Üç kardeşi tanımıştım. O şehrin insanlarından farklı bir hayat yaşarlardı.
Camide cemaate nazik davranışları, mahallede yardıma muhtaçları koruyup kollamaları, beni hoca olarak gördüklerinden saygıda kusur yapmamaya çalışmaları, çocuklarını ve torunlarını da aynı özelliklerle yetiştirmeye çalışmaları hep dikkatimi çekerdi.
31 yıl sonra geldiğim o şehirde o üç kardeşi arayıp bulayım dedim.
Çocuklardan birinin çarşıda dükkânı olduğunu söylediler.
Dükkândan içeri girince hemen ayağa kalkıp elime sarıldı ve çay içerken amcalarını sordum.
Üç kardeşten birinin vefat ettiğini öğrendim.
Dükkân sahibine asıllarının buralardan olmadığını, nereli olduklarını sordum.
“Dedemiz İstanbul’da medreseyi bitirmiş. Kadı veya subaylık tercihi yapacağı günlerde Çanakkale savaşına almışlar.
Savaştan sonra terhis belgesiyle yaya yollardan Doğu Anadolu’daki evine giderken buraları beğenmiş. Memlekete dönmüş. Ablasından başka kimsenin kalmadığını görmüş.
Ablasını da alıp getirmek istemiş ama ablası gelmemiş.
Dedemiz filan köye yerleşmiş.
Köyün ve etraf köylerin çocuklarını okutmuş.
Şimdi o köyler hâlâ dini hassasiyetini koruyan köylerdir.” Dedi.
Doğu Anadolu illerinden birine Müftünün daveti üzerine gittiğimde konferanstan sonra ilçe müftüsü aldı beni ilçesine götürdü.
Köyler hariç otuz binlik nüfusa sahip bu ilçede huzurun, güvenin somut halini gözlerinizle görmeniz mümkün.
Halbuki şehrin karşısındaki dağın güneyinde terör, anarşi, gasp, adam kaçırma, bomba sesleri, talan, yalan gırla gidiyor.
Bu huzur şehrine otuz kırk yıl önce bir Jandarma eri gelmiş.
İki sene askerlik yapmış.
Adına asker hoca demişler.
İki senede halkı evirmiş çevirmiş, merkez camide Kur’an dersleri vermiş.
Terhis olup giderken şehrin kaymakamı, belediye başkanı ve ileri gelenleriyle toplantı yapmış ve kumarla içkinin bu şehre sokulmamasını tembih etmiş.
Onlar da uymuşlar ve hala o şehirde içki satılmaz, kumar oynanmaz, hırsızlık nedir bilinmez.
Bulunduğu her yerde görev yapan kardeşlerim, “Kurtuluş İslam’da” sözünü pratik hayatımızda gösterelim.
Herkes bulunduğu yerde görevini yapıverse yeterli.
Her görevli bunu bulunduğu köy veya şehirde başarabilir.
Şu anda başarılı olanlar çok sayıda var.
Allah onların sayısını artırsın.
“Şehirde olsaydım ben de o hizmeti yapardım” diyerek hizmetten kaçanlar, ilçeye gelince de “Ben ilde olsaydım” demeye başlarlar.
İlde olanlar da “Ben Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı olsaydım” diyerek kaçışlarını sürdürürler.
Pırlanta, taçta olsa da pırlantadır, çamura batsa da pırlantadır.