Bir İnsan Bir Hikâye (3)

Abone Ol

Çalıştığım yardım kuruluşunda haftanın iki gününü mültecilere ayırmış ve burada hayalleri yarım kalmış kadınların gelecekten çok geçmişlerine odaklı yaşadıklarına tanık olmuştum… Dinlediğim hikayelerin etkisiyle günlerce uykusuz kaldığım günler olmuştu…Randa Haznevi bunlardan sadece biriydi…

Faşistlerin her fırsatta “asalaklar! Gidin ülkenize!  diye dışladıkları mültecilerin, kalplerimizin kaldıramayacağı kadar ağır hikayeleri vardı ama ırkçı faşistler bu insanların yurtlarından çıkarken neler hissettiklerini ve hangi zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını dikkate alacak kadar insan değillerdi. Kim kurulmuş düzenini bozup da dilini bilmediği ülkelerde ikinci sınıf vatandaş olmaya razı olabilir ki! Onlar bedenen burada yaşasalar da ruhen doğup büyüdükleri toprakların nefesini kokluyor ve hatıraları ile bütünleşiyorlardı.

Halep’te eşi ile birlikte mağaza işleten Randa, şehrin bombalandığı gün işini de eşini de kaybetmiş… Yakınlarının büyük çoğunluğu Avrupa’ya  iltica edince biri üç diğeri bir yaşında olan bebekleri ile birlikte kendisini güvende hissedebileceği bir mekan aramış ve iki bileziğini satıp yoksulların katıldığı bir göç kafilesi ile birlikte Türkiye’ye ulaşmış. Kendisi Halep’ten çıkışını anlatırken, “Ekonomik durumu iyi olanların kimileri doğrudan vatandaşlık aldı, kimileri daha iyi şartlarda göç ettiler ama yoksullar için göç bir çileydi” diyor  ve yağmura, çamura, açlığa aldırmadan günlerce devam eden göç yolculuğunun zorluklarını özetliyor. Göç sonu görünmeyen bir yolculuk Randa için…

Bir Pazar sabahı kader arkadaşları ile birlikte Halep’ten çıkmış Randa…Belki geri gelirim ümidiyle şehre veda etmemiş, başını çevirmiş ve arkasına bakmamaya özen göstermiş. İlk gün yeni umutlarla kendini zinde hissetmiş ve çocuklarının birini sırtına birini kucağına alıp kafileye uyum sağlamış. Fakat yolculuk gittikçe çekilmez hale gelmiş… Açlık, yoksulluk, yorgunluk, çile, korku, tehdit, belirsizliğin olduğu göç yolculuğunun dördüncü günü ruhunu tarifsiz bir acıyla saran bir olay yaşamış Randa…

Halepli iki çocuk annesi Randa, kader arkadaşlarıyla birlikte gökyüzüne doğru uzanan bir dağdan geçerken bütün takatının tükendiğini hissetmiş ve çocuklarını düşünerek güç elde etmeye çalışmış. Yağmur bastırmış, yollar çamura bulanmış, ayakkabılar yırtılmış ve çocuklar açlıktan bitap düşmüşler. Randa bir yaşındaki oğlu Secad’ı iple sırtına sarmış, üç yaşındaki kızı Hafza’yı da kucağına almış bu çileli yolculuğun bitmesi için duada bulunmuş.

Saatler olduğu yerde durmuş ve çilesi katlanmıştı göçün…Ölüm kusan bombalardan kaçıp, keskin bir bıçak gibi göklere doğru uzanan bir kayanın göbeğinde bir metre karelik yolda saatlerce yürümüşler. Randa, Halep’i terk ettiğine binlerce kere pişman olmuş ama geri dönme şansı olmayınca direnmeye karar vermiş.  Ayaklarında derman kalmamış, gücü tükenmiş, gözleri bulanmaya başlamış.  Yol ayaklarının altından kaymış ve sendelemeye başlamış. Kafileyi yöneten kişi onun tükenmişliğini fark etmiş olacak ki, düştüğün takdirde kimse seninle ilgilenmeyecek, direnmelisin…diye uyarıda bulunmuş. Ama nereye  kadar…Yağmur, soğuk, açlık ve uğruna şehri terk ettiği iki çocuğun çığlıkları…Bir anda her şeyden vaz geçmiş…O an oracıkta ölmek istemiş…Sonra derin bir nefes alıp adımını öne doğru  attığında ayakları dağın eteğinden aşağı doğru kaymış korku ile irkilip çocuklarına sarılmak istemiş ancak sırtındaki bebek fırlayarak, kayadan aşağı doğru yuvarlanmaya başlamış….Anne bir taraftan geride kalan üç yaşındaki çocuğunu kurtarmaya çalışmış diğer taraftan kayadan aşağı doğru düşen  bebeğini gözleri ile takip etmiş…Anne bütün çarelerin tükendiğini hissedip baygınlık geçirmiş. Hayatı göç yolculuğunda son bulan bir yaşındaki Secad ise kayanın ayak ucundaki ırmağa kadar ulaşıp suların altında kaybolup gitmiş… İnsanlar çığlık atıp dua etmenin dışında hiçbir şey yapamamışlar. Annenin yakasından tutup kendine gelinceye kadar sarsmışlar fakat çocuğu ile birlikte ruhunu ırmağa terk eden anne için artık hiçbir şeyin anlamı kalmamış. Annenin kalbindeki acı bütün bedenini sarmış ve üç yaşındaki kızını bırakıp kendini kayadan atmak istemiş…Tutmuşlar…Onu orada bırakamam, bırakın ben de atlamalıyım diye yalvarmış …

Irmak bir yaşındaki bebeğini büyük bir gürültüyle alıp götürmüş ve insanlar hiçbir çare bulamamışlar…Seccat çileli yolcuğu tamamlamadan gitmiş ebedi mekanına…Anne kafileyi yöneten kişiyi itip kendini atmak için tekrar hamle yapmış fakat eteklerinden tutarak ağlayan  Hafza’yı görünce vaz geçmiş… Keşke çıkmasaydım! Keşke Halep’te kalsaydım! onun ölümüne ben sebep oldum demiş ve göğsüne vura vura ağlamış… Yası hiç bitmemiş Randa’nın fakat geride kalan tek çocuğu için yaşama tutunmaya karar vermiş…

Randa Türkiye’de kendisiyle aynı kaderi paylaşan insanların desteği ile Esenyurt’ta bir ev kiralamış ve yardım kuruluşlarının desteği ile geçimini sağlamaya çalışmış. Ama sadece bedenen burada olduğunu ruhunun orada o ırmağın kıyısında kaldığını söylüyor. O dağ yolundan bir zerre uzaklaşmamış…Bu  olaydan sonra suya hep uzak durmuş, dağları katil gibi görmüş, başlarına bombalar yağdıran katillere beddualar etmiş…

Randa ırmağın sularına gömülerek kaybolan bir yaşındaki oğlundan kalan ayakkabıyı yanından hiç ayırmamış ve güne o ayakkabıyı koklayarak başlamış. Onun ölümüne sebep olduğu için kendini hep suçlamış ve geride kalan çocuğu için hayata tutunmaya çalışmış.