Doğanın doğal akışını, beşeri hiçbir güç engelleyemez.
Bireysel akışta da böyle bu sosyal akışta da. Nereden sıkıştırırsanız tam da
oradan karşı koyar. Bu karşı koyuşta herhangi bir plan program olmayabilir.
Zaten plan program insan aklının ürünü olduğu için doğal akışın hangi yöne
nasıl hareket edeceği tamı tamına kestirilemez. Beklenmeyen bir güç,
beklenmedik bir şekilde plancı programcıyı alt üst edebilir. Doğal bir şekilde
akan suyun önüne doğal olmayan bir şekilde bent yaptığınız zaman tam da bent
yaptığınız yerden akışını gerçekleştirerek bendi yıkar geçer su. Güçsüz bir
hayvan olan kediyi sıkıştırdığınızda hiçbir şey yapamazsa cırnaklarıyla size
cırnak atarak karşı koyar. Psikoloji biliminde meşhur bir örnek var; yavrusunu
ezen kamyonun tekerini dişleyerek kendince kamyona karşı koyar kedi. Ki bu
durumla analık duygusunun ne kadar güçlü olduğu anlatılır. Yani doğanın doğal
akışı sert bir şekilde engellenirse, engelleyen, sert bir şekilde karşılık
görür. Evet, Brüksel deki patlamalar doğanın doğal akışıyla ilgilidir. Neden
mi
Beş yıldır Suriye de taş üstünde taş bırakılmadı.
Binlerce insan canından oldu. Milyonlarca insan evinden barkından oldu.
Milyonlarca insan vatanından oldu. Çocukları ölen analar babalar, anaları
babaları ölen çocuklar. Bütün ailesi öldürülmüş kadınlar, bütün ailesi
öldürülmüş erkekler. Suriye de Müslümanlar birbirlerine Allahuekber diyerek
kurşun sıkıyor, bomba atıyor. Amerika nın beslediği güçler Amerika nın oyunuyla
birbirlerini katletmekten çekinmiyor. Amerika derken her şeyi Amerika ve İsrail e
bağlamanın da kolaycılık olduğunu burada söyleyelim. Müslümanlarda şuur yok mu
da oyuna geliyorlar. Demek ki koltuk hırsıyla şuur muur kalmıyor. Koltuk
hırsıyla yanıp tutuşan üçbeş Müslüman yüzüne geniş halk kitleleri canlarından
oluyorlar. Bizim ülkemizde de böyle değil mi!
Suriye halkı, kendi insanlarının birbiriyle savaştığını
görünce taraf tutmaktan ziyade yani herhangi bir safta savaşmaktansa ülkelerini
terk edip kaçmayı seçti. Bir evde kurşunlanarak ya da bomba atılarak canı
yakılan bir insan can havliyle ya kapıdan kaçar ya da pencereden. Aynen bunun
gibi Suriyeliler de en yakın kapı olan Türkiye ye kaçıp sığındı, sığınıyor.
Çünkü namluyu hangi tarafa yöneltseler kendi insanları var. Ama bu durum son
zamanlarda değişti. Nasıl mı
İslam dünyasının gözleri önünde, Batı dünyası Suriye de
katliam yapıyor. Önce iç savaş adıyla kardeşi kardeşe düşürüp birbirlerini
öldürttüler sonra bununla yetinmeyerek kendileri bizzat öldürmeye başladılar.
Amerikan uçakları bombalıyor, Rus uçakları bombalıyor, Fransız uçakları
bombalıyor, Alman uçakları bombalıyor. Bütün bunlar bizlerin yani Türkiye nin
gözleri önünde oluyor. Türkiye ne yapıyor Kaçan Suriyelilere çadırkent
yapıyor. Çadırkentlerin parasını AB den istiyor. AB mülteci sorunu diyor,
Türkiye bizi AB ye alırsanız mültecileri geri alırız diyor. Bu arada Türkiye,
para da istiyor. Onlar da cenaze masrafı kabilinden bir ücret ödemeyi taahhüt
ediyorlar. Suriyelilerin şuursuzluğuna mı yanalım biz Türkiyelilerin acizliğine
mi!
Brüksel demiştik değil mi Doğanın akışı ne Avrupa yı
dinliyor ne de Türkiye yi! Doğanın akışı bunca öldürülen, bunca zulmedilen,
bunca rencide edilen, bunca rezil edilen insanların elbet bunları yapanlara bir
karşılığı olacak diyor. Bizzat o insanlar yapmasa da yapacak insanlar çıkacak
diyor. Suriye de öldürülen çocukların Avrupalı çocuklar kadar değeri yok mu!
Bir Belçikalının canı ne kadar kıymetliyse bir Suriyelinin canı da en az o
kadar kıymetlidir. Avrupalılar bunca evinden barkından canından ettikleri
insanların kendilerine bir karşılığı olmayacağını mı sanıyorlar. Aynı şey ABD
ve Rusya için de geçerli. Bu kadar işgal ve zulmün bir gün bir karşılığı
olmayacağını mı düşünüyor bu büyük güçler. Elbette bir karşılığı olacak,
oluyor.
Ne demiş atalarımız; alma mazlumun ahını çıkar aheste
aheste.