayanma gücünüz kalmasın ve teslim olun ister. Bu yolla sizi terbiye edeceğini ve istediği noktaya getireceğini düşünür. Sizi “ver-kurtul”a ikna etmek için öldürür de öldürür. İnatla kan dökmeye, can almaya devam eder. İşte tam da bu durumda birbirimizi daha iyi anlamaya çalışmak ve sorumluluklarımızı hatırlamak gibi bir görevimiz olduğunu unutmayalım.

Sorumluluklarını hatırlaması gerekenlerin en başında ise milletin hükümet etme görevi verdiği iktidar partisi gelir. Eğer o hükümet yanlış da yapsak nasıl olsa millet bize oy veriyor rahatlığıyla hareket ederse, milletten bir uyarı geldiğinde biz nerede yanlış yaptık deme fırsatı bile bulamadan, tarihin tozlu raflarındaki yerini alır.