İMAM HATİP OKULLARI’nın açılış yıllarında, Konya’da Hacı Veyiszâde ünvanıyla tanınan Hacı Mustafa Kurucu Hocaefendi’yi bir İmam Hatip sevdalısı olarak görüyoruz. Böyle tanınması, Konya’nın Karatay ilçesine bağlı Şatır köyünden zamanın uleması içinde yer alan Hacı Veyis Efendi’nin büyük oğlu olması sebebiyledir. 1889’ doğmuş, 1960’ta vefat etmiştir.
Hafızlığını tamamlamış ve babasından icazet alarak müderris olmuştur. Kur’an ilimlerine vukûfiyeti ile tanınmıştır. İlim ve irfan yuvalarının kurulması için çalışmış, yüzlerce talebe yetiştirmiştir. Konya’da ve ilim çevrelerinde itibarlı bir yere sahiptir. Lâdikli Ahmet Efendi, Hacı Veyiszâde için “Zirvesine ulaşılamayacak kadar büyük bir dağdır” ifadesini kullanır.
Hacı Veyiszâde, Ali Ulvi Kurucu Bey’in amcasıdır. 1950’de İmam Hatip Okulları’nın açılacağı konuşulurken Ali Ulvi Bey amcasına, “ilerisi olmayan bir okula kim evlâdını gönderir ki!” der. Hacı Veyiszâde şöyle sorar:
“- Haklısın evlâdım, ama Allah, İslâm’ın bütün dinlere olan hâkimiyetini göstermeyecek mi, bunu vaat etmiyor mu ”
Ali Ulvi Bey devam eder: “- Amcacığım! Memleketimizden pek haberimiz olmuyor. Her şey battı, bitti biliyorum. Bundan dolayı hayret ediyorum.”
Hacı Veyiszâde şu açıklamayı yapar:
“- O dönemler bir keffâret dönemleriydi. Borcumuz vardı, ödedik. Ödeyebildiğimiz kadarıyla ödedik. Kapı az aralanır gibi oldu, bir ışık gözüküyor. Bir damla ışık, bir sürü yeri ışıtır değil mi Işıyacak, ışıyacak!..”
Hacı Veyiszâde, tek parti döneminin o inkıraz dönemlerinde hiçbir zaman ümidini kaybetmemiş, hep “Onlar, ağızlarından çıkan sözlerle Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki, kâfirler hoş görmeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır” (Tevbe, 32) ayetini ümitvar oluşuna delil olarak göstermiştir.
“Bir talebe için bin münȃfığın kahrını çekerim”
Uzun bir inkıraz döneminden sonra açılan İmam Hatip Okulları’nın kıymetini en iyi bilenlerden biri de Hacı Veyiszâde idi. Konya’da İmam Hatip Okulu’nun açılması ile birlikte Arapça, Tefsir dersleri okutmaya başladı. 1957 - 1958 yıllarında okul müdürü olan şahıs, Hacı Veyiszade’yi derslerde devrimlerden söz etmediği gerekçesiyle Millî Eğitim Bakanlığı’na şikâyet eder. Bir tamim gönderilirse, bunun Mustafa Kurucu’ya bildirileceğini yazar. Bundan sonrasını talebelerinden Mehmet Tekin Bey’in Ali Ulvi Kurucu’ya naklettiği şu hatırasından dinleyelim:
“- O günlerde Aziziye Camii’nin odasında amcanızı ziyarete gittim. Oda dolu. Herkesin derdi var, anlatıyor, hocam dinliyor. O esnada bahsi geçen müdür de geldi. İskemlelerde yer bulamayınca yere oturdu. Onu gören amcanız derhal: “Müdür oraya oturmaz, müdürün yeri orası değil, baş taraftır” dedi. İltifat etti, yanına çağırdı. Müdür amcanızın kulağına bir şey söyledi, gitti. Cemaat dağıldı, ben kaldım. Dayanamadım, amcanıza dedim ki: “Hocam, bu münâfık bu iltifata değmez. Onu şımartıyorsunuz…” Beni dinleyen amcanız gül bahçesini andıran o meşhur tebessümüyle: “Aslan Mehmed’im, dedi; ben onu tanırım, gönderdiği yazıdan da haberim var… Fakat ben bugüne kadar talebe yokluğundan şikâyet ettim. Talebe okutmak isterim, okuyacak talebe bulamam, talebe gelmez. Kimse evlâdını, istikbali olmayan bir ilmi öğretmeye göndermez. Sıkıntım buydu. Medreseleri kapatanların kapıları kapansın, derdim… Bugün medreseler açıldı. Talebe çoğaldı. Benden hizmet etmem, ders okutmam, talebe yetiştirmem bekleniyor… Benim dâvamın düşmanı olanlar, beni bu işi yaptırmamak isterler. Allah’ıma dayanarak söylerim ki, beni bu meydandan ancak ölüm koparır. Aslan Mehmed’im, ben bir talebenin yetişmesi uğruna, bin münâfığın kahrını çekerim. Ben bir bahçıvanım. “Yâr için ağyâra minnet ettiğim ağyâr eyleme / Bâğban bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.” Benim de bir yârim var, dâvam var, gayem var: İnsan yetiştirmek, memleketini, dinini, imanını, irfanını, ahlâkını kurtaracak bir nesil yetiştirmek… Gayem, aşkım, hedefim budur. Bu büyük gayeme ermek için ağyârın, düşmanların, rakiplerin kahrını çekerim, ezalarına, cefalarına tahammül ederim…” (M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu-Hatıralar, İst. Kaynak Yy. Sh. 231 - 232)
“Taksiratın kazası olur”
Tek parti döneminin bitmesinden sonra, Hacı Veyiszâde seçkin dost ve meslek arkadaşlarının yer aldığı kalabalık bir mecliste bulunuyordu. Bir ara dostları şöyle sordular: “Hocam, yıllarca dilsiz şeytanlık yaptık. Dine darbeler indirilirken ses çıkarmadık. Bu günahın altından nasıl kalkacağız ” Hacı Veyiszâde cevap verdi:
“Allah Gafur’ur Rahim’dir. Kaza edeceksiniz. Sadece namazın, orucun kazası olmaz. Taksiratla geçen yılların da kazası olur. Kaza edeceksiniz. Bundan böyle her zamankinden daha çok çalışarak, daha çok hayır yaparak, insaniyete İslâmiyeti götürecek talebeler okutarak, ağzınızı kapalı tuttuğunuz yılların konuşmalarını, cihatlarını da yapacak imamlar, hatipler, vaizler, müftüler, muallimler yetiştirerek kaza edeceksiniz. Sizin iyi yetiştirdiğiniz bir insan, binlerce, on binlerce insana hitap edecektir. Kasalarınızı, keselerinizi açın! Yakında inşallah İmam Hatip Mektepleri açtıracağız. Bu mekteplerde okuyacak çocuklar, sizin geçmişte kalmış yıllarınızı kaza edecektir.” (Mustafa Özdamar, Hacı Veyiszâde, Sh. 85)
Hoca olarak İmam Hatip Okulu’nda hizmet veren Hacı Veyiszâde ders konusunda tavizsizdi. Programlı ve disiplinli idi. Öğrencilere nafile namaz kılmak yerine “ders çalışmayı” öğütlerdi.
Sabırlıydı. Öğrenciye kızmazdı. Bazı muzip öğrenciler onu kızdırmak isterlerdi. O da, tatlı sert kaşlarını çatar, ellerinizi açın, beddua edeceğim, diyerek şöyle söylerdi: “Allah sizi muallim etsin, Allah hepinizi muallim etsin!”
Çocuklarına kızdığı zaman da “Allah sizi ana baba etsin!” şeklinde beddua ettiği nakledilir.
İşte, İmam Hatip Okulları Hacı Veyiszâde gibi nice ihlâslı ve fedakâr İmam Hatip sevdalısı hocalarımızın gayretleriyle gelişip yayıldı. Allah hepsinden razı olsun, onlara rahmetiyle muamele etsin
ŞAKİR TARIM